Erkekler kadınların vücutlarına kafayı takmış

Erkekler kadınların vücutlarına kafayı takmış
Erkekler kadınların vücutlarına kafayı takmış
Bu sezon 'Tatar Ramazan'da izlediğimiz Türkü Turan'la dizi vesilesiyle bir araya geldik. Yer aldığı fantastik rollerden Gezi'ye uzandığımız sohbetimizde Turan, Türkiye'de erkeklerin kadına bakışından rahatsız olduğunu ifade etti.
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Reha Erdem’in ‘Kosmos’u ile yıldızı parlamış, Erdem’in gerçeküstü dünyasında çığlıklarıyla yerini alırken akıllarımızdaki ilk yerini edinmişti. O günden bu yana çeşitli projelerde yer aldı, en sonunda bir başka fantastik iş olan ‘Şubat’ta karşımıza erkek kılığında çıktı. Ona ‘fantastik rollerin kadını’ desek yanlış olmaz herhalde. Bu deli dolu, çıtı pıtı, enerjik genç kadın şimdilerde ATV dizisi Tatar Ramazan’da… Baştan söyleyelim, lafını saklamıyor, sözünü esirgemiyor, kısaca söyleyecekleri var! Oyuncu Türkü Turan ile birlikteydik… 


Bir koşuşturmaca içinde gördüm seni.


Evet, bu aralar hayat biraz koşturmacalı. ‘Tatar Ramazan’ın seti yoğun gidiyor. Dönem işi çekmek çok tempolu.


Bu tempoya rağmen çok enerjiksin.


Tabii ki. Sabah saat 6 olsun, sette milleti uyandıran yine benim. Yaptığım işi, bulunduğum yeri çok seviyorum. Hiperaktivite de var, enerji içten geliyor. 


Başka?


Spor yapmaya kalkışmıştım bir ara, olmadı. Beslenmeme dikkat ediyorum, pekmezli özel karışımlar hazırlıyorum kilo alabilmek için. 


İşe yarıyor mu?


Dünyaları yiyorum ama yine de kilo alamıyorum. 


‘Şubat’ sona erdi… Hemen tüm ekip diğer dizilere transfer oldu. İyi bir okul olmuş olsa gerek?


Kesinlikle. Bir Onur Ünlü’nün yaptığı her işte çalışmayı seviyorum. Çok huzurlu oluyor onun olduğu yerler. 32 bölüm sürdü ama bu kadar fantastik bir işin bu kadar uzun sürmesi bile büyük bir başarı bizim memlekette. 


Arkana baktığında, o zamanlar ile kendini kıyaslıyor musun?

Daha bir ay önce ilk dizimi izledim. Çok utandım kendimden. Altı sene geçti aradan, o kadar değişmiş ki her şey. Çok yapmacık, kötü oynamışım.


O kadar da değildir...
 

Bana öyle geliyor şimdi. Şimdi toparlamışım ama alacağım daha çok yol var. 


Sürekli fantastik rollerdesin. Hiç kendine sordun mu neden diye?
 

Normal roller de geliyor ama ben gidip en acayip olanını seçiyorum. Oynarken zorlayacak karakterler beni cezbediyor. Ona konsantre olman, emek vermen gerekiyor. Zorlandığın için daha çok seviyorsun, level atlıyorsun.


Karakterlerinin deli dolu özelliklerini kendinle bağdaştırıyor musun?


Ben canlandırdığım için hâlihazırda benden birer parça almak zorunda kalıyor karakterler. Ama Türkü’ye benzeyen bir şey oynamadım henüz. Belki bir komedide oynasaydım kendimi oynardım. 


Bir senaryo yazıyormuşsun.
 

Bütün hikâyesi, karakterleri tam. Sadece senaryo haline gelmedi, diyaloglar yazılmadı. Çünkü diyalog yazmak çok zor. Onu beceremeyeceğimi düşündüm. Onu erçekten işin ehli biri yazmalı. 


