'Eski tüfekler'den kim kaldı?..

'Eski tüfekler'den kim kaldı?..
'Eski tüfekler'den kim kaldı?..
Robert Redford'un yönetip başrolünü üstlendiği 'Geçmişin Sırları', biraz polisiye, biraz hukuk, biraz basın ilkeleri, biraz 'kırık bir aşk hikâyesi' ve çokça siyasi geçmiş dolu bir yapım.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

‘Örümcek Adam’dan da biliyoruz ki “Büyük güç, büyük sorumluluklar getirir.” Robert Redford, Amerikan sineması adına bir zamanların ‘Büyük güç’lerinden biriydi ama onu galiba asıl olarak sorumluluğa iten şey ait olduğu kuşağın izlerini bu günlere taşımak. Kolay değil, 68’in tüm hızıyla estiği, ‘Yeni bir dünya mümkün’ söylemlerinin tüm bir gezegeni sarstığı ama ondan öte vicdanlı yönetmenlerin işbaşında olduğu bir sinema evreninin oyuncusuydu o. Dolayısıyla 77 yaşında bir ‘genç’ olarak kamera arkasına geçip kimselerin anlatmaya tenezzül etmediği hikâyeleri perdeye taşımak, aynı zamanda bir ‘Kuşak refleksi’ olsa gerek…
Bugünden itibaren vizyona girecek ‘Geçmişin Sırları’yla (The Company You Keep) birlikte son üç filmi (‘Aslanı Kuzulara-Lions for Lambs’ ve ‘Suikast-Conspirator), yakın ve uzak geçmişin siyasal iklimlerinde dolaşan ve öyküleri itibariyle ilgiye değer yapımlardı. Özellikle ‘Suikast’, Türkiye ’de son dönemlerde işlenen hukuk skandallarını çağrıştırması açısından sanki bizlere de güncel mesajları yolluyordu.
‘Geçmişin Sırları’na gelince, her zaman olduğu gibi önce ‘Kısaca öykü’ diyelim: Yetişkin iki çocuk annesi bir ev kadını olan Sharon Solarz, kendini kendisini ihbar eder ve bir zamanlar işlenen bir suçun ortaklarından biri olarak ortaya çıkar. Tutuklanan Solarz’ı yakından tanıyan ama savunma görevini üstlenmekten kaçan yörenin saygın avukatlarından Jim Grant’in neden böyle davrandığını çözmek ise genç muhabir Ben Shepard’a kalır. Yerel bir gazete olan The Albany Sun-Times’ta çalışan Shepard, iyi bir haberin kokusu alır ve kendisini giderek büyüyen, öte yandan uzantıları Vietnam Savaşı dönemine uzanan bir çemberin içinde bulur. Yaptığı araştırma sonucu Grant’in, tıpkı Solarz gibi eski bir örgüt olan Weather Underground üyesi olduğunu fark eder. Daha ilginci, şimdiki zamanın karısını bir süre önce yitirmiş 12 yaşındaki kız babası saygın hukuk adamının, geçmişteki bir banka soygunundan aranan Nick Sloan olduğunu fark eder. Bu bilgi gazetesinin manşetini süsleyince soruşturmayı yürüten FBI, Grant’in peşine takılır. Lakin ortada Shepard’ı ikna etmeyen onca bağ vardır ve genç muhabir de tıpkı FBI gibi ‘Jim-Nick’i aramaya koyulur…

‘Savaşı eve getirme!’

