'Eski 45'likler geceleri' bu köşede doğuyor

'Eski 45'likler geceleri' bu köşede doğuyor
'Eski 45'likler geceleri' bu köşede doğuyor
DJ ve müzik yazarı Murat Meriç, eski 45'likler gecelerini hazırladığı köşeden bildiriyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

* Hep bu köşede mi çalışırsınız?
Kitaplarımı bu köşede okuyorum, notlarımı burada alıyorum, müziği burada dinliyorum. Buradaki çalışmaları yazı haline getirmek için arka odadaki bilgisayarın başına geçiyorum. 
* Çalışırken atıştırır mısınız?
Antepfıstığı sürekli önümdedir. Coca-Cola delisiyim. İçmesem bile içeride olduğunu bilmeliyim. Kahve çok önemli. Bu ara çay da çok içiyorum. 
* En kıymetli plağınız hangisi?
Şuradaki Atatürk plağı. Kendi sesinden ve sarhoş konuştuğu plak. Ankara ’dan almıştım, çok kimsede yoktur. Bir sofra sohbetindeki konuşmasının kaydıdır. En kıymetlisi bu galiba, Atatürkçü olduğumdan değil, tarihi değeri olduğundan. Çok az bulunan başka plaklar da var. Onlar arasında da en kıymetlisi Tülay German’ın 1966’da yurtdışına çıktığında radyolara hazırlanan promosyon plağı. Tülay German’a gösterdiğimde çıldırdı, “Nereden buldun, bundan 40 tane var” diye. 
* Plaklarınızı ve kitaplarınızı evden çıkarır mısınız?
Asla! Kitaplarımı da vermem. Çok güvendiğim üç-beş arkadaşıma verebilirim. Merve Erol, Fikret Bekler, Metin Solmaz ve Ankara’da Hakan Kaynar. Onlara kitaplarımı veririm ama plaklarımı kimseyle paylaşmam. 
* İdolünüz kimdir?
Kahramanım dediğim insan Tülay German. ‘Şunu örnek alayım’ dediğim biri yok ama yazıda çok sevdiğim insan Sait Faik’tir. Onun gibi güzel cümleler kurabilsem dediğim çok olmuştur. 
* Çalışırken ne dinlersiniz?
Belli olmuyor ama daha ziyade Bob Dylan. En sevdiğim müzisyen de o. Ama yeni bir şey çıktıysa onu dinlemek için dinlediğimde başka hiçbir şeyle ilgilenmem. 
* DJ’lik yaparken yanınızda ne olmalı?
Kulaklık götürüyorum orada yoksa. Ama kendime ait bir kulaklık sevdam olmadı. Defterim, kalemim bir de plak çalacaksam plak göbeği alıyorum. Her zaman cüzdanımın içinde plak göbeğim vardır. Hem uğur gibidir hem de mutlaka yanımda olur. 
* İşiniz dolayısıyla bulunduğunuz en tuhaf ortam neresi?
Galeri sahibi bir hanımefendi, arkadaşlarına şaka gecesi düzenlemiş. ‘Eski 45’likler gecesi yapacağız’ diye gittik, çok acayip bir şeyle karşılaştık. Ben “Şimdi Türkiye ’de yapılmış en iğrenç şarkıları dinleyeceğiz. Sadece bu gecelik, biz asla böyle şeyler dinlemeyiz” diye sunuldum. Hatta “Bu gece için bir sanatçı arkadaşımız özel bir şey hazırladı” deyip renkli jiletler dağıttılar. ‘Halk olduk bu gece’ diyorlar yani… Sahiden bilmiyorduk böyle olacağını. Nefret ede ede çaldık. 
* Bu işi neden yapıyorsunuz?
Mühendislik okurken kendimi müziğe verdim. Ankara’da bir arkadaşımızın barı vardı. “Şu plakları bir de burada çalsana” dedi. İnsanların dans ettiğini görünce başladık. 1999’un 31 Ocak’ıdır ilk yaptığımız parti. 2000’den beri her hafta bir yerde çalıyorum, çok severek yapıyorum. Kimya mühendisliği okuyordum, dördüncü sınıfta bıraktım, bu işten para kazanabileceğimi görünce. Yoksa Tüpraş ’a gittim staj yaptım, rafineride çalışmak istiyordum…

OFİS DEDİKODULARI

Özel sektör çalışanları ‘içeriden’ bildiriyor, gönüllü muhabirlik yapıyor.
Plaza öykülerinizi bekliyoruz. 


* Hayatınızda hiç çağrı merkezi ofisinde bulundunuz mu? İçerdeki uğultuyu, mutsuz yüzleri, yorgun bakışları, müşteriye ‘Sizi bir dakika bekleteceğim’ deyip başını masasına yaslayıp hıçkırarak ağlayan insanları gördünüz mü? Ben her gün görüyorum çünkü ben de onlardan biriyim. Tam beş yıldır bir bankanın çağrı merkezinde telefonlara bakıyorum. Günde ortalama 150 çağrı karşılamam gerekiyor. Bir saat olan yemek saati, çağrı yoğunluğu öğle saatlerinde tavan yaptığı için 15 dakikaya indiriliyor. 10 dakikası yemek sırasında tükeniyor. Sigara içmeye vakit kalmadığı için bazen tercih yapmam gerekiyor. Yemek mi, sigara mı? Bazen sadece kahve ve sigarayı tercih ediyorum. Tuvalete bile izin alarak gidiyoruz. Gruptaki başka bir arkadaş tuvaletteyse sizin de aynı anda tuvalete gitmenize izin verilmiyor. Bir de burada hâlâ alışamadığım bir uygulama var. Neymiş, yanınızdaki arkadaşınıza bile güvenmemeniz gerekiyormuş. Masanızdan ayrılırken bilgisayar ekranınızı kilitlemeliymişsiniz. Unutursanız cezalandırılıyorsunuz. Ben herkese güvenen bir insan olmalıyım ki, kilitlemeyi sürekli unutuyorum. Habire de ceza yiyorum. İşin tuhafı bu cezaları ‘sevimlileştirmeye’ çalışmaları. Şefimin bana en son verdiği ceza ekipteki 20 arkadaşa dondurma ısmarlamamı istemesiydi. Ay sonuydu, cebimde o kadar para yoktu. Utandım. Ama sonra düşündüm, esas utanması gerekenler böyle saçma uygulamalarla insanı insanlığından utandıran ve ağır çalışma şartlarına rağmen, işçilere ayın ortasını bile getiremeyecek paralar veren yöneticilerdi. (K. T. 30, kadın, banka çağrı merkezi çalışanı) 

* Kadınlar hep ilk gözden çıkarılanlardır: Ofiste yayılan dedikoduların ardından aralarında ilişki olduğu söylenen iki yöneticiden birisi istifa edip işten ayrılır, diğeri mutlu mesut hayatına devam etmektedir. Bilin bakalım işten ayrılan hangi taraftır? (B. M., kadın, 28, özel şirket çalışanı)
Ofis öykülerinizi gönderin, yayınlayalım:
bahar.cuhadar@radikal.com.tr