Enver Paşa'nın büyük aşkı: Ne yapıyorsam senin için yapıyorum Naciyem

Enver Paşa'nın büyük aşkı: Ne yapıyorsam senin için yapıyorum Naciyem
Enver Paşa'nın büyük aşkı: Ne yapıyorsam senin için yapıyorum Naciyem
Tarihçi Murat Bardakçı yeni kitabı 'Enver'de İttihat ve Terakki lideri Enver Paşa'nın hayatını, hakkındaki pek çok bilinmeyene de yer vererek anlatıyor. Kitabın en çarpıcı yönü, Enver Paşa'nın eşi Naciye'ye duyduğu tutkulu aşk... Murat Bardakçı, Enver Paşa'yı anlatıyor.

RADİKAL - Tarihçi Murat Bardakçı, Enver Paşa'nın hayatını anlatan ve hazırlaması 10 sene süren 'Enver' adlı bir araştırmaya imza attı. Hürriyet'ten Ayşe Arman, Bardakçı ile 'Enver'i ve Osmanlı'nın güçlü paşasının aşk hayatını konuştu... Söyleşiyi paylaşıyoruz. 

Murat Bardakçı’dan yine sıkı bir araştırma… 10 yıl süren bir emek ve müthiş bir kitap: ‘Enver’. Bardakçı sayesinde 1918’e kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü adamının ama çok çaresiz bir âşığın hayatına daldım. İttihat ve Terakki’nin başı Enver Paşa!
42 yaşında hayata veda eden bir adam. Hikâyesinde yok yok, bir roman kahramanı gibi, savaş, aşk, gözyaşı, intikam, hırs, şehvet, özlem, kıskançlık ve çoook derin bir yalnızlık…
Murat Bardakçı su gibi akan bir tarihi kitap yazmış. Tarihçi gibi değil, gazeteci gibi yazmış, o yüzden de, kare kare canlandırabiliyorsunuz her şeyi. O dönemi, o dönemin ruhunu, insanlarını, karakterlerini çok iyi anlatmış.
Enver Paşa, yaptığı her şeyi, karısı Naciye Sultan’ın ayaklarının altına sermek için yaptığını söyleyen bir adam. Karısı Naciye Sultan de Vahdettin’in yeğeni…
Sürgün senelerinde Naciye Sultan’a yazdığı 400 kadar mektubu var. Ama ne mektuplar! Paşa, asker ya da siyasetçi olmasa, dünya edebiyatının önde gelen aşk mektubu yazarlarından biri olurmuş! Müthiş bir derinlik, müthiş bir entelektüel birikim, bitmez tükenmez bir hasret ve cephelerden kır çiçekleri toplayıp mektupların içine koyacak kadar da büyük bir romantizm…
Ve aslında o mektupların biri tarafından kitaplaştırılmasını, taa 90 sene öncesinden öngörmüş. O dönem 21 yaşında olan karısına hep, “Bunları bir deftere yapıştır! Sakla, koru, ileride beni anlatmak isteyen biri bunları kullanacak!” demiş.
Yani henüz doğmamış Murat Bardakçı’ya selam çakmış. Fakat aynı zamanda çok kıskanç. Orta Asya’da o çaresizlik için sürekli karısına mektuplar yazıyor, Naciye aslında bir hayal, o hayalle hayata tutunmaya çalışıyor ama ara ara kafasının bulandığı ve kayışların koptuğu oluyor, Berlin’deki Naciye’nin kendisini aldattığını düşünüyor, cephede böyle rüyalar görüyor, hep “Sakın beni aldatma” diye mektuplar yazıyor. Yazdığı eşi de 21 yaşında, üç çocuk annesi gencecik, dünya güzeli bir kadın. Ve o kadın, Enver Paşa öldükten bir iki sene sonra Enver’in kardeşi Kamil’le evleniyor.
Bu kitapta pek çok ilk var. Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğramamızın ardından memleketi terk etmiş ve gıyabında idama mahkum edilmiş. Kitapta bu karar ilk defa yayınlanıyor. Mustafa Kemal, eski arkadaşı ve kumandanı olan Enver Paşa’nın Anadolu’ya geçme konusundaki ısrarı üzerine tutuklama emri vermiş, şimdiye kadar bilinmeyen bu emir ilk defa bu kitapta… Ama galiba en acayibi Enver’in, çaresiz bir âşık olarak portresi, onun cepheden karısına yazdıkları…
Büyük adamların ne kadar yalnız olduğunu anlıyorsunuz!