Nasıl bir kurgusu var?


Bilinçaltı, rüyalar, fantastik, kurgusal bir dünya yaptım. Güzel bir senaryo olsun istiyorum. Altından kalkamayacağımı düşündüğüm için kendime bunu yazabilecek sıkı bir senarist arıyorum.


Herkesin bir şeyler söylemekten çekindiği bir ortamda, sen sözünü pek sakınmayan birisin.


Korkacak bir şeyim yok çünkü. Birçok oyuncu, özellikle Gezi Olayları ile ilgili hiç konuşmayıp, kendi fotoğraflarını paylaştı bu süreçte. Orada belki bir milyon insan sokaktayken, millet parti fotoğraflarını koydu. Birçok sevdiğim arkadaşlarımın gözümden düşmüşlüğü vardır bu dönemde.


Seni ne özgür kılıyor?


Çekinecek bir şey yok. Burası hâlâ Türkiye Cumhuriyeti. Hâlâ demokratik bir ülke olmaya çalışıyoruz. Kimseye hakaret etmeden, kimsenin kalbini kırmadan “Ben böyle düşünüyorum” diyebilmek çok önemli. Herkes böyle yapabilseydi, daha güzel bir yer olurdu burası.


Fakat hoşgörü konusunda almamız gereken çok yol var…


E tabii ki. Ölüm tehditleri de aldım, küfür kıyamet mesajları da yazdılar. Hiç umurumda değil. Sadece daha iyi bir ülke olabilmemizi istiyorum. Başka bir ülkede yaşamak istemiyorum ya! “Bu ülke batıyor, başka yere gidelim” diyen o kadar çok parlak insan var ki… “Hayır” diyorum, gitmek istemiyorum. Burası dünyanın en güzel ülkesi, İstanbul en güzel şehri. İstanbul’dan başka bir yerde yaşayamam. Madem burada yaşıyorum, burayı daha iyi bir yer yapabilmek için, ne yapmam gerekiyorsa, onu yapacağım. 


Her şeye rağmen kendini frenlediğin oluyor mu?


Tabii ki. Karşısına çıkıp bir şeyler söylemek istediğim, “Bunu niye böyle yapıyorsunuz” demek istediğim, arayı bulmak istediğim, bir taraftan empati kurup anladığım ama bir o kadar da kızdığım o kadar çok insan var ki… Gerçekten onlarla oturup çay içmek istiyorum. Bu ülkede bir toplumuz neticede. Birbirinden ayırmayın insanları. Bu insanlar neden aynı toprakta beraber yaşamıyor, bunu konuşmak istiyorum. 


Umutlu gördüm seni ama yine de…


O kadar güzel şeyler oluyor ki, bu süreç çok önemliydi bence. Bu kadar insan sokaklara döküldü, çok ciddi bir mesele yaşadık. Birbiriyle hiç konuşmaz dediğin insanlar, mesela CHP’liler ve BDP’liler kol kola yürüdü. 


Yıllar sonra çok konuşulacak bir dönemdi... Ne bırakacaksın geleceğe hatıra olarak?


Çocuklarıma bir gaz maskesi, bir de boş gaz kapsülü… Bunlar işin şakası ama birçok şeyi yazdım bir kenara. Şu anlık bir getirisi olmadı ama uzun vadede bir halkın, “Biz de buradayız” deme şekliydi bu. Apolitik dediğimiz 90’lar gençliği sokağa çıktı. Sana bir şey yapıldığı zaman, medeni bir şekilde sokağa çıkmayı, duran adam gibi durmayı öğrendik. 


Bir süre önce seni soundcloud’tan takip ediyordum. Senin sesinden kayıtlar vardı orada ve sesin de çok güzelmiş.
 

Şarkı söylemeye çok utanıyorum. Ama müzik hayatımın parçası, ileride buna dair bir şeyler yapmak isterim. Konserlere çıkmak, albüm yapmak gibi hedefim yok ama bir müzikalde şarkılar söylemeyi çok isterim. 


