Erkek modasının izinde Paris notları...

Erkek modasının izinde Paris notları...
Erkek modasının izinde Paris notları...
Jim Krantz'ın sergisi, Adam Kimmel'in yeni koleksiyonu, George Condo'nun ilham verici dünyası, vitrinler ve de sokaklar... Erkek modası çok da heyecanlı değildir ama Paris Erkek Moda Haftası'nda hiç sıkıcı olmayan ayrıntılar da var...
Haber: EMEL KURHAN / Arşivi

Paris’e gidişim çok kolay oldu. Dönüşüm ise tam aksine kar yüzünden zehir oldu! Uzun beklemeler, insanların cinneti...
 Bir hafta öncesinden farklı bir İstanbul’dayım, her yer bembeyaz. Dışarıda kar devam ediyor. Sıcakta oturuyoruz Kumpir’le. Paris’i düşünüyorum. Buz gibi bir hava beklerken nefis bir kış karşıladı beni. Orada Erkek Moda Haftası’na denk geldim. İşte güzel Paris’ten haftanın özeti...
Konu moda ve erkekler olunca gözlerimi dört açtım. Genelde defilelerde değil, sokaklarda hareket oluyor. Hep etrafıma baktım, sokaktakiler ne giyiyor acaba? İlk günümde çok sofistike bir Parizyen’le buluşuyorum akşam üstü. Le Figaro gazetesinin gastronomi eleştirmeni François Simon. Beklerken Haruki Murakami’nin yeni kitabını okuyorum, sütlü çayımla Cafe de Flore’de bekliyorum. Geç kaldı. Üzerinde lacivert takımı, boynunda koyu kırmızı fuları, elinde eski usul deri öğrenci çantasıyla içeri giriyor. Şık bir adam, tip top. Ertesi gün İstanbul’a gideceği için konu hemen yemeğe ve İstanbul’a geliyor. Daha önce bir İstanbul seyahatinde Çiya ve Changa’ya bayılmış. Mutlu oldum, ben de bayılıyorum. İstanbul’la ilgili yazılarını ve diğer yemek deneyimlerini blog’undan takip edebilirsiniz (http://francoissimon. typepad.fr)
Ardından istikameti St. Germain’den Rue St. Honore’ye çeviriyorum. Paris’teki ilk günüme modayla ilgili hızlı bir giriş yaptım. Moda mabeti Colette’e gidiyorum. Bir erkekle daha buluşmam gerek, bu kez ben geç kaldım.
Hayali randevum fotoğrafçı Jim Krantz ile. Krantz’in ‘Moments Within a Moment’ isimli sergisine geldim. Bu kez karşımda erkeksi bir dünya var. Illinois, Chicago’dan gelen Amerikalı fotoğrafçıyı eminim 1960’ların başında sigara markası Marlboro için çektiği fotoğraflardan tanıyorsunuz.
‘Marlboro man’ dedikleri bir cins erkek vardı, aslında bir çeşit kovboy. Markanın erkeksi dünyasını Jim Krantz resmetmişti. Hatta 60’larda radyo ve televizyonlarda geçen o ünlü sloganı vardı: “Come to where the flavor is... Come to Marlboro Country”. Bu arada en ünlü kovboy kanser olmuş, bu erkeksi ve sağlam imaj darbe yemişti. Büyülü kovboy fotoğrafları dışında Krantz, Nokia, ABD ordusu ve deniz kuvvetleri için de fotoğraflar çekmişti. Son olarak ise Ukrayna’ya gidip unutulmuş Çernobil diyarını fotoğraflamıştı.
Sergiden ayrılıp eve dönmenin vakti geldi. Gitmeden Colette’in sezon için seçtiklerine bir göz atıyorum: Azzaro ipek kısa tulum çok tatlı, Lanvin’in yazlık püsküllü sandaletleri enfes! Peki Tiffany’de âşık olduğum minik kolyeye ne demeli? Tadı damağımda kaldı!

