Endişenin yüzü

Feminist film kuramcısı ve eleştirmeni Linda R. Williams, Jodie Foster için hiçbir oyuncu,
gergin bir endişe duygusunu onun gibi iyi canlandıramıyor diyor.
Haber: Kaya Özkaracalar / Arşivi

Feminist film kuramcısı ve eleştirmeni Linda R. Williams, Jodie Foster için hiçbir oyuncu,
gergin bir endişe duygusunu onun gibi iyi canlandıramıyor diyor. Gerçekten de Jodie Foster deyince aklımıza ilk gelen, belleğimize en derinden kazınmış imajlar, Kuzuların Sessizliği'nden veya Sanık'tan veya Mesaj'dan tam da böyle görüntüler. Ve gösterime yeni giren filmi Panic Room / Panik Odası da besbelli böyle sahnelerle dolu bir film. Yani, en azından potansiyel olarak, ideal bir Jodie Foster filmi.
Foster, Hollywood'un sayısız çocuk yıldızları
arasında ilerleyen yaşlarında aynı derecede parlak bir kariyeri sürdürmeyi başaran ender isimlerden. Eğer Foster'ın 'bakışlarından ne kadar zeki bir insan olduğu hissediliyor' diye düşünenlerdenseniz, bu fikriniz pek de basmakalıp, boş bir yargı olmasa gerek. Gerçek adı Alicia Foster olan geleceğin yıldızı, okumayı daha 3 yaşında söken bir
'harika çocukmuş'. Sinema kariyeri küçük yaşlarda başlayan diğer pek çok sinema oyuncusunun aksine, mesleğinin tahsilini aksatmasına hiçbir zaman izin vermemiş, hem çalışmış, hem okumuş. Üstelik ABD'nin en prestijli, en zorlu eğitim kurumlarında. 1962 doğumlu Foster, Fransız Lisesi'nden mezun olduktan sonra Yale Üniversitesi'nin Edebiyat bölümünü bitirmiş. Jodie'nin hayata erken atılmasında, ona hamileyken kocası tarafından terk edilen ve çocuklarını tek başına büyüten annesinin büyük payı var.
Medyadan ırak
Jodie ilk olarak bir güneş losyonu reklamında mayosu bir köpek tarafından çekiştirilen küçük kız olarak kameralar karşısına geçmiş. Bir televizyon dizisinde oynayan ağabeyinin çekimlerini izlemek için stüdyoya gittiğinde yapımcılar küçük Jodie'yi de hemen gözlerine kestirmişler ve ona da aynı dizide rol vermişler. Minik oyuncunun ilk sinema filmi ise, evden kaçan iki çocuğun evcil bir aslan yavrusuyla olan arkadaşlığını anlatan Disney yapımı Napolean and Samantha (1972). Birkaç başka çocuk filminden ve Bonanza gibi tv dizilerinde misafir oyunculuktan sonra Amerikan sinemasının duayenlerinden Martin Scorsese imzalı Alice Doesn't Live Here Anymore / Alice Artık Burada Yaşamıyor (1974) geliyor. Scorsese, küçük Jodie'nin bu filmdeki küçük rolünde gösterdiği performanstan bir hayli etkilenmiş olsa gerek ki, Taxi Driver / Taksi Şoförü (1976) filmindeki çocuk fahişe rolü gibi zorlu bir sınavın altından onun başarıyla kalkabileceğini düşünmüş. Henüz 14 yaşındaki Jodie, bu sıradışı rolden psikolojik olarak etkilenmemesi için sürekli uzman psikolog gözetimi altında tutulmuş. Tabii ki bütün bunlar Jodie'ye vız gelmiş ama filmden olumsuz etkilenip akli dengesini yitiren en az bir kişi besbelli var. 1981 senesinde John Hinckley adında dengesiz bir tip ABD Başkanı Ronald Reagan'a başarısız bir suikast teşebbüsünde bulunduğunda ardında
Jodie Foster'a hayran olduğunu ve suikastı, Jodie'nin ilgisini çekmek için gerçekleştirdiğini açıklayan bir mektup bırakmıştı (Taksi Şoförü'ndeki baş karakter de bir politikacıya suikast girişiminde bulunuyordu!). Bu talihsiz olayın ardından Foster, medyanın gözünden olabildiğince uzak kalmaya azami çaba sarfedecekti ve halen de bu yaklaşımını sürdürmekte. Tabii bunda Hinckley vakasının yanısıra ünlü oyuncunun lezbiyen olduğuna ilişkin söylentilerin de payı olabilir. Nitekim, Jodie'nin kardeşi de onun lise yıllarında bazı kız arkadaşlarıyla bir hayli samimi olduğunu yazarak ünlü oyuncunun lezbiyenliğini ima edecekti. Ne olursa olsun şimdiye dek hiçbir basın mensubu Foster'ın ağzından özel yaşamıyla ilgili tek bir kelime alamadı. Hatta Jodie'nin iki çocuğunun babasının kim olduğu da bilinmiyor.