Murat Bardakçı seni tebrik ediyorum! Müthiş bir kitap yazmışsın. 784’lük sayfalık ‘Enver’, benim için başta kabustu. Karşına çıkıp, sana soru soracağım için istemeye istemeye elime aldım… Amaaaa okumaya başlayınca çarpıldım! Enver Paşa’nın hayatı, baş döndürücü bir macera. Hemen başlıyorum sormaya: Neden o dönemin başka bir kahramanı değil de, Enver… Neden ona taktın?
15 sene önce Vahdettin’i yazmıştım: ‘Şah Baba’. O günden sonra da, bir daha asla böyle bir işe kalkışmayacağıma yemin etmiştim.

Neden?
Çünkü deli işi! Hanedan mensuplarının evlerinin kömürlüklerinde, gardırop diplerinde senelerce evrak-belge aradım. Buldum o ayrı ama ömrümden ömür gitti! Ama işte Allah’ın da sopası yok, Enver Paşa’nın torunu Osman Mayatepek, “Dedemin mektupları bende, bir bakmak ister misin?” deyince, gazetecilik merakı işte, hayır diyemedim. Okuyunca gördüm ki, iki kat deli işi! Ama kendimi de alamadım. Çünkü Enver’in hayatında her şey vardı: Aşk, savaş, kan, gözyaşı, hırs, intikam, şehvet, gurbet ve çok derin bir yalnızlık…

En çok nesi çarptı seni?
“Ruhum, cicim, efendim” diye hitap ettiği karısı Naciye Sultan’a yazdığı mektupların üslubu. Bizde önemli devlet adamları iki uçta değerlendirilir. Ya iyidir ya kötü. Oysa baktım burada başka bir adam var. Evet, karşımda imparatorluğun en güçlü adamı vardı, çok meşhur bir askerdi ama aynı zamanda çaresiz bir âşık! Yazmaya karar verdim. Ama sadece belgeleri toplamam 10 sene sürdü.

Offfffff!
Of ki ne of! Ailenin sandıklarına kadar girdim. Sonra devletin arşivlerine. Askeri arşivlerden de çok belge çıktı.

Türkçeye kim çevirdi o belgeleri?
Ben tabii. Ne yazık ki o konuda kimseye güvenemiyorum.

Tarihsel açıdan bu kitabın önemi ne?
Şevket Süreyya Aydemir’in Enver Paşa üzerine yazdığı bir kitap var: ‘Makedonya’dan Orta Asya’ya’.  Ve muhteşem bir kitap! Ama onda maalesef bu belgelerin çoğu yok! Tarihsel açıdan önemi ne dersen, birincisi, Enver Paşa’nın özel hayatı yazılmamıştı. Daha doğrusu ‘âşık tarafı’ ortaya çıkmamıştı. Bir de İstiklal Savaşı’ndaki pozisyonu tam olarak bilinmiyordu. Katılmak ve Milli Mücadele’nin başına geçmek istemiş. Bunun için de hiç olmayacak yollar denemeye kalkmış, Ruslar mani olmuşlar. Rusya’da ordu kurup, Anadolu’ya girmeye çalışıyor, olacak şey değil! Tüm bunların belgeleri var bu kitapta. Bir de bence bu kitabın en önemli taraflarından biri, Enver Paşa bazı çevrelerde ‘Turancı’ diye gösterilir. Oysa alakası yok!

Enver Paşa İslamcı…
Evet İslamcı ama İslamcılığı da şu: İngilizlerden intikam almak istiyor. Dünya Harbi’nde İngilizlere mağlup olduk, büyük bir yenilgiye uğradık. Enver Paşa da, İngilizleri temizleyip ortadan kaldıracak bir İslam Devleti hayal ediyor. Turan sözü, Enver Paşa için sadece bir bölgenin ismi ve kurduğu ordunun. Çıkarttığı dergilerin ve yazışmalarının hepsi İslami kimlikte. Ama bu, bir şeriat devleti vesaire hayali değil, İngilizlerden intikam alacak bir İslam İmparatorluğu…

Peki bunun bir sonraki aşaması ne?
Haaa bak, orası ilginç. “Bir İslam İmparatorluğu kuracağım” diyor ve şöyle devam ediyor, “O imparatorluğu da senin ayaklarının altına sereceğim Naciyem…” Yani her şey, tutkuyla bağlı olduğu karısı Naciye Sultan için!

