Ergenlik heyecanı çok baskın

Sabancı Üniversitesi'nin gelenekselleştirmeye
çalıştığı buluşmaların üçüncüsü bu sene Rize'de yapıldı.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Sabancı Üniversitesi'nin gelenekselleştirmeye
çalıştığı buluşmaların üçüncüsü bu sene Rize'de yapıldı. "Niye Rize?" diye soranlara karşılık, olayın başındaki Turgay-Yıldıray Oğur kardeşler "Biz Rizeliyiz," cevabını verdi. Ardından hemen eklediler ama:
"Rize'nin Türkiye politikasında ilginç bir yeri de var; politik dünyaya yön veren birçok isim buradan çıkma."
"Türkiye'nin Geleceği, Geleceğin Türkiyesi'ni
Tartışıyor" başlıklı Rize Buluşma'ya
İstanbul ve Ankara'dan iki otobüs dolusu öğrenci geldi. Öğrenciler önce İnternet'te bir e-group'ta organize olmuş, harflerle süren tartışmaların ardından Rize'de buluşmuştu. Son derece heterojen bir örgütlenmeydi. İlginç karakterler de hemen göze çarpıyordu. Üç gün süren buluşma boyunca, herkesin birbiri hakkında az çok fikri oluştu. Arada Nihal Atsız okuyan yahut Kavgam'ı hatim eden yeni Türk gençliğinin temsilcileri de vardı. Bu çocuklar özellikle
'İkinci Cumhuriyetçi' diye damgaladıkları panelistlerle sert tartışmalara girdi.
Katı muhafazakar ahlak
Rize'de açılış Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Mustafa Erdoğan ve Ömer Laçiner'in konuşmalarıyla yapıldı. 'Avrupa, Avrupa, duy sesimizi!' başlıklı panelde dört konuşmacı da birbirlerinden farklı şiddette 15 dakika düşüncelerini dile getirdi. Ali Bayramoğlu teorik, Kürşat Bumin ise ironikti. Bayramoğlu'nun eşi, ressam Arzu Başaran ise elindeki not kağıtlarına konuşmacıların ve konukların resimlerini çiziyordu.
Günün ikinci buluşması ise şehrin hemen dışındaki Pembeköşk Sineması'nda gerçekleşti:
'Avrupa Birliği Projesine Siyasal Yaklaşımlar'. Bu iş için de milletvekilleri seçilmişti. Ancak bir gece önce Gülek, "Hiç MHP'li çağırmamanız çok kötü, benim onlarla AB hakkındaki görüşlerim uyuşuyor," diye bir şikayet iletince, takdir edersiniz ki panel tüm cazibesini yitirdi.
İlk günün sonunda 'gençlik' hakkında herhangi bir fikir yürütmek imkânsız olsa da, ertesi günkü panel akla gelip gelebilecek
bütün klişelerin sağlamasına fırsat verdi. Üniversite öğrencilerinin karşısında bu sefer 'Emanetçilikten Korkuluğa Türk Gençliğinin Serüveni' başlığı ile Sabancı Üniversitesi'nden Burak Arıkan, Milliyet'ten Abbas Güçlü ve Hürriyet'ten Cüneyt Ülsever vardı. Perihan Mağden son anda gelemeyeceğini
bildirmişti. Çocuklar en çok ona üzüldü.
Abbas Güçlü gençlerin erken kalkamamasını eleştirdi. Bu, tartışamamalarından dertlerini
dile getirmemelerine dek sürdü. Cüneyt Ülsever iflah olmaz bir liberal demokrat olarak küreselleşme meselesine dikkat çekti ve rekabet etmeyen gençliğin 'Üçüncü sınıf insan' olacağını söyledi. Burak Arıkan ise resmi tarih dışında okutulan kitapların öğrencileri nasıl şoke ettiğini, romanlardaki
sözgelimi eşcinsel ilişkileri nasıl yadırgadıklarını, o büyük muhafazakâr ahlakın gençlerde çok daha katı olduğunu anlattı.
Yeniyetme isyanlar
Gençler karşı tarafın ne söylediğini dinlememekte ısrarlı, tartışma programlarında
alıştığımız "Bak ben senin açığını buldum, sana laf geçirdim," diskuruna sıkı sıkıya bağlı, eleştirdiği kişiyi 'okumadığını' itiraf edecek kadar da çelişkideydi. Cüneyt Ülsever çocukların tepkilerini 'adolescent' (yeniyetme) isyanlar olarak yorumladı. Aslında üç günlük buluşmanın özeti de buydu herhalde.
Rize Kalesi'ndeki günün ikinci panelinde ise Ahmet İnam, Cemil Koçak ve Tülin Bumin dinleyenleri çok eğlendirdi, çok güzel sözler
söyledi: 'Hayat Tecrübelerine Saygı Duruşu Kuşağı'. Gün boyunca "Çözüm verin bize, çözüm istiyoruz!" diye bağırıp çağıran Mein Kampf çocukları belki biraz olsun rahatlamıştır...
Buluşmaların bir de atölye ayağı vardı. Belediye parkında çeşitli çardakların altında
10-13 kişilik gruplarla tartıştık. Burak Arıkan'la "Aramızda 'düzeyli' bir ilişki var" atölyesini yönettik ve bir buçuk saat boyunca çok eğlendik, çok yol aldık. Sevda Demirel'in Hande Ataizi'ne attığı tokattan başlayarak magazin haberlerinin dayattığı, kullandığı ama samimiyeti tartışmalı ahlaka vardık.