Yönetmen ve yapımcı
İşin magazin faslını bir tarafa bırakıp Foster'ın sanat yaşamına geri dönecek olursak, Taksi Şoförü'nden sonra adı ilk Star Wars (1977) filmindeki Prenses Leia rolü için adaylar arasında geçse de uzun yıllar boyu genellikle pek dikkat çekmeyen filmlerde oynadığı söylenebilir, bunların çoğu bir zamanlar ülkemizde video piyasasında
mevcuttu. Yalnız Foster'ın bu dönem filmlerinden en az birini ayrıca anmak gerek: Simone de Beauvoir'ın aynı adlı romanından Fransız sinemasının ağır topu Claude Chabrol'un uyarladığı Le Sang des autres / Başkalarının Kanı (1984); bu film ülkemizde yıllar önce nedense birkaç bölümlük mini - dizi halinde televizyonda oynamıştı. Foster, zor rollerin ismi olduğunu
Taksi Şoförü'nden sonra bu kez olgunluk çağında The Accused / Sanık'ta (1988) erkek egemen değerlerin hâkimiyeti altındaki
'adalet' sistemi karşısında hakkını arayan tecavüz kurbanı rolüyle bir kez daha kanıtladı, üstelik ilk kez Scorsese'nin filmindeki rolüyle aday gösterildiği Oscar'ı bu filmle elde etmeyi başardı. Foster'ın ikinci Oscar'ı ise gerilim / korku karması Silence of the Lambs / Kuzuların Sessizliği'yle (1991) gelecekti. Ancak Foster, Panik Odası'na kadar bir daha bu türdeki filmlerden uzak durmayı tercih ederek Kuzuların Sessizliği'nin devam filminde oynamayı reddetti, hatta Basic Instinct / Temel İçgüdü'de de başrolün önce ona önerilmiş olduğu ama Foster'ın geri çevirmiş olduğu kaydediliyor. Foster, uzun süre geçmişini inkâr edercesine 'pek rahatsız
edici olmayan' filmleri tercih etti. Yarı -otobiyografik esintiler taşıyan Little Man Tate / Küçük Adam Tate (1991) ile yönetmenliğe, Nell (1994) ile yapımcılığa soyundu, her iki film de hem gişede, hem de eleştirmenlerin gözünde mütevazı başarılar olarak kaldılar. Başrolü Mel Gibson'la paylaştığı komedi Maverick (1994) ve Robert Zemeckis imzalı bilim kurgu Contact / Mesaj'ın (1997) aksine Anna and the King / Anna ve Kral (1999) ise gişede ikiseksen yattı ve pek kimse tarafından beğenilmedi. Foster'ın en yeni filmi ise yapımcı ve oyuncu olarak imza attığı ve henüz yalnızca festivallerde gösterilip daha vizyona girmeyen Dangerous Lives of Altar Boys. Dile kolay, 40 yaşına yeni basmak üzere olan Foster 30 yıllık sinema kariyerine şimdiye kadar oyuncu, yönetmen veya yapımcı olarak 36 film sığdırmış ve bu tempoda çalışmayı sürdüreceğe benziyor.