4 senede 600 sayfa mektup mu yazmış…
Evet.

Her gün mü?
Bazen günde üç kere! “Bunları bir deftere yapıştır” diyor, “Kaybetme. Sakla. Beni ileride yazacak olan birisi bu mektupları kullanacak!” Öngörmüş önceden yani. Fakat mektupların özelliği şu. Başlıyor. “Naciyem seni çok özledim. Gözümde tütüyorsun…” Sonra benim sansürlediğim kısımlar geliyor, bir kısmını bıraktım gerçi ama bir kısmı artık çok özeldi, sonra diyor ki, “Trokçi’yle görüştüm, şu oldu, bu oldu…” Bütün detayları anlatıyor. Yani sadece aşk mektupları da değil, Enver Paşa, kendi mücadelesini de anlatıyor mektuplarda. Özellikle Orta Asya’daki…

Enver Paşa, 1918’in Kasım’ında imparatorluğun en güçlü adamı, İttihat ve Terraki’nin lideri. Aynı zamanda Padişah’ın yeğeniyle evli… Bu işte torpil var mı?
Hayır, darbecilik var! Darbeyle geldi. Enver Paşa’nın güç kazanması, İttihat ve Terakki’nin sivil ve askeri kanadının, yönetimi ele geçirmek için yaptıkları baskılar, girişimler ve darbelerle ilgilidir.

E peki bu adam, sonunda nasıl oluyor da acayip tutkulu bir âşığa dönüyor?
E sevmiş! Naciye Sultan’la evlenmesi, siyasi bir evlilik başta. Ama sonra deli gibi âşık oluyor. İttihat ve Terakki’nin iki kanadı var. Askeri kanat, sivil kanat. Askeri kanadı altından çektiğin anda, İttihat ve Terakki’den hiçbir şey kalmaz. Askeri kanadın lideri Enver. Sonuna kadar da başı o. Siviller diyorlar ki, “Buna bir titr lazım! Bir hanedan damadı falan olsa…” Neticede Naciye Sultan’ı buluyorlar. Padişahın kardeşinin kızı. O zaman 13 yaşında. Altı sene nişanlı kalıyorlar. Birbirlerinin yüzünü bile görmemişler. Enver, nişanlıyken de mektuplar yazmış Naciye’ye ama hep resmi. Evlendikten sonra işler değişiyor tabi…


MUSTAFA KEMAL, VAHDETTİN'İN KIZINI İSTEMİŞ
Mustafa Kemal de aynı yoldan gidip saraydan bir gelin almak istiyor?
Mustafa Kemal’in istediği bir sultan var. Yazışmalar falan, her şey elimizde. Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’ı istemiş. Ama o da kuzenine âşık. Sonradan evleniyorlar zaten. Neslişah Sultanlar filan onun çocukları. Mustafa Kemal, Sultan’la hiç karşılaşmamış. Sabiha Sultan’ın 40 küsur sene sonra söylediği şu: “Evet böyle bir izdivaç talebi oldu ama ben Naciye’nin akıbetini istemezdim, kabul etmedim!” Muhtemelen Mustafa Kemal de, Enver’in yolundan gitmek istedi. İki evlilik de siyasi. Enver Paşa’nın evliliği de siyasi bir güç elde etmek için organize edilmiş ama o sonradan çok âşık olmuş. Mustafa Kemal de büyük ihtimalle siyasi güç elde etmek istedi ama olmadı. Olsaydı ne olurdu kim bilir…