Nasıl gidilir?
Buluşmalar 'Onebuluşma' adı altında bir sanal grup tarafından organize ediliyor. onebulusma@yahoogroups.com adresine mail atmanız ya da Sabancı Üniversitesi'nden Turgay Oğur'u bulmanız yeterli (0216 483 90 36). Onebuluşma kasım ayında 'Muhalif Olmak' adı altında bir panel-çalışma daha organize edecek.
Rize'den kalanlar
Eve kapanıp roman yazmak isteyen sol entelektüel tayfa için Çamlıhemşin'e, özel olarak da Ayder Yaylası'na taşınmak ilham kaynağı olabilir. Donmuş ya da aktif şelalelerin yanı sıra Fırtına Deresi'nin sesinin de gürlediği bu doğa üstü yer hâlâ kartpostal güzelliğini koruyor.
İki otobüs halinde yaylaya giden öğrencileri yolculuk boyunca Sezen Aksu'nun Gülümse şarkısı birleştirdi. Belki de hep bir ağızdan söylenen şarkı, gençlerin agresyonunun gerekçesiydi: "Bir kedim bile yok!"
Laz fıkralarına özel anlar da yaşanmadı değil. Katılanlardan Ozan Sezgin'in anlattığı bir olay tamamen gerçek:
- Patron, bu Laz böreği neden yapılıyor ya?
- Neden yapılmasın, Rize'nin özel tatlısı bu!
Bir tane daha var:
- Abi ne işle iştigal ediyorsunuz?
- Reklam abi.
- Çay reklamı mı?
- Ee, hayır.
- Hay Allah, olsaydı size göre işlerimiz vardı.
- Canın sağolsun abicim!
Yeme-içme
Rize'ye gitmişken bal almamak olmaz. Kilosu 500 dolarlık Anzer balının çok taklidi çıktığından, bilen biriyle alın. 8-40 milyon arasında değişen fiyatlarla 'normal' bal almak da mümkün ama. Donmuş balı mutlaka deneyin. Ekşioğlu Balcılık, İstanbul'a da yollayacaklarını söyledi (0464 217 56 55).
Meşhur kurufasulye için Çayeli'nde Hasan Yılmaz İlkokulu'nun yakınına konuşlanmış Hüsrev'e (0464 532 70 37) ulaşamayanlar için Kardelen ve Lale Lokantası'na da gidilebilir.
Bir başka popüler mekan da Osmanlı Restaurant. Çamlıhemşin'deki alabalık lokantasının "100 metre geride" diyen tabelası birçok mail'de yollandı şüphesiz. Bir ara tabelayı indirmişler, tepki gelince de yeniden asmışlar. Osmanlı, yörenin şüphesiz en 'fazla önem atfedilmiş' lokantası
(0464 752 42 23). Mısır ekmeği güzel ama yanında yoğurt getirmeyince ne değeri kaldı! Üstelik öğrencileri o güzel havada içeri tıkmaları da hoş değildi. Gençler orada bir TAZ (geçici otonom bölgesi) kurabilir ve bahçede oturmakta ısrar edebilirdi. Buluşmanın sonundaki Osmanlı restoranı, aslında oradaki gençlerin isyan ruhundan, sivil itaatsizlik gibi büyüleyici kavramlardanne kadar uzakta olduğunu da göstermedi mi?
Konaklama
Çamlıhemşin'de birçok pansiyon ve küçük otel var. Hatta birinin adı Hilton, ama A. Hilton Oteli. Rize'de lüks otel tekeli ise Dedeman'da (0464 223 53 44) Denizin tam önüne, harika manzaralı bir otel yapmışlar. Ama sadece manzarası güzel. Duvarlar fazlaca geçirgen, hafta sonları alt katta ayrı, üst katta apayrı eğlence düzenlendiğinden uyumak mümkün değil. Horon tepildiğinde otel sallanıyor! Dahası dört yıldızlı ama içinde ne berber var, ne de gazete bayii. Öğrenciler Asnur Otel'de kaldı, çok da memnunlardı hallerinden. (0464 214 17 51)
Trabzon'a da uğrayın!
Rize yaylalarını bırakmak mümkün olmuyor tabii ama dönüş yolunda ister istemez Trabzon'dan geçiliyor. Sürmene atlanmaması gereken bir köy. Araklı'dan ekmek alabilir, Uzungöl'e uzanabilirsiniz. Yazın Zigana geçidine veya Hamsiköy'deki sütlaççılara gidilebilir. Sümela Manastırı'nı zaten söylemeye gerek yok. Şehrin içindeyse bir başka 'overrated' mekân var: Süleyman Restaurant. Küçük mafyozi insanların, futbolcuların, iş adamlarının meşhur ettiği yerin hiç ilginçliği yok. Onun yerine Nihat Usta'da, Akçaabat'ta köfte yemeyi tercih edebilirsiniz. Dönüş yolundaki iki otobüs dolusu öğrenci de öyle yaptı zaten: Kilolarla söylüyor ve sarmısaklı köfteleri keyifle yiyorsunuz. Gerçi Bursalı bir öğrenci
"Hiçbir ilginçliği yok, gidin de İnegöl'de yiyin," diye milliyetçi bir çıkış yaptı. Ona kulak asmayın. Nihat Usta, Trabzon'un Laila'sı!
(0464 228 20 50)