'Eşcinseller birbirini kıskanıyor'

Dünya basını, 'Türk sinemacı' tamlamasıyla
'eşcinsel filmi' açıklamasını yan yana görünce Lola+Bilidikid'i 'şaşırtıcı' diye yorumlamıştı.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Dünya basını, 'Türk sinemacı' tamlamasıyla
'eşcinsel filmi' açıklamasını yan yana görünce Lola+Bilidikid'i 'şaşırtıcı' diye yorumlamıştı. Kutluğ Ataman'ın ilk sinema filminin ardından yıllar geçti ama Türk izleyicinin aklında bir tek o kaldı. Zira, Ataman'ın hepsini yurtdışında yaptığı başka dört çalışmayı izleme fırsatı olmadı. Neyse ki Peruk Takan Kadınlar geçtiğimiz aylarda kitap olarak yayımlandı, önümüzdeki ay da İstanbul'da gösterilecek. Başka işler de sırada, zamanla buraya uğrayacak... "Ne zaman aklıma bir iş, bir proje ya da bir öykü gelse, hep Türkiye'yle ilgili oluyor" diyen yönetmen, 'ilk Türk gay filmi'nden bu yana bir şeylerin değiştiğini, gençlerin biraz daha ifade şansı bulduklarını düşünüyor.
Yeni bir filme hazırlanıyor musunuz?
Kafamda birkaç proje var. 40 yaşına girip, artık daha olgunlaşmamla bağlantılı olarak, gay filmlerini yeni sinemacılara bırakıyorum artık. Belki bu işleri daha rahatlıkla yaparlar, bilmiyorum. Ama ben biraz daha hayatla barışık bir dönemime girdim. Yaşlanmakla ve yorulmakla da alakalı bir şey.
Lola+Bilidikid'i yaparken sizi en çok ne zorlamıştı?
Benim şanssızlığım bazı şeyleri hep önde yapmam, dolayısıyla daha fazla tırmık atılıyor. Lola+Bilidikid'i gösterime çıkartamadım mesela. Bütün dağıtım şirketleri
"İbne filmini göstermeyiz," dediler. Festivalde jüriler bile "Böyle filme ödül vermeyiz," diyebildi. Ödül aldığı vakit kurumlar ödül parasını vermediler. Bu türden ayrımcılıklara çok uğradım. Şimdi sürüyle eşcinsel genç var. Sinemalara gidiyorlar, Bağımsız Sinema Festivali'ne inanılmaz bir ilgi oluyor. Ben başardım diye bir iddiam yok, ama ben ve benimki gibi işler ilk başta çıktığı vakit, daha fazla mücadele etmek zorunda kalıyoruz.
Hamam sizden daha önce değil miydi?
Hamam daha önceydi ama o Hamamcılar Derneği'nden reaksiyon aldı. (Gülüyor) Tabii şimdi ben rahatça hamamda film çekebilirim. Bir de ben Hamam'ı çok sevdim, hatta ilk ödül veren jüride de vardım ama Lola'yla arasında çok büyük bir fark var.
Fark şu olabilir mi: Hamam'da eşcinsellik sonradan olunan bir şey gibi gösteriliyor, dolayısıyla merkeze çekiliyor, böylece daha kabul edilebilir mi oluyor?
Belki Ferzan (Özpetek) bunu böyle yapmaya çalışıyor. Herkes kendi hayat deneyiminde ne kadar açık olmayı tercih ederse o kadar olur. Ben tamamen açık ve saydam olmaya inanıyorum. Bundan dolayı da herhangi bir mahcubiyetim yok. Onun için açıkça eşcinsel doğmuş ve ölmüş birisini de gösterebilirim.
Sizce eşcinsellik doğulan bir şey mi, yoksa öğrenilen ya da olunan bir şey mi?
Bu insanına göre değişiyor. Kendimden söyleyecek olursam benim için doğulan bir şey. Ama başkaları o şekilde doğuyor veya her iki cins arasında gidip geliyor. Veya tamamıyla heteroseksüel olanlar da oluyor; sayıları çok az olmasına rağmen. (Gülüyor)
Bütün başarılı ve yaratıcı insanlar eşcinsel diye düşünüp, bir anda sonradan gay olanlar da çıkmıyor mu?
(Gülüyor) Olamaz öyle bir şey, zannetmiyorum.
Kimse o kadar değildir. Ancak içinde çok ukte kalmıştır başarılı olmak ki sonunda bunun için kestaneyi çizdirecek! (Gülüyor)
"Eşcinseller yaratıcıdır" mit mi?
Tabii ki bir mit. Bence bu doğru değil. Eşcinseller arasında da çok aptal ve yaratıcı
olamayan var. Bir de "Bütün eşcinseller çok yakışıklı" denir. Çirkin olanlar çok! Mesela eşcinsel karşıtı sürüyle insanın kültür-sanat dünyasında 'eşcinsel mafya' olduğuna dair paranoyası vardır. Bence kesinlikle yok. Ben şimdiye kadar çok az eşcinselin desteğini aldım; bilakis kıskanıyorlar. Benim Lola+Bilidikid'i çıkarmama neden olan bütün prodüktörler, finansörler heteroseksüel, çocuk sahibi insanlar. O ekipte bir eşcinsel ben vardım.
Filmden sonra çocuklar 'Beni oynat' diye özel olarak yaklaşıyor mu size?
Yok, hiç öyle bir şey yok. Keşke olsa da! (Gülüyor) O türden bir şey yok.
İstanbul'da hiç gezebildiniz mi?
Çok fazla gezemedim ama yeni mekânlar olduğunu biliyorum. Çocuklarda daha bir açıklık, rahatlık, kendinden eminlik söz konusu. Bu da kendine saygıyı getiriyor. Eskiye göre birazcık daha rahatlık var. Bunun bitip, gay olmanın da özel bir şey olmadığını anlayacakları bir dönem gelecek. O da herhalde bundan 5-10 yıl sonra.