Enver Paşa’nın kişiliğini nasıl değerlendiriyorsun? Sence nasıl biri?
Çok ciddi bir entelektüel. Deli gibi okuyor. Ama bütün İttihat Terakki’nin o büyük defosu, onda da var: Konjonktürü değerlendiremiyor. Mesela Birinci Dünya Savaşı’nda yenildiklerinin farkında değiller. İngiliz seni perişan etmiş, ama hâlâ İngilizlerle görüşme yapıyorlar. Sarıkamış’ta Ruslar canına okumuş, Rusya’ya gidiyor, Ruslarla işbirliği yapıyor. Ama İttihat ve Terraki içinde en entelektüeli Enver. Dört-beş dil biliyor ve iyi biliyor. Ama o entelektüel boyut, dünyayı değerlendirmelerine katkı sağlamıyor maalesef. Bütün bu nesil, Abdülhamit döneminin subayları. Atatürk de, Enver Paşa da, İnönü de, şu da bu da. Bunlar, “Özgürlük getireceğiz” diye geliyorlar ama getiremiyorlar. Daha beter bir şey oluyor memlekette. Sultan Hamit zamanında, çok ağır şartlar altındalar, tavizler verilmiş, şu olmuş, bu olmuş, devleti bunlardan kurtarmaya çalışıyorlar. Savaşa giriş sebebi de bu. Eski güçlü günlere dönmek. Ama tabii başaramadılar, başaramayacakları da belliydi, o savaşa girmeleri de gerekmiyordu…

Senin kitapta anlattığına göre Enver bir hayalperest ama hayallerinin hiçbiri hakikate erememiş ve Türkiye’ye bir imparatorluğa mal olmuş… Öyle mi?
Kısmen öyle. Gerçi imparatorluk zaten bitmişti. Kağıt üzerinde vardı. Enver sadece çöküşü hızlandırmış oldu. Eğer hayalleri gerçek olsaydı, bugün her tarafta Enver’in portresi olacaktı. Enver Paşa Meydanı, Enver Paşa anıtları olacaktı ve Enverizmi konuşacaktık biz…

NACİYEM, RUHUM, EFENDİM 
Enver, Naciye’sine fena âşık…
Hem de nasıl! Sürekli Naciyem, ruhum, efendim diye hitap ediyor…

Peki Naciye Sultan ona ne kadar âşık?
 Bilemiyoruz, sultanın o kadar mektubu yok. Zaten bu durumdan Enver de şikayetçi. Ama şunu unutmayalım sultan, 21-22 yaşında, Enver’se 37, aralarında ciddi bir yaş farkı var…

Toplam ne kadar bir arada oluyorlar?
Bütün beraberlikleri toplam sekiz sene. Bu sekiz senenin dördü dünya savaşı. Enver hiç yok, sonra de hep sürgünde…

Enver, bir tarafıyla da padişahçı mı?
Sonuna kadar. Padişahçı, hilafetçi ve dindar. Cumhuriyetçi olmadığı kesin. Hep dindar yetişiyor. İslamcılığının ağır basması ise, bozgundan sonra, İngilizlerden intikam alma hevesiyle başladı.

SİYASETÇİ OLMASA AŞK MEKTUBU YAZARI OLURDU
Sence asker ya da siyasetçi olmasa gerçekten dünya edebiyatının önde gelen aşk mektubu yazarlarından biri olabilir miydi?
Kesinlikle! Müthiş okuyan bir adam. Dünyayı takip eden bir adam. Bu devirde birçok devlet adamının okumadığı bir sürü edebiyat şaheserini yalayıp yutmuş. Çünkü bunlar imparatorluk subayı. İnanılmaz  donanımlılar. Biz bugün imparatorluğu, milli devlet kavramıyla yorumluyoruz, çok yanlış yapıyoruz. Bakın bu insanlar, lisan bilirler, dünyayı bilirler, nasıl oturup kalkacaklarını bilirler, iyi dans ederler, salon beyefendisidirler. Ama kendi kimliklerini de bilirler. Atatürk falan hepsi lisan bilen insanlar. Enver, onların hepsinden daha fazla biliyor. Bir poligrot tarafı var, çok dil bilme yani. Çabuk da öğreniyor. Bir sürü şeyi Askeriye’de öğreniyorlar. İmparatorluk o şekilde imparatorluk olmuş.