‘Weather Underground’, 60’ların sonuyla 70’lerin başında ‘Vietnam Savaşı’nı eve getirme’ sloganıyla yola çıkan ve de Pentagon ve Dışişleri dahil hükümet binalarına bombalı eylemler düzenleyen sol bir örgüttü. Adını Bob Dylan’ın ‘Subterranean Homes Blues’ adlı şarkısındaki “Rüzgârın hangi yönden estiğini bilmek için bir hava durumu spikerine ihtiyacın yok” sözlerinden alan bu oluşumu hatırlatmak bile bu filmin başardığı işlerden biri bence (Bir ara not: Örgüt son olarak Barack Obama’nın 2008’deki seçim kampanyası sırasında eski bir üyesi olan William ‘Bill’ Ayers’la bağlantıları üzerinden gündeme gelmişti. Illinois Üniversitesi’nde profesör olan Ayers, aynı zamanda etkili bir Katolik kilisesi rahibiydi ve 2001’de New York Times’a verdiği söyleşide, “O dönemdeki yaptığımız eylemlerden, bombalamalardan pişman değilim, aksine yeteri kadar yapmadığımızı düşünüyorum” demişti). Redford, yönetmenliğinin yanı sıra başrolünü de üstlendiği ‘Geçmişin Sırları’yla seyircisini hem zamanda siyasi bir yolculuğa çıkarıyor, hem de öyküsü itibariyle hafif polisiye bir esrarın peşine takıyor. Filmin bu yakadan bakıldığında bence artıları arasında Ben Shepard karakteri üzerinden gazeteciliğin ne denli önemli bir meslek olduğunu hatırlatması ön plana çıkıyor. Bugün artık Türkiye’de bu meslek, ayakta kalmak için tek bir kritere bağlanmak isteniyor: O da ‘Yandaşlık’. Shepard ise asıl ilkenin her daim ‘Gerçeğin peşinde koşmak’ olduğunu hatırlatıyor (Hoş filmde gazetecilik adına abartılı sahneler de var, örneğin hangi muhabir genel yayın yönetmeni ya da editörü aradığında cep telefonunu boşa düşürür?) Ama galiba buradaki asıl mesele, yani Redford’un en azından gençlere filmi üzerinden ‘gazetecilik hatırlatması’nda bulunmasını, yönetmen-aktörün kariyerindeki ‘Başkanın Bütün Adamları’ filmine bağlamak da mümkün. Malum, bu Alan J. Pakula şaheserinde Redford, rol arkadaşı Dustin Hoffman’la birlikte Nixon’ı iktidardan düşüren ‘Watergate skandalı’nı araştıran iki gazeteciyi canlandırıyordu.
Neil Gordon’ın 2003 tarihli romanından Lem Dobbs’un (Soderbergh’in ‘Kafka’sının yanı sıra ‘Dark City’yi de kaleme almıştı) senaryosundan çekilen ‘Geçmişin Sırları’, bir Amerikalı eleştirmenin deyimiyle ‘Adeta Jean Valjean (‘Sefiller’in ana karakteri) ruhu ve tadında hayat süren’ bir avukatın gizli kimliğinin açığa çıkmasının izlerini takip ederken belli noktalarda heyecan ve gizem de sunuyor. Lakin film, mesela Redford’un bir önceki çalışması ‘Suikast’ düzeyinde sinematografik çarpıcılığa sahip değil. Ayrıca öykünün ‘casting’den kaynaklanan ikna edemeyen yanları da var; başta ana karakteri 77 yaşındaki Redford’un canlandırması gibi...
Ara rollerde yok yok
Oyunculuklara göz atarsak, Redford’un yaşının dışında bir problemi yok. Genç gazeteci Shepard rolünde Shia LeBeouf gayet başarılı (bazı sahnelerde ‘Genç bir Russell Crowe havası’ yayıyor). Ama filmin bence en güzel yanı, eski örgüt üyesi karakterlerde karşımıza çıkıyor. Julie Cristie, Susan Sarandon (malum kendisi ‘Gezi’cidir aynı zamanda), Nick Nolte, Sam Elliott, Chris Cooper, Brendan Gleeson, Terrence Howard, Stanley Tucci, Brit Marling, Anna Kendrick, Chris Cooper, Richard Jenkins; bu denli zengin ve yetenekli bir alt kadroyu uzun süredir bir filmde görmedik. Sonuç? Yine bir Amerikalı eleştirmenin deyimiyle ‘Yaşlı Radikallere Yer Yok’ tadındaki ‘Geçmişin İzleri’, hatırlattıkları ve altını çizdiği bazı değerleri bakımından önemli bir çalışma. Bu dönemde, bu tür filmlere pek itibar eden yok, dolayısıyla Redford hâlâ önemli bir işlevi yerine getiriyor. Biraz polisiye, biraz hukuk, biraz basın ilkeleri, biraz ‘kırık bir aşk hikâyesi’ ve çokça siyasi geçmiş dolu bu yapımı kaçırmayın derim…