Daha önceki röportajlarında hep bir ‘hamarat kadın’ imajı çizilmiş senin üzerine.


Öyle öyle. Çok yorucu olsun setim, bir gün boşluğum olsun, yine de yemeğimi, temizliğimi yaparım. Hiç dağınıklığa, pisliğe gelemem.


Evcimen biri misin?


Tamamen evde geçiyor hayatım. Anca tiyatro, sinema belki de sahilde yürüyüp bir çay içmek için sokağa çıktığım oluyor. Artık yaş da ilerledikçe tabii. 30’a merdiven dayadık.


Yapma daha 28 yaşındasın.


Tamam ama ailemin mesleği barcılık olduğu için bar ortamında büyüdüm. O yüzden biraz sıkıldım ve hiçbir şey tat vermiyor. Dışarıda içki içmektense evde arkadaşlarımla çay içip takılmayı tercih ederim. 


Hayatta nelere tutkuyla bağlısın?


Sinema.


Seni gerçek üstü şeyler cezbediyor olsa gerek.


Korku, bilimkurgu, fantastik şeyler… Yapılmamışı yapmak isterim. Klasik hikâyelerden binlerce var. Ama kadın filmi yapmıyoruz biz. Gerçek bir kadın hikâyesi yok Türkiye’de.


Neden?
 

Çünkü erkekler yazıp erkekler çekiyor kadın karakterlerini. O da kadın olmuyorlar çoğu zaman. Kadın yazar ve yönetmenler çoğalmalı, onlar kadın hikâyelerini anlatmalı. 


Bu sektörde kadın olmak nasıl desem?

Zor. İş hayatında kadın olmak, hatta Türkiye’de kadın olmak zor.


Detaylandırırsak…


Türkiye’de erkekler kadınların vücutlarına kafayı takmış. Orası mı açık, burası mı kapalı? Örtülü mü, değil mi? Dekolte mi giyiyor? Hayatını nasıl yaşıyor, dul mu evli mi, bekar mı? Şu kadar çocuk yapmalı, kürtaj yaptırmamalı, hamileyken sokağa çıkmamalı… Eee başka? Beni eve zincirleyecek misiniz?

Neye bağlıyorsun bunu?

Bence Müslüman toplumlarında olan bir algı bu. Kadınlar o kadar kudretli ki erkekler kadınların gücünden çok korkuyor ve bu yüzden kadınlar erkekler hegemonyası altında yaşıyor.


Ama buna rağmen bizde evde anneye de bir saygı vardır. 


Şöyle bir tipleme var: Sokakta kadınlara laf atar ama biri bacısına laf söylediğinde kıyamet kopar. Kültürümüzün yapıtaşlarından bir tanesi. Herkesi annesi yahut kardeşi gibi görüyor olsaydı böyle olmazdı. Çünkü o da birinin annesi ya da kız kardeşi. Bunu anlamaktan yoksunuz.


Nedeni ne acaba?


Kendine güvensizlik tamamen. Eşini zorla eve kapatmaya çalışan erkeğin güvensizliğinden. Hayat özgür olunca ve birbirine güvenince güzel.


Sana göre tüm bu sorunların temelinde ne yatıyor?


Bütün bu problemlerin temeli cinsellik. Herkesin cinselliğini özgürce yaşaması gerekiyor. Mesela dizilerde öpüşme sahneleri sansürlenmemeli. Çünkü bu gerçek hayatta var. Gerçek hayatta olanları ne kadar baskılarsanız, toplum o kadar sapıklaşıyor. Cinsellik bir seçim değil, içgüdü. Bir insanın içgüdüsünü ne kadar bastırırsanız, o kadar saldırganlaşır. Bir insanı ne kadar aç bırakırsanız, o kadar delirir, hayvanlaşır. Kadınların başına gelen her şeyin sebebi bu. Oysa ki çocuk ergenliğe girdiğinde ailesinden ilk eğitimi almalı.