Eskisi daha 'Muhteşem'di

Eskisi daha 'Muhteşem'di
Eskisi daha 'Muhteşem'di
F. Scott Fitzgerald'ın ünlü romanı 'Muhteşem Gatsby', şatafatlı bir uyarlamayla huzurlarımızda. Leonardo DiCaprio ve Carey Mulligan'lı film, Robert Redford ve Mia Farrow'lu 1974 tarihli yapımın derinliğinden ve hissiyatından çok uzak.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

MUHTEŞEM GATSBY


Orijinal Adı: The Great Gatsby Yönetmen: Baz Luhrmann Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Tobey Maguire, Carey Mulligan, Isla Fisher, Elizabeth Debicki, Yapım: 2013 ABD Süre: 146 dk


Her neslin yeni bir ‘Muhteşem Gatsby’ye mi ihtiyacı var yoksa mesele sadece klasikleri post-modernize etmekle nam salan Baz Luhrmann’ın F. Scott Fitzgerald’ın ünlü klasiğini yeniden çevirsinden mi kaynaklanıyor? Bu temel sorular eşliğinde huzurumuza gelen (ki çarşamba gecesi 66.’sı için start verilen Cannes’ın açılış filmiydi ve biz ‘yerli’ eleştirmenler söz konusu yapıtı aynı günün sabahında izleyerek bir adım öne geçtik! Yani ‘ Türkiye bu noktaya geldi artık!’) son ‘Muhteşem Gatsby’, malum bir ‘Amerikan rüyası’ eleştirisidir ve yazarının nitelemesiyle arka fonuna ‘Jazz Age’in (Caz Çağı) esintileri yerleştirmiştir. Kısa ömrüne (1940’ta 44 yaşında ölmüştü) biri tamamlanamamış beş roman sığdıran Fitzgerald’ın 1925’te yazdığı ‘The Great Gatsby’, apar topar bir yıl sonra sessiz sinemaya siyah-beyaz tekniğinde gölgesini aksettirmişti. Bugün için kayıp olan bu filmden sonra 1949’da bu kez Elliot Nugent’ın çektiği ve Alan Ladd, Betty Field ve Shelley Winters’ın başrollerini paylaştığı eldeki ilk versiyonla tanıştı sinemaseverler. Bir sonraki buluşma 1974’teydi ve İngiliz yönetmen Jack Clayton’ın elinden çıkan ve Robert Redford, Mia Farrow, Bruce Dern ve Sam Waterson gibi oyuncuların sürüklediği yapım, bugüne kadar eserin en bilinen uyarlaması olarak tarihteki yerini aldı. 2000’deki pek de beğenilmeyen TV filminden sonra bu kez Baz Luhrmann eşliğinde uğruyoruz aynı sulara. 

