Erken kadın halleri...

Erken kadın halleri...
Erken kadın halleri...
Ergenlikten kadınlığa geçişin o sancılığı ve gizemli aralığı... Amerikalı sanatçı Holly Andres, 'Serçe Yolu' adını verdiği seride, hem tiyatro hem sinemadan beslenerek bu gizemli dönemin peşine fotoğraf kareleriyle düşüyor...
Haber: EDA GÜLDEMİR / Arşivi

Her fotoğraf sanki bir film karesi; sanki her birinde ayrı bir sır gizli... Beyoğlu’ndaki CDA Projects’te 27 Mart’a kadar sergilenecek olan ‘Serçe Yolu’nda, Holly Andres fotoğraflarıyla kadınlık hallerinde bir geçiş dönemini kendine has şekilde yorumluyor. 1977, Amerika, Portland doğumlu fotoğraf sanatçısının bugüne kadar dünya çapında birçok önemli galeride işleri sergilenmiş; Amerika’da gelecek vaat eden sanatçılar arasında ismi sıklıkla anılıyor. Şu anda da Portland’da video ve fotoğraf dersleri veren Andres’le Türkiye’deki ilk sergisi hakkında mail üzerinden söyleştik.

Sadece burada sergilenen ‘Serçe Yolu’ isimli seride değil, bütün fotoğraflarınızda neredeyse ortak bir atmosfer var. Bu atmosferi nasıl tanımlarsınız?
‘Serçe Yolu’nda özellikle aradığım şey kızların hayali bir alanda var olmaları, gizemin yaratıcılığıyla öykünün bir bütünlük kazanmasıydı. Çeşitli ikonografik unsurlar da kullandım: Makaslar, krom ışıklar, kuş kafesleri, iskelet anahtarları, açık dolaplar, kapılar ve pencereler... İzleyicinin bu unsurları kendi çıktıkları yolda keşfetmesiyle, kendi sahnelerini yaratmalarıyla ilgileniyorum. İşin genel çerçevesi dolaylı bir hikâyelemeye, bir gizeme, izleyiciyi kullandığım karakterlerin gittiği yola sürüklemeye dayanıyor. 

İşlerinize yakıştırılacak sıfatlardan, depresif mi, karanlık mı, psikolojik gerilim mi, hangisini tercih edersiniz?
İşlerim her zaman kişisel öyküler ve kadınsı bir öznellik barındırmıştır. Fotoğrafı, çocukluğun o kısa dönemi, hafızanın gelip geçiciliği üzerine düşünmek ve kadınlığa dair bir iç gözlem yapmak için kullanıyorum diyebilirim. Genellikle görsellerim, bir konunun kendi sorunsalıyla, daha karanlık, hatta bazen de rahatsız edici bir alt metin arasında bir yerde durur. ‘Serçe Yolu’, yetişkinliğin sınırındaki kadınları keşfe çıkıyor. Nancy Drew kitapları, 1970’lerin korku filmleri, Alfred Hitchcock gibi tematik görsel kaynaklar arasında gezinerek bu yasaklı bilginin peşindeki genç kadınları anlatmaya çalışıyor. Onların keşifleri mecazi olarak çocukluktan kadınlığa bu riskli geçişi temsil ediyor. Hem savunmasızlık, hem de yeni bir otorite hissi veren bu cinsel kimliğe geçiş anı çok ilgimi çekiyor. Başkahramanlarım kendi keşiflerinden dolayı güçlendikleri gibi aynı zamanda yaklaşan bir tehdit hissiyle korkuya da kapılıyorlar. Kızların tehlikeyle flörtlerine rağmen, ortaya çıkan iş masum ve belirgin bir şiddetten uzak. Beni bu seriyi hazırlamaya zorlayan şey potansiyel masumiyet kaybı aslında... 

Yaratmaya çalıştığınız 1970’ler, 80’ler ambiyansının altında ne var?
İşlerimin şimdiye kadarki yörüngesine bakarsanız, her zaman geçmişten ve çocuk olma deneyiminden fazlaca etkilendiğimi görürsünüz. Çalışmam kendi çocukluğumdan esinlendiklerimden oluştuğu için, zaman 1970’ler ve 80’ler gibi... Gerçi ‘Serçe Yolu’nda belirli bir zamanın içinde kalmamaya çalıştım. Ama yine de bugünü temsil etmedikleri açık. Sanırım bu nostaljik ama belirsiz bir dönemden beslenme hissi gizemi besliyor. 

Fotoğraflarınızda kullandığınız modelleri nasıl keşfediyorsunuz?
Sadece model bulmak için değil aynı zamanda aksesuvar ve mekân belirlemek için internetten çeşitli sitelerden faydalandım. Birçok arkadaşım ve çocukları, yakınlarım, çalışma arkadaşlarım çekimlere katıldı. Favori çocuk modelim Fiona Brunning, kızıl saçlı sevimli kız... Onunla tanışmam tamamen şans eseri oldu. Ailesi evlerinin bahçesinde kullanmadıkları eşyaları satışa çıkarmışlardı, oraya gitmiştim. Anında onu fotoğraflamak için bir istek duydum. Bir yandan ailesinin bahçesindeyim, onların eşyalarına bakıyorum. Sonunda benim ilgime karşılık verdiler. 

Genelde modellerinizi seçerken nelere dikkat edersiniz?
‘Serçe Yolu’ için özellikle kültürümüzün klişeleştirdiği masum ve genç kız feminenliğini yansıtabilen karakterleri seçtim; beyaz tenli, mavi gözlü ve sarışın... Bunun dışında bu çalışmada kendi çocukluk tecrübelerimden soyutlamalar var; o dönemki birçok arkadaşım ‘Serçe Yolu’ kızlarına benziyordu. Modellerimi yönetirken de, çocukken okuduğum ve melodramatik bir vücut diline sahip karakterlerinden etkilendiğim Nancy Drew kitap kapaklarını tekrardan elden geçirdim. Bedenlerinin çerçeveye yerleşim biçimleri, parmaklarının ayrımı, saçlarının yüzlerine düşüşü, o şaşkın ama sevimli halleri, tüm bu ifadeler var fotoğraflarda.

Mizansenleriniz film setini andırıyor, bu havayı nasıl yaratıyorsunuz?
Fotoğraflarım çevrenin, kostümlerin ve nesnelerin incelikle tasarlanması açısından sinemadan referans alıyor. Mizanseni hazırlamak birkaç gün bile sürebiliyor. Kompozisyonun her açısı, renkler, kumaşların dokuları, duvar kâğıtları, ışıklandırmanın değerleri, karakterlerin pozisyonları, zeminle figür arasındaki dinamik, hepsi bir fotoğrafı oluştururken etkili. Zaten olan bir şeyi şans eseri fotoğraflamanın tersi olarak, azami kontrolü sağlamak için bu tür formal detayları önceden sağlıyorum. Fotoğraf sürecim aynı zamanda ilgi kaynağım olan bazı klasik film sahneleriyle de gelişti diyebilirim. Daha önce de bahsettim; bütün o yüksek teatral ışıklandırması, zengin renk kombinasyonları ve özellikle de kadın ana kahramanlarıyla Alfred Hitchcock’un bütün işleri üzerimde etkilidir. Hitchcock, aynı zamanda diyaloğa bağlı kalmadan, görsel ipuçları yaratarak bir hikâye anlatabilmenin de ustasıydı.
CDA Projects: İstiklal
Cad. No:163 Mısır Apt.
Kat:2 D:5 Beyoğlu