"Peruk hedef şaşırtmak için"
Peruk Takan Kadınlar'da sizi ne cezbetti?
Benim için Türkiye'de en önemli meselelerden biri kimlik sorunu. 'Red herring' dediğimiz, önemli olan perukmuş gibi gözükürken, aslında başka bir şey anlatma olayı bu. Peruk burada 'red herring.' Dört kişiyi birbirine bağlıyor. Tabii kimliği çok fazla gösteren, modifiye etmekte kullanılan bir şey. Türkiye'de kimlik hücuma uğruyor ve burada da peruk, hedef şaşırtmak için kullanılıyor.
Kendinizin de hücuma uğradığını düşündüğünüzden mi bu tip işler yapıyorsunuz?
Kendi kimliğimi değiştirmek gibi bir yolu seçmedim ama bu tür konulara duyarlı olmamın nedeni bu da olabilir, mutlaka. Sadece ben değil, herkes kimlik sorunu yaşıyor. Baskı yapan da yapılan da. Herkesin birbiriyle didiştiği bir yer burası. Rahatsız bir toplum. Bu insanları bu hale getirmiş tek bir güç var: Devlet. Halkına güvenmeyen, halkına düşman bir devlet var. Peruk Takan Kadınlar buna işaret ediyor. Benim işlerim her zaman işaret eder, yoksa bir mesaj vermez.
İşaret ettiğiniz yerler görülüyor mu istediğiniz kadar?
Her zaman değil tabii ki. Zaten istediğim zaman görülüyor olsa bir sanat eseriyle toplumu değiştirebilirdik. Oysa bunun imkânı yok. Bu bir hayal. Sol gelenekte, belki yüzyılın başında inanılmış bir şey. Tabii bizde bu 60'lara, 70'lere kadar devam etti. Biz de o zamanlar "Öyle bir iş yapacağım ki, herkes her şeyi görecek" derdik. O yüzden de birbirimize birbirimizi anlatan çok fazla iş yapıldı! Gençken belki tek vuruşta bir duvarı yıkacağımı düşünüyordum. Şimdi hayalini kurmuyorum ama işaret ederek yavaş yavaş, tuğla tuğla sökme yoluna gidiyorum.