‘Gizem adamı’
Avustralyalı yönetmen mesela Shakespeare uyarlaması ‘Romeo+Juliet’te meseleyi şimdiki zamana taşımış ve ailelerin savaşında kılıçların yerini ateşli silahlar almıştı. Luhrmann, ‘Muhteşem Gatsby’de zamanda yolculuk yapmamış ama ‘Caz Çağı’na bugünden esintiler (hip hop) yerleştirmiş. Lakin yine de son uyarlamanın benim için büyüyü bozan son derece gürültülü, şatafatlı, fazla pop bir çaba olduğunu söylemeliyim. Fitzgerald romanının ön planında sevdiği kadına ancak zenginleşince ulaşabileceğini düşünen (aslında bu yanıyla bizim Yeşilçam filmlerine yakın bir temaya sahiptir) ve gizemli takılan (bu yanıyla da sevgili mizahçılarımız Ahmet Yılmaz ve Derya Sayın’ın ‘Gizem adamı’ tiplemelerini andıran) boynu bükük bir âşığın, “Bir zamanların o fakir genci var ya” tadındaki geri dönüşünü anlatır. Fona ise ‘Büyük Bunalım’ öncesi fıtratını yitirmiş ve bir tür ‘Lale Devri’ni yaşayan Amerika’yı yerleştirir. Gatsby adlı bu adamın, ırkçı ve anlayışsız bir zenginle evlenmiş yitik aşkı Daisy’yi yeniden elde etme çabalarını biz, borsada çalışan ama asıl derdi yazmak olan genç bir adamın, Nick Carraway’in (ki Daisy’nin kuzenidir) anlatımı eşliğinde izleriz
Luhrmann, bu aşkı, hüznü, kavuşamama psikolojisini, trajediyi ve sosyal sınıflar arasındaki temel problemleri son derece başarıyla anlatan romanı sinemaya bir kez daha uyarlarken bence hem eserin temel ruhunu elinden kaçırmış hem de özden çok biçime yüklenmiş. Gösterişli onca sahne, abartılı parti bölümleri ve gereksizce 3D (Üç boyutlu) tekniğiyle çekilmiş film, evet biliyorum bazılarını mutlu edecektir ama benim gibi daha muhafazakâr sularda yüzen seyirci (eleştirmen) tipolojisi için çok da anlamlı olmayan bir çabadan öteye gidememiş. Amerikalı eleştirmenlerin ve seyircilerin çoğunluğunun filme ilişkin acımasızca saldırıp ‘Aptallar için Muhteşem Gatsby’ ya da ‘Fitzgerald’ı mezarında ters döndüren bir uyarlama’ şeklinde ifadeler kullanmasını anlamak mümkün, Çünkü onlar kendileri için ‘kutsal’a yakın bir anlam içeren bir büyük edebiyat yapıtıyla bu denli oynanmasına içerlemişler. Yönetmenin Avustralyalı kimliğinden dem vurup, “Bizim edebiyatımızı uyarlamak sana mı kaldı?” tavrına soyunanından “Michael Bay çekse daha iyiydi” (malum kendisi her şeyi aksiyona dönüştüren bir yönetmendir) diyenine kadar geniş bir tepki skalası var. Benim derdim ise 1974’teki uyarlamayı yaklaşık üç hafta önce izlemekti sanırım. Robert Redford ve Mia Farrow’lu bu filmin taze ve derin izlerinin yanında Luhrmann’ınkinin fazla yüzeysel ve basit hali, artı öykünün kendine ait erdemlerini aktarmadaki zayıflığı benim için hayal kırıklığıydı. Tamam gösterişli kalabalık sahneler son derece başarılı, etkileyici ve oyalayıcı ama ‘Muhteşem Gatsby’nin derdi bunlar değil ki. 

Sıcak basmıyor!
Öte yandan 1974’teki uyarlamada Daisy’nin kocası Buchanan’ın yasak aşkı ve bu aşkın sınıfsal derinliği son derece etkili verilirken burada birçok şey gibi karikatürize bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Daisy’nin ‘Borderline’ kişiliği de yeni versiyonda yeterince etkileyici değil. Ayrıca eski versiyonda filmin başından beri şehri saran acımasız bir sıcaklık var ve bu yöre insanının psikolojisine de siniyor. Bu kez benzer bir ‘sıcaklık’ perdeye ancak sonlara doğru ‘basınç’ uyguluyor.
Bence bir başka problem de oyuncu seçimlerinde olmuş. Gatsby’yle Daisy’yi canlandıran Leonardo DiCaprio (ki ‘The Aviator’daki rolünü tekrarlıyor gibi geldi bana) ve Carey Mulligan arasında doğru dürüst bir kimyanın oluştuğunu iddia edemeyiz. Üstelik Mulligan bence bu rol için genç ve toy kalmış (Mia Farrow daha bir uygundu ve burjuvazinin insanı sinir eden iticiliğini çok iyi yansıtıyordu). ‘Bademsi’ bıyıklarıyla ‘Polo oyuncusu’ koca Buchanan’da Joel Edgerton en iyi tipleme olmuş. Nick Carraway’de Tobey Maguire nispeten iyi ama ben yine de Sam Waterson’ı tercih ederim.
Sonuç? Zamanımızın ‘Muhteşem Gatsby’si eskinin hatırasıyla oynuyor diye düşünüyorum (üstelik Redford’lu versiyonun kendi içindeki muhteşemliği sadeliğinden kaynaklanıyordu) ama her zaman olduğu gibi tercih sizin.