Evini daha yeni alabilmiş soul yıldızı!

Evini daha yeni alabilmiş soul yıldızı!
Evini daha yeni alabilmiş soul yıldızı!
Elektronik soul yıldızı Jamie Lidell, yarın Salon'da. Telefonla bağlandığımız Lidell, Avrupa'da çok popüler ama kendi evini daha yeni alabilmiş...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Soul’un genç temsilcileri pırtlak gibi ortalığı sarmadan, ‘teen-ager’ idolleri biraz daha prestij için eski sesleri ziyaret etmeye başlamadan o vardı: Berlinli İngiliz Jamie Lidell. Sesi Motown zirvesinin yaşandığı yıllardan geliyormuş gibi dursa da soul müziğe müzelik bir tür muamelesi yapmaması, en tanımlayıcı özelliklerinden. Şimdi de herkesin 60’ları yeniden keşfettiği bir dönemde 80’ler funk ve soul’unun peşine düştü. Kendi ismini taşıyan bu yeni albümünün tozuyla da 23 Mart’ta Garanti Caz Yeşili kapsamında İKSV Salon’da sahne alıyor. Bu hayli duygusal, tam teşekküllü müzik adamına telefonla bağlandık, yıllarca yaşadığı Berlin’den sonra Nashville gibi sakin bir şehre taşınmasının bünyesine yaptığı etkileri, soul müzik aşkını ve yeni albümünü konuştuk.
‘Jamie Lidell’ Nashville’e taşındıktan sonra çıkardığınız ilk albüm. Bu yer değişikliği, sizi müzikal açıdan nasıl etkiledi?
İlk olarak Nashville, hayatın çok yavaş aktığı, dikkatinizi dağıtacak çok fazla şeyin de olmadığı kendi halinde bir yer. Yani sanat yapmaya daha fazla vaktiniz oluyor. Bu yüzden Nashville’i seviyorum. Çok yaratıcı bir enerji var burada.
Nashville deyince akla hemen country geliyor. Sizin ilginizi çekmeye başladı mı bu müzik türü de?
Bazı yönlerden evet. Tabii müziğimin ileride o noktaya doğru gideceğini falan düşünmüyorum. Ama kültürüne de saygı duymak gerekiyor. Şarkı yazarlığı alanında mükemmel işler barındıran bir tür. Ve yeri geldiğinde her türden beslenebiliyorsunuz.
Berlin gibi hareketli bir şehir sonrası Nashville’de yaşamak özel hayatınızı nasıl etkiliyor?
En basiti, Berlin’de birçok arkadaşım vardı. Nashville’de ise kimseyi tanımıyorum. (Gülüyor) Hâlâ arkadaş edinmeye, kendimi tanıtmaya çalışıyorum. Ama diğer yandan da karımla yaşıyorum ve ilk kez bir evim var. Beraber aldık bu evi. Birçok şey değişti ve ben de bu değişiklikleri anlamlandırmaya çalıştım.
Beşinci albümünüze kendi adınızı koymanızın özel bir sebebi var mı? Bu albümün kişisel yönlerini mi vurguluyor bu isim seçimi?
Bir bakıma evet. Kesinlikle kişisel bir albüm. 16 yaşında elektronik müzik yaparak başladım işe. Ve asıl tutkum elektronik sesler üretmekti. O yaşlarda ne yaptığımın da çok farkında değildim. Ekipmanım vardı ve ben de ondan çeşitli, basit sesler üretiyordum. Sonra şarkı yazmaya olan ilgim başladı. Özellikle burada, Berlin’de, şimdi de Berlin’deyiz zaten, bu ilgim başladı. Bu albüm de benim elektronik sevgimle şarkı yazma ve pop müzik sevgimin bir bileşimi.
Birçok eleştiri, bu albümdeki 80’ler havasına ayrıca vurgu yapıyor. Bunun sebebi şu aralar 80’leri dinlemeniz mi?
Belki de Prince dinleyerek büyüdüğüm içindir. Favori dönemlerimden biridir de aynı zamanda. 80’ler deyince insanların aklına belirli şeyler geliyor olabilir. Ama çok zengin bir dönemdi o. Synthesizer’ların kullanılmaya başlamasından dolayı büyük bir çeşitlilik vardı. Ben de synthesizer sesini çok severim. Çok belirgin bir karakteri var o seslerin. Tamamıyla 80’ler hissinin baskın olduğu bir albüm değil belki. Ama 60’lardan daha çok 80’ler olduğu kesin.