Maskeli koleksiyon
Eve dönerken yolu uzatıp Rue Charlot’daki Coco Cook’a uğrayıp sağlıklı bir yemek almaya karar veriyorum. Coco Cook, Paris’in Marais bölgesine açmış, sağlıklı yemek yapan minik bir dükkân. Ben de eve quinoa’lı tavuk ve elmalı crumble ile döndüm. Quinoa dedikleri küçük tohum ta İnkalar zamanından kalan kutsal bir yiyecek; protein, magnezyum ve demir değeri yüksek bir gıda, vejetaryenler için de ideal. Tavsiye ederim! (www.cococook.com)
Pek durgun ve sıkıcı bulduğum erkek modasında yeni sezonda neler olup bitiyor çok önemli mi bilemiyorum, sanırım her yerde aynı heyecansız hikâyeler var. Modanın sıkıcı taraflarını anlatmaktansa heyecanlı şeylere bakalım!
Her şeyden önce sokaklarda değişim fark ediyorum birkaç zamandır: Erkekler sofistike klasik bir tarza doğru dönüyor. Dar pantolon giyen rocker’lar yerini takım giyen beyefendilere bırakmış. Benim tanıdığım ‘gentlemen’lerden biri Christopher Niquet. Zac Posen’in danışmanı olan Christopher, klasik ve sofistike tarzın en iyi örneği. New York’ta yaşayan Fransız arkadaşım her zamanki gibi şıktı. Bir gece onunla buluştuğumda üstünde koyu yeşil takımı, kolunda timsah saati ve fitilli kadife görünümündeki mink ceketi vardı. Delight!
Paris’te yeni bir gün. Bu akşam sofistike bir moda tasarlayan Adam Kimmel’in yeni koleksiyonunun tanıtımı var. Marais’de bulunan Galerie Yvon Lambert’e gidiyorum. Gucci’de çalışan arkadaşım Yvan (Roma’dan geldi), ressam arkadaşım Sylvie ve ben... İçerisi bir hayli kalabalık. Karşımıza asabi Kanye West ve kürkünün içine saklanmış model sevgilisi çıkıyor (Aklıma hemen Southpark’ın Kanye’yle dalga geçtiği ‘Fishsticks’ bölümü geliyor). Henüz içeriyi göremeden Chris Brown’u, Gaspard Ulliel’i görüyoruz.
Adam Kimmel, 2010 kış koleksiyonu Casino için kocaman bir kumarhane kurmuş. Her yer karanlık ve yüzünde tuhaf maskeler takmış adamlar hem yeni koleksiyonu sunuyor hem de kumar oynuyor. Black jack, 21...
Adam ilhamını hep Amerikan kültüründen alıyor. Bir önceki koleksiyonu için Jim Krantz ile çalışmıştı, Utah’ta yaşayan kovboylarla beraber çekim yapmışlardı. Yeni koleksiyonunu ise Amerikalı sanatçı George Condo’dan etkilenerek yaptı. Sanatından ve özelikle George’un kişiliğinden çok etkilenmiş. Peki kumar ne alaka? Cevabı basit: George Condo kumar oynamayı çok seviyor; Londra’da, Monte Carlo’da veya New York’ta..

Sanatçının dünyası
Avangart sanatçı olmasına rağmen ‘old school’ bir tarafı da olan George Condo, Rokoko süslemeleri olan, iddiasız ama gösterişli bir evde yaşıyor. Post kübist, post Picasso bir stil ama sadeliğini koruyan bir zarafet hâkim. New Hampshire-Concord’da 1957 senesinde doğdu, New York’ta çalışıp yaşıyor. İşleri çok önemli galeri ve müzelerde sergileniyor. Bunlardan birkaçı Whitney Museum of American Art, New York Museum of Modern Art, The Solomon R. Guggenheim Museum...
Adam ise 1979’de New York’ta doğdu, halen aynı şehirde yaşayıp çalışıyor. Mimarlık okurken ilgisi çağdaş sanat ve modaya kaymış. Calvin Klein’da erkek departmanında çalıştıktan sonra ‘tailoring’le ilgilenmiş. Erkek modası konusunda hızlı bir çıkış yapmış olan tasarımcı, ilhamını Amerikan kültüründen alıyor. Her sezon özenle hazırladığı ‘lookbook’u için çoğunlukla fotoğrafçı (ve aynı zamanda kardeşi) Alexei Hay ile çalışıyor. Hatta başlarda New York’tan sanatçıları kullandı (Rita Ackerman, Ryan Mc Ginley)...
Adam Kimmel markasını (www.adamkimmel.com) dünyada 60 satış noktasında bulabilirsiniz (Colette, Corso Como 10, Bergdorf Goodman)...
Casino koleksiyonu için resimlerinden olduğu kadar George’un giyinme tarzından da etkilendi Adam. George hep tutarlı bir şekilde giyinmiş, aynı giyinmeye de devam ediyor: Kadife terlikler, V yaka kaşmir kazaklar, pololar, çok açık renk gri kadife takımlar, bordo renk ‘smocking’ler...
Gördüğüm kadarıyla George Condo’nun yoğun ve çarpıcı iç dünyası, sonsuz bir ilham kaynağı. Resimlerinde kullandığı büyüleyici karakterler başrol oyuncularına dönüştü. Her mankenin kafasında büyük bir özenle hazırlanan maskeler, Hollywood’un özel efekt ve protez tanrısı ve aynı zamanda Matthew Barney ile de çalışmış olan Gabe Bartelos tarafından yapıldı.
Parti bitti, Paris seyahatim sona erdi. Bu yazı bitti ama Paris’te geçirdiğim haftadan anlatacaklarım bitmedi. Belki daha sonraya...