Naciye’siyle arasındaki aşkı nasıl tanımlarsın?
Çok kıskanıyor. Ama kıskandığını da açık açık söyleyemiyor. Bir kere korkunç bir dedikodu müessesesi var. Zaman içinde Naciye’ye duyduğu aşk bir saplantı haline geliyor. Çok sevmiş onu, ama bu sevgi biraz da hastalıklı. Bir de öğretmeni gibi, “Şunu oku” diyor mektuplarında, “Piyanoda şunu çal”, “Şu kadınla görüşme!” Çünkü o insanların Naciye’yi birileriyle tanıştırmasından korkuyor.

Paranoya mı yaşıyor?
Paranoya, passion, deli bir tutku… O kadar yıl sürgünde yaşamış, tek kadın yok hayatında. Varsa yoksa Naciye ve onun hayali!

Bazı erotik bölümler de var, “Ya birileri görürse?” diye hiç rahatsız olmamış mı?
Onu çözemiyorum. Tamam, eskilerde bir rahat yazma adeti var, özel mektuplarda böyle açık açık yazarlar. Ama bunlar, tam özel mektup da değil, “Sakla yapıştır, benim tarihim olacak!” diyor. Bir de bu mektuplar direkt postaya gitmiyor. Afgan elçiliğinin postası veya Alman gizli servisiyle falan yollanıyor. Onlar da okuyor. Batum’da olduğu sırada bazı mektupları Ankara hükümetinin eline geçiyor. Mesela Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’e Ankara’ya yazmış, “Enver’in şöyle mektuplarını buldum. Karısına bazı şeyler söyledikten sonra şöyle planları olduğundan bahsediyor” diyor, o özel konulara girmiyorlar. Çünkü hepsi okul arkadaşı, yaşıtlar ve halden anlıyorlar…

BÜYÜK ADAMLAR HEP YALNIZ!
Gerçekten bütün büyük adamlar hep yalnız mı? Bu kitaptan böyle bir sonuç çıkabilir mi?
Evet, yapayalnızlar. Atatürk de yalnız. Konuşacak adam bulamıyorlar. O Çankaya sofrası denilen şeyler niye düzenleniyor? Atatürk’ün yalnızlığına iyi gelsin diye. Kendi düşünce boyutlarında, kafalarında muhatap bulamıyorlar…

Naciye’ye bu kadar büyük tutku duymasının altında engeller mi yatıyor? Yani görüşemiyor olmaları mı?
Görüştüğü zamanlarda da pek farklı değil. Naciye onun için bir tutku olmuş. Savaş zamanında Enver, İstanbul’da, Beyazıt’ta. Naciye Sultan, Ortaköy’de yalıda. Gündüz mektup gönderiyor. “Seni çok özledim, gözümde tütüyorsun, geliyorum” diye.

Sence Enver’in karısına yazdığı mektupları hangi Türk siyasetçi bu derinlikte yazabilir?
Ne yalan söyleyeyim, elimden çok evrak geçti. Böylesi yok…

Peki Enver’in Naciye Sultan’ın sadakatsiz olabileceğini düşünebilmesi için ortada makul bir sebep var mı? Yoksa oralarda insanlıktan çıkıyor ve kafayı mı yiyor?
Bence o yoklukta, kayış kopuyor bir yerde. Dedikodular duyuyor… Dönemiyor da… Kalmaya mecbur.

Peki neden? “Yetti artık!” deyip dönemez miydi? Resmen öleceğini bile bile orada kalmış…
Evet, öleceği belli ama dönemez. İki sebep var, biri asker olması, o dönemin askeri kendine “Yenildi!” dedirtmiyor. İkincisi de, Naciye Sultan’a mağlup biri olarak dönemez. Galip olması gerekiyor. Yoksa ölmeyi tercih eder. Enver’in Orta Asya’daki o macerasının son 4-5 ayı tamamen kaçıştır. Bence kendi sonunu bilmesine rağmen kendinden kaçıyordu.

Sonra da Naciye Sultan, Enver’in kardeşi Kamil’le evlendi… Ortada kalmasın diye mi? Böyle bir adet olduğu için mi?
Hayır o adet, kırsal kesimde var. Sevmişler onlar da birbirlerini…

Enver Paşa yaşarken, kardeşiyle bir ilişkisi olduğunu duyuyor mu?
Hiç tahmin etmiyorum. Hanımını, kardeşi Kamil’e emanet ediyor. Çünkü babası da Malta’ya sürülmüş. Bütün aile beş parasız kalmışlar, kardeşine emanet etmiş.