Eski usul ekipmanlar kullandığınız bir albüm bu. Onları tercih etmenizin sebebi neydi?
İyi ses veren ekipmanlar, daha çok fikir üretmenizi sağlayabiliyor. Eski synthesizer’lar veya drum machine’lerin de güçlü sesleri var. Ayrıca şu aralar her şey bilgisayarlar üzerinden yürüyor. Ara sıra bilgisayarlardan bir adım geriye atıp dokunabileceğiniz nesnelerle müzik üretmek de güzel bir şey. Farklı bir zevki var onun.
Sizin idolünüz olan şarkı yazarları kim?
Bu albüm için Jimmy Jam ve Terry Lewis’ten çok etkilendim. Janet Jackson gibi isimlerle yaptığı işlerden hep çok etkilenmişimdir. Quincy (Jones), Prince, George Clinton, Sly & The Family Stone bu albümdeki referanslarımdan bazıları. Motown tarzı şarkı yazımında inkâr edilemez bir güç var.
Siz kime şarkı vermek isterdiniz?
Şu aralar Azelia Banks’in yaptıklarını çok beğeniyorum. Bilmem belki klasikler olabilir. Janet Jackson gibi… (Gülüyor)
Hiç tanıştınız mı?
Hayır.
Soul müzikle ilk tanışmanızı hatırlıyor musunuz?
Benim için en önemli dönem 92 – 93’te üniversiteye gittiğim dönemdi. O ara müthiş bir plak koleksiyonu olan birisiyle tanışmıştım, ne kadar ‘old-school’ varsa kapsayan türden. Tabii büyürken de klasik eserlerle büyüyorsunuz. Stevie Wonder, Sam Cook, James Brown gibi… Çok ilginç çünkü onlar hâlâ müziğin babaları. Aretha Franklin’in de müziğin kraliçesi olması boşuna değil. Yolu açan isimler bunlar. Misal Michael Jackson da 1983’te ‘Thriller’ı yaptığında her şeyi, insanların müzik algısını değiştirdi, pop müziğin ne olabileceğini gösterdi. İlk başlarda 80’lere ilgi duymaya başlamıştım ama sonra ev ödevimi iyi yaptım ve bu müziğin nereden geldiğini, daha tanınmayan isimleri de öğrenmeye başladım.
Bir zamanlar “sadece müzikle ilgilenmek istiyorum, olayın kişisel boyutu çok ilgimi çekmiyor” demiştiniz. Hâlâ durum bu mu? Evet, hâlâ aynı çaba içindeyim. Bence şöhret için çok fazla çaba ve enerji harcanıyor. Şöhret ve müzik tabii ki birbirini dışlıyor falan değil. Ama bir dengesi olması lazım. Tabii, şöhret olmasaydı şu anda bu konuşmayı yapıyor da olamazdım. Galiba ‘doğru beden’ olmanız gerekiyor. Ben de o doğru bedende olmak için çabalıyorum galiba. Sanatıma yoğunlaşan türden müzisyenim. Diğer türlü üzülebiliyorum çünkü (Gülüyor). Neredeyse bencilce bir tavır. Sadece karakterimle varolmak istesem çok boş hissederim. Daha derin bir şeylere ihtiyacım oluyor. Neyse ki müzik var. Çünkü müzik, hiçbir zaman sonu gelmeyen derya gibi bir alan. Hayatımda “Şimdi müzikten hazzetmiyorum” diyeceğim bir noktaya geleceğimi düşünmüyorum. Bırakamadığım bir uyuşturucu gibi…
Tüm popülaritenize rağmen ancak şimdi kendinize ait bir ev alabilmeniz de bu tavırla mı alakalı?
Evet kesinlikle. Çok büyük ya da küçük bir ev değil. Tam yaşamak istediğim büyüklükte. Mesela bu turnede de solo çıkıyorum. Ama insanlar hep grubumla falan geleceğimi düşünüyorlar. Bazıları grupla çıktığım zamanları özlüyor, bazıları solo hâlimi seviyor. Herkesi her zaman mutlu edemezsiniz ama ben hep böyle bir denge arayışındayım.