Fareli köyün kavalcısının peşinde

Fareli köyün kavalcısının peşinde
Fareli köyün kavalcısının peşinde
10 yıldır umudumuzu hiç kesmeden beklediğimiz yeni Bowie albümü 'The Next Day', hem klasik Bowie'yi hem de gelecekten haber veren mesih Bowie'yi birleştirip aynı kutuda önünüze getiriyor .
Haber: SARP DAKNİ / Arşivi

Henüz 10 yaşında bile değilim. Renkleri solmaya başlamış kocaman bir televizyonun karşısında yavaş yavaş ikiye bölünüyorum... Önce metalik makyajım ve buram buram Doğu mistisizmi kokan paramparça mavi kıyafetimle podyuma benzer bir sahnede buluyorum kendimi. Hipnotize ettiğim izleyicilerin karşısında dans ediyor ve şarkı söylüyorum. Ölümsüzüm. Tarihsizim. Nereden geldiğim ve nereye gideceğim önemsiz. Giderek daha çok çıldırıyorum. Takip edilmem neredeyse imkânsız... Şıklattığım parmaklarımdan fırlayan örümcek ağlarını sürükleyerek karanlıklar içinde kayboluyorum. Ve diğer ben... Sıkıcı. Cesaretsiz. Herkes gibi giyinmiş. Saçlarını düzgün taramış. Şık bir takım elbise giymiş. Kalabalığın içinde kaybolmaya mahkûm. David Bowie ile ilk tanışıklığım 1984 tarihli 'Blue Jean' videosu ile oldu. Televizyondan kaydettiğim ve başa sarmaktan canını çıkardığım kötü bir video görüntüsü elimdeki. Yıllarca bıkıp usanmadan izlediğim şey... Fareli köyün kavalcısının peşine işte böyle takıldım. İnsanın Bowie ile ilgili ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlatabilmesi pek kolay değil. Onun için bugüne kadar söylenegelmiş kelimeleri peşpeşe sıralamak, kelimelerle sarıp sarmalamak anlamsız. Önemli olan tek şey onu olduğu gibi hissedip, kabullenmek. Bir vampir zarafetiyle pencerenizi tıklattığında, düşünmeden içeri alıp sonsuza dek kölesi olmak isteyebileceğiniz biri o... Tuhaf olan ise bunların hiçbirini istemiyor oluşu. Yaptığı hiçbir şey hesaplı değil. David Bowie'yi bütünüyle bir ilham kaynağına dönüştüren ve ona duyduğumuz özlemi asla sona erdirmeyen de bu zaten. 'The Next Day', dile kolay 10 yıldır umudumuzu hiç kesmeden beklediğimiz bir dönüş albümü. 66'ncı doğum gününde sessiz sedasız, yakında geleceğini duyurduğu bir kehanet. 'Where Are We Now', içimizdeki tüm soruları cevaplayabilsin diye, albümün direksiyonuna geçen Tony Visconti tarafından ilk single olarak önerilmiş. İyi ki öyle olmuş. Lynch-esque bir estetik taşıyan Floria Sigismondi imzalı videosunda mucizevi tanrıça Tilda Swinton ile kamera karşısına geçtiği 'The Stars (Are Out Tonight)' ise esas darbeyi indiren ikinci single olarak seçildi. Daha ilk dinleyişte ezberleyebileceğiniz Love Is Lost, dramatik altyapısı ve özellikle hikâyesiyle surata tokat gibi inen 'Valentine's Day', enerjisi albümün dışına taşan çılgınlık 'If You Can See Me' ve kapanışa inanılmaz yakışan modern klasik 'Heat'e ayrı ayrı hasta olacaksınız. Albüm için toplam 29 şarkı kaydedilmiş. Yani dışarıda kalan 15 şarkının akıbeti şimdilik belirsiz. Gerçi bunların dört tanesi 'Delüks Edisyon'da kullanılmış. Merak edenler tercihlerini ondan yana yapabilirler. Kusursuz bir rock albümü olan The Next Day, tıpkı prodüktör Visconti'nin de söylediği gibi hem geçmişten gelen klasik Bowie'yi hem de gelecekten haber veren mesih Bowie'yi birleştirip aynı kutuda önünüze sunuyor. Heyecanla açıp, derinliklerine dalın. Asla dışarı çıkmak istemeyeceksiniz!