Enver öldükten ne kadar süre sonra evleniyor kardeşiyle?
Bir iki sene sonra...

DOĞMAMIŞ ÇOCUĞUNA YAZDIĞI MEKTUP
Sence Enver’in en içli mektubu hangisi?
Daha doğmamış oğluna yazdığı. Erkek mi, kız mı bilmiyor. Bir hayale yazılmış mektup. Aslında Naciye Sultan’a yazdığı mektupların çoğu bir hayale yazılmış. Bir Naciye hayali var kafasında. Her şey bitmiş ama dönemiyor geri. Naciye’ye yazdığı, “Karaağaca çakıyla ismini yazdım” diye biten mektubu da çok hüzünlü…

Mustafa Kemal’le araları nasıl? Bir rekabet mi var hep?
Gençlik yıllarında Enver Paşa devletin en güçlü adamıyken rekabet olmasına imkân yok. Mustafa Kemal’in kumandanı o. Birbirlerinden çok hoşlanmasalar da, yakın arkadaşlar aslında. Bazı mektuplar var, birbirlerine demediklerini bırakmıyorlar. Ama ondan sonra, “Gözlerinden öperim kardeşim” diye bitiyorlar mektubu. Enver Paşa, devletin başındayken, Mustafa Kemal’in bazı çıkışlarına göz yummuş. Başka biri olsa farklı şeyler yapabilirdi. Çünkü suç olabilecek bazı yazışmalar var. Mesela, “Niye savaşa girdik? Girmemize gerek yoktu” diyor Mustafa Kemal, haklı ama bir albay, paşasına bunu yazamaz. Senli benli yazıyorlar. Fakat asıl iplerin kopması, İstiklal Savaşı’nda oluyor. Enver, Anadolu’ya gelmeyi düşünüyor, Mustafa Kemal de şiddetle karşı çıkıyor. O zaman işte bayağı bir çıngar kopuyor. Enver, hakkında tutuklama kararı falan çıkıyor. Gelse, iki başlılık ortaya çıkacak. Bir de geçmiş mağlubiyet var, Mustafa Kemal, “Milleti ben İttihat Terakki bayrağı altına çağırmam!” diyor.

Enver Paşa, arkadaşı ve askeri olan Mustafa Kemal’i kıskanmış mı?
Güç kavgası bu, kıskanmak değil. “Mustafa Kemal niye işin başına geçti?” meselesi değil. “Ben daha iyi yaparım!” meselesi. Son bulduğum mektubu var, çok ağır. Enver, Mustafa Kemal’e, “Gözüme sokacak şekilde saplantılarını belli ettin!” diyor. Ama yine de “Gözlerinden öperim kardeşim” diye bitiyor mektup. Ama açık açık “Anadolu’ya geçtiğim takdirde, Mustafa Kemal, benim emrimdeki eski bir subaydır. Bütün meclisin yetkilerini her şeyi bana devreder, savaşı ben yaparım!” diyor. Mustafa Kemal’in buna izin vermesi imkânsızdı. Allah’tan böyle bir şey olmadı. Perişan olurduk. Çünkü  Enver’in kafası dağınık. Oysa Mustafa Kemal’in ayakları yere hep sağlam basmıştır…

ŞUUR ALTINDA ÖLMEK Mİ İSTEDİ?
Ölüm anı da çok trajik…
Evet öyle. Enver çok cesur. Korku nedir bilmiyor. Kılıcını çekip Rus mitralyözüne doğru gidiyor. Diğer elinde tabancası var. Karşıdaki adam da, dom dom kurşunuyla onu öldürüyor. “Bir şemsiyeyi andırıyordu sırtından püsküren kanlar” diye anlatmışlar o anı. Yanında savaşanlardan biri 70’lerde Adana’da vefat etmiş. Enver’in son günlerini ve ölüm anını yazmış. Oradan biliyoruz bu detayları…

