Erdem adaleti sağlar

Erdem adaleti sağlar
Erdem adaleti sağlar
Okul yıllarında başlayan dostlukları 40 yılı deviren Rutkay Aziz ve Taner Barlas, 'Adalet, Sizsiniz' oyunuyla sahnede. Yargının siyasallaşmasını üç tarihi olay üzerinden anlatan oyunu iki ustayla konuştuk.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Hocaları Muhsin Ertuğrul’un, yazılarına ‘Perdeci’ imzasını atmasından esinlenerek, kendilerine ‘Perdeci Oyuncuları’ diyen Rutkay Aziz ve Taner Barlas, malum yarışma programındaki gibi çift anlam taşıyan ilk oyunları ‘Adalet, Sizsiniz’ ile karşımızda… Eğitim dönemlerinde başlayan dostlukları 40 yılı bulan Aziz ve Barlas, şimdiye kadar birçok oyun ve filmde birlikte rol almış… Rutkay Aziz’i 10 yıllık bir aranın ardından sahneye döndüren ‘Adalet, Sizsiniz’ ise onların dünyaya ortak bakmalarının bir özeti gibi… Üç bağımsız bölümden oluşan, yargıçları heykellerin ‘canlandırdığı’ tek perdelik oyunda, yargının siyasallaştığı üç tarihi olay, en insani tarafıyla ele alınıyor. Yazarı Ümit Denizer’e 2012 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü kazandıran ‘Adalet, Sizsiniz’i Rutkay Aziz ve Taner Barlas anlatıyor.

Oyunda, yargıçları insanların oynamaması; onları gri renkte, ifadesi olmayan heykellerin temsil etmesi epey dikkat çekiyor... 

Taner Barlas: Dekor ve giysi tasarımını yapan Metin Deniz’in önerisiydi o. Yargıçlar Socrates’ten yani Socrates’i yargılama süreci başladığından beri hep aynı konumdalar. Bir şeyin hizmetinde olan yargıçlar bugün de var, dün de varlardı. Onlar bir prototip, o yüzden kendilerini oyunda belki kişiliksiz, ifadesiz, ayakları yere basmayan, sakat sandalyesinde oturan kişiler olarak göstermek adil yargılanmayan konumdaki bir sistemin sahnede yansıması olarak değerlendirilebilir.

Rutkay Aziz: 71-72 sezonunda ‘Hamlet 70’i çalışıyoruz Bakırköy Halkevi’nde… Taner değişik bir Hamlet oynuyor, ben de kralı oynuyorum. Kuzgun Acar vardı heykeltıraşımız, o da mask yapıyor bir yandan; savcılara, hâkimlere, avukatlara surat arıyor. Derken bir gün Muhsin (Ertuğrul) Hoca geldi provaya, Kuzgun’u gördü çalışırken. İnce sesiyle “Kuzguncuğum” dedi, “niye böyle uğraşıyorsun, onların suratı hiç değişmedi ki hep aynı. Bir tek surat bul, öyle gitsin.” Kuzgun hakikaten tek bir surat yaptı, o mask kullanıldı. Burada da bu hesap yani…

‘Adalet, Sizsiniz’, Socrates, Galileo ve Sacco-Vanzetti vakalarını merkez alıyor, neden bu dört isim?

Taner Barlas: Yazarımız Ümit Denizer’in seçimiydi bu isimler. Socrates, Beş Yüzler Meclisi tarafından yargılanıp mahkûm ediliyor; ‘suçu’ da gençleri aydınlatmak, onları hayatı sorgulamaya itmek… Belki Socrates’i affedeceklerdi fakat o, boyun eğmedi, tutukevinden kaçmayı da reddettiği için zehir içirilerek öldürüldü. Galileo deseniz, bir sözü var; “Her canlı yaratık, her canlı yaratıktan daha güçlü olan Yaradan’ın eseridir” diyor. Veya “Düşünmek Tanrı’nın lütfudur” diyor. Bu, onun inançlarını anlatıyor ama bu kadar inançlı bir insan, kilise tarafından mahkûm ediliyor. Yaradan’a bu kadar inanan bir insanın Yaradan’ın temsilcileri tarafından yok edilmesi inanılmaz… Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti ise Amerika’da göçmenlere olan nefretin yükselişte olduğu bir dönemde cinayetle suçlanmış iki İtalyan işçi. 7 yıllık mahkûmiyetten sonra 1927’de elektrikli sandalyede idam ediliyorlar.

Sacco-Vanzetti, infazlarından 50 sene sonra 1977’de “Hâkim ile savcının taraflı davrandığı açıkça anlaşılmıştır” denilerek aklanıyor. Socrates, ölümünden 2412 yıl sonra, 2012’de Atina’da sembolik bir duruşmayla yeniden yargılanıp beraat ediyor. Hepsinin itibarları iade edilmiş. Peki ama geç gelen adalet, adalet midir? Ya da bir işe yarar mı?

Taner Barlas: Yaramadığını görüyoruz zaten. Ölümler, sürgün... Yani geç gelen adalet, adalet olmuyor, hayır. Günümüzde de aynı şeyi yaşıyoruz. Bugün 4 sene, 5 sene, 6 sene içeride yatan dostlar, belki günün birinde serbest kalacaklar. Nitekim Barış Davası’nda da öyle olmuştu. İnsan ömründen bir günün bile çalınması önemlidir.

Rutkay Aziz: Şu an Silivri’de olan arkadaşlarımızın durumu ortada... Aydınların, yazarların, gazetecilerin dünyanın hiçbir yerinde olmayan 10 yıla yayılan tutukluluk süreleri var. Bu insanların aileleri, sevdikleri, dostları büyük bir acı yaşıyor. Onlar o acıları yaşarken, ‘Muhteşem Yüzyıl’da “Padişah kaç kere sefere çıktı, ata bindi?” gibi konular gündeme geliyor. Halbuki tartışacak daha hayati meselelerimiz var.

Oyuna dönersek… Bizden örnekler değiller ama ben bir Türkiye portresi gördüm sahnede.

Taner Barlas: Dünya ve Türk hukuk tarihinde böyle “Pardon!”lar çok fazla çünkü... Socrates davası bugüne de çok şey anlatıyor. Çünkü yargı, her zaman adaletin sözcüsü olmak durumunda. İktidarın hizmetinde bir mekanizma olamaz… Bugün aynı şeyi yaşadığımız için öyle bir paralellik ister istemez kuruluyor.

Rutkay Aziz: Bir diyalog var Vanzetti’de, “Adalet bir kefesinde hak, bir kefesinde görev olan hassas bir terazidir” diyor. Bunun için de erdem adaleti sağlar, başka bir şey değil. Adil olan erdemdir...

Seyirci kendine ne sorsun istersiniz oyunu izledikten sonra?

Rutkay Aziz: Bence “Hukukun ve adaletin üstün olduğu günlerde miyim?” diye sorguluyorlardır. Zaten bu sorular olursa tiyatro işlevini yapar.

Taner Barlas: Günümüzde adalet, yargı, suçlu, suçsuz gibi kavramların içi boşaltıldı; artık bu kavramlar yerine oturmuyor. Bu oyun belki bu kavramların içini doldurmaya yarıyor; seyirci izlediği oyunda bu kavramların içini doldurmak için gayret sarf edebiliyor.