Ruhuma Asla: Film de travesti, oynayan da!
Sizi video-art'a ne sürükledi?
Vallahi şansa oldu. Türkiye'de Lola'nın finansmanını beklerken Semiha Berksoy'u tanıdım. Onunla bir şeyler çekeyim, diye düşündüm. Bir yıl onun yatak odasında, tek kamera bir çalışma yaptık. Sonra İstanbul Bienali duymuş, istediler. O kadar patladı ki, başka yerlere davet edip yeni işler görmek istediler. Manisfeta'ya davet edildim. Güncel sanatın en önemli bienali. Sonra Venedik Bienali'ne. Burada normalde 10-15 yıl kariyer yapmış insanlar oluyor. Ne yapacağımı düşünürken, Peruk Takan Kadınlar'ı
çektim. Hemen ardından da Ruhuma Asla'yı...
O nedir?
Türkiye'de pek duyulmadı bu. Lise çağımda anlatılan, öğrenciler arasındaki bir geyikten, bir şehir efsanesinden yola çıktım. "Duydunuz mu? Ajda Pekkan İsviçre'de porno çekmiş, abimin arkadaşında var," denirdi, "Ben görmedim ama arkadaşımın arkadaşı görmüş, şunu da yapıyormuş, bunu da yapıyormuş..."
Ben bunu gerçekleştirdim.
Kiminle, Ajda Pekkan'la mı?
(Gülüyor) Hayır, onunla değil... Zaten filmin kendisi de travesti olduğu için, çok sevdiğim travesti bir arkadaşımla
çalıştım, Ceyhan Fırat isminde!.
Aaa, Şoray!
Evet, Şoray Tan diye bir zamanlar pavyonlarda posteri basılan, İstanbul sahnelerinin unutulmaz sesi! Şoray/ Ceyhan'la
Lozan'da çalıştık. Hem orada yaşıyor hem de burası bizim lise çağımızda önemli bir yer. Çünkü kafana kakılır okulda Lozan Antlaşması diye. Lozan Antlaşması'nın yapıldığı yerde
Ceyhan'la porno değil ama pornoda marine edilmiş bir iş oldu.
Hazırlarken eğlendiniz mi?
Çok eğlendik hem de. 12 günümüzü aldı, bu arada çok zorluklar da yaşadık. Tutuklandık mesela. Çünkü Lozan Antlaşması'nın yapıldığı binanın önünde Ceyhan bunu anlatırken soyundu. Sokakta izinsiz soyunduğu için de bizi polisler götürdü. Ama düşe kalka bitirdik işi. (Gülüyor)
İşlerinizin ortak noktası genellikle azınlıklara değinmesi. Özel bir tercih mi bu?
İnsanlar zaten buna temayüllü. Bu problemleri
kendi hayatlarında yaşıyorlar ve bunlara işaret edilmiyor. Beni her zaman daha fazla ilgilendiriyorlar. Haksızlıklara karşı belki. Bırak sanata politika karışmaz saçmalıklarını, ben bunu tartışmaktansa artık bir görev olduğunu düşünüyorum. Modayla da politika yapabilirsin. Renk kullanımıyla, yeni bir bakış açısı getirerek de politika yapabilirsin! Daha geçen gün sakalı olanları satanist diye götürdüler.
O zaman insan içinden "Ben de siyah saç,
siyah sakal uzatacağım" diyor. (Gülüyor) Sırf inat olsun diye.


'Bir tek kişiyi seviyorum'
Benim arkadaşlarımın aşkları aslında çok kısa dönemli değil. Tanıdıklarımın neredeyse hepsi çok uzun dönemli.
15-20 yıl hâlâ beraber olanlar var. Tabii herkes bir şekilde kendi kurallarını, kendi yollarını çiziyor. Mutlaka monogamik bir ilişki olması gerekmiyor. Ben de çok monogamist biri değilim. Ama bir tek kişiyi seviyorum, sevildiğimi de hissediyorum.


'40 yaş kâbus olmadı'
40 yaşıma girdim ve çok eğleniyorum. Benim için kâbus olmadı açıkçası. Çünkü güzel kalmak benim için hiçbir zaman bir amaç değildi. Zaten öyle bakım falan yaptıran biri de değilim. Ama elbette cinsel hayatımın bitmemesi önemli. Bunu kesinlikle istemem. Ve bunu zaten görüntümle değil, varolma biçimimle hallediyorum. Onun için kaybettiğim bir şey olmadı 40 yaşıma girdiğimde.