Sence bile bile mi ölüme gidiyor?
Onu çözemiyorum. İntihar gibi bir şey söz konusu olmaz çünkü dindar. Ama şuur altında ölmek mi istedi, bunu bilemeyiz hiçbir zaman…

Enver ölünce, Naciye Sultan ne yapıyor?
Daha Enver hayattayken, Batı basınında ‘öldü’ haberleri çıktığı için bir süre inanmıyor. Üç-dört ay sonra gerçek olduğunu anlıyor. Bir veya iki yıl sonra da Enver’in kardeşi Kamil Bey’le evleniyor. Başta maddi sıkıntılar yaşıyorlar. Çok uzun süre Türkiye’ye gelemiyor. Çok sonra Türkiye’ye dönebildiğinde dava açıyor, çünkü bütün mallarına el konmuş, “Bu kanun padişah malları için geçerli, aile malları için değil” diye. Davayı kazanıyor ve Ortaköy’deki Naciye Sultan korusunu alıyor. O şekilde yaşıyor ama tabii eskisi gibi çok zengin bir hayat değil. Türkiye’ye döndükten sonra beş sene filan yaşamış. O da genç ölüyor, 60 küsur yaşında…

YILLARCA EVDE DÖRT KİŞİ YAŞADIK; AYŞEGÜL, ENVER, NACİYE, BEN 
Karına ithaf ettin bu kitabı, özel bir sebebi var mı? “Enver’in büyük aşkı, benim için de geçerli” mi demek istedin?
Yok canım. “Enver ve Naciye evden gitti, baş başa kaldık!” demeye getirdim. Hakikaten de öyle oldu. Senelerce evde Ayşegül, Enver, Naciye ve ben yaşadık! Fadime Hanım var bizde çalışan. Bir gün dedi ki, “Yetti ya! Ay Naciye, vay Naciye… Bıktım ben bu Enver’den de Naciye’den de!” Güldük tabii…

Sen hiç bu kadar incelikli aşk mektubu yazabildin mi?
Yok hayır, böylesini yazmadım. Allah göstermesin, bu kadar ayrı kalmak istemem!

Senin en tahammül edilmez özelliklerin ne? Bir evin içinde yaşarken?
Ben evde hiç öyle huysuz, tahammül edilmez bir insan değilim. Benim isteklerim yapıldığı takdirde hiçbir sorun çıkmaz, bu kadar basit!

İNŞALLAH BANA SADIK KALIRSIN NACİYEM!
“… Seni bütün ruhumla kucaklar, öper, yavrularımla birlikte Allah’a emanet ederim. Naciye, inşallah beni unutmaz, bana sadık kalırsın. Yoksa hepimizin hayatı zehirlenir ruhum…”
(7 Aralık 1921 tarihli mektubundan.)

ÇOK MUVAFFAK OLMAK LAZIM NACİYE!
Muvaffakiyetsizlikle gelince bilmem beni nasıl kabul edersin? Çok muvaffak olmak lazım. Naciye! Sizden ümidim sen de beni sev, sadık kal. Ben yalnız seninim, yavrularımı öp…”
(12 Aralık 1921 tarihli mektubundan.)

SANA OLAN ŞİDDETLİ AŞKIM SAÇMALATIYOR
“… Naciyeciğim seni sever, öper, kucaklar, hepinizi Allah’a ısmarlarım. Beni düşün ve sadık kal. Ah! Bilirim bu sözlere kızarsın. Fakat ne yapayım, sana olan şiddetli aşkım, merbudiyetim böyle saçmalar ettiriyor. Yavrularımı öp ve beni unutturma…”
(13 Aralık 1921 tarihli mektubundan…)

SENİN İÇİN ÇARPAN KALBİMİ, AĞLAYAN GÖZLERİMİ UNUTMA 
“… Ah! Ruhum beni sev, beni daima düşün, senin için çarpan kalbimi, ağlayan gözlerimi unutma. Bana sadık kal. İnşallah yakında görüşür, bahtiyar oluruz. İşler herhalde iyi olacaktır. Yavrularımı öp.”
(14 Aralık 1921 tarihli mektubundan…)

SENDEN SADAKAT VE MUHABBET DİLENİYORUM 
“… Ah! Naciye beni unutma sev ve sadık kal. Düşün ki yalnız seni düşünen ve dünyayı yalnız seninle güzel görecek birisi uzaklarda senden sadakat ve muhabbet dileniyor. Seni kucaklar öper, yavrularımla birlikte Hakk’a emanet ederim.
(2 Ocak 1922 tarihli mektubundan….)

O MARAZ ARKADAŞIN SENİ NELERE GÖTÜRÜYOR?
“… İşte sevgilim, bu gece de yine seninle yalın kat yorgan parçasına uzanacağım. Acaba sen ne yapıyorsun? Beni düşünüyor musun? O maraz arkadaşın olan … seni nelere götürüyor? Ah! Naciye bana ve sana ve yavrularıma acı, beni sev ve sadık kal. Birbirimizin yüzüne baktığımızda saf kalbindeki bir leke bulunmasın. Senin kıymetine değecek halel hem seni hem beni hem de yavrularımızı mahveder. Neyse yine saçmalayamaya başladım…
(5 Ocak 1922 tarihli mektubundan)

BU GECE DE SENİN HAYALİNLE YATIYORUM
“… İşte ruhum, bu gece de senin hayalinle yatıyorum. Hüda’dan senin ve yavrularımın saadet ve iyiliğini ve senin bana sadık kalmanı niyaz eylerim…
(9 Şubat 1922 tarihli mektubundan…)

SENİ BUSELERİMLE BOĞAR, SONRA CANINI YAKARIM
“… Ah! Naciye, beni seviyor musun? Bana sadık mısın? Seni buselerimle boğar, sonra canını yakarım. Beni sev ve öp Naciyeciğim. Ruhum efendiciğim…
(27 Mart 1922 tarihli mektubundan….)

YALNIZ SENİN VE ÇOCUKLARIM İÇİN YAŞAMAK İSTİYORUM 
“… Ah Naciye, bazen öyle bıkıyorum ki, her şeyi bırakarak, yalnız senin ve çocuklarım için yaşamak istiyorum. Beni çok öp ve sev ve sadık kal. Seni ve yavrularımı Hüda’ya teslim ederim…”
(18 Nisan 1922 tarihli mektubundan…)

KAMİL'İN LÜZUMSUZ DEDİKODUYA SEBEP OLAN YARDIMLARI 
“… Kimler bilir, cicim, ben bu satırları yazarken kaçıncı uykudadır. Hamdolsun o eski asabi rahatsızlığı geçmiş olduğundan artık bu zamanda yardım için kimsenin seni rahatsız etmemekte olduğunu ve Kamil’in de lüzumsuz dediye-koduya sebep olan geceyarısı yardımlarına hacet kalmadığını kaviyyen tahmin ediyorum. Ruhum! Ah benim bu fena kalbime bilmem nasıl söz geçireceğim…”

KIZ MISIN ERKEK MİSİN?
Benim saadet nurum, yavrum.
Nesin? Ne oldun, erkek mi, kız mı? Hâlâ bilmiyorum. Bundan o kadar müteessirim ki anlatamam. Her ne ise, Allah seni uzun ömürlü, annenle bana da saadetle senin ak saçlı olduğunu, torunlarını sevdiğini göstersin. Seni uzun uzun öper, Hakk’a teslim ederim. Baban Enver…
(23 Ocak 1921’de üçüncü doğmuş olan ama cinsiyetini bilmediği yavrusuna yazdığı mektup…)

KARAAĞACA ÇAKIMLA İSMİNİ YAZDIM  
“Naciyeciğim! Sevgili sultanım, cici efendiciğim! Bugün pek sıkıntılı bir hava, tuhaf bir sis, güneş görünmüyor. Düşmandan bir hareket yok, fakat henüz sabah (…) Efendiciğim, hemen şu satırları yazarak mektubu kapatıyorum ve içine her gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinden koyuyorum. Ve kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı… Seni öper, sever, kucaklar, bu mevcudiyet-i maddiyemle, aşk ve iştiyakımla sarılarak, canını yakar, Hüda’nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim, ruhum efendiciğim. Karaağaca çakımla ismini yazdım.”
(25 Temmuz 1922’de yazdığı sondan bir önceki mektuptan. Zaten sonra da öldürülüyor…)