'Farklılığa' niyet 'tür'e kısmet

'Farklılığa' niyet 'tür'e kısmet
'Farklılığa' niyet 'tür'e kısmet
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Danimarkalı sinemacı Susanne Bier’in Pierce Brosnan’lı ve Güney İtalya manzaralı son filmi ‘Den Skaldede Frisør / Sadece Aşk ’ı izlerken, ister istemez yönetmenin 2006 yapımı harikası ‘Efter Brylluppet / Düğünden Sonra’yı hatırlıyoruz. Oradaki -birçoğuna göre fazla gelen- melodramatik yapının epeyce yumuşatılmış bir versiyonunu beyazperdeye taşıyor ‘Sadece Aşk’.
Güney İtalya’daki düğün için bir araya gelen iki ailenin bireylerinin ‘aşk’ ekseninde farklı açılardan yaşadıkları ‘çatışma’yı takip ediyoruz filmde. ‘Düğünden Sonra’nın melodramatik yapısı zaman zaman sinmiş olsa da temel olarak romantik komedi geleneğinden besleniyor bu film. Standart Hollywood romantik komedilerinin ‘düz okuma’ mantığından eser yok tabii burada. Daha çok türün genel yapısını kullanıyor Susanne Bier, gerisini türün dışına çıkarak ‘olmaması gerekenler’ üzerinden okumaya niyetleniyor. Ancak bu niyetin karşılığını beyazperdede bulduğumuzu söylemek zor. Yaklaşık iki saat boyunca, deforme olmuş aileler motifi ekseninde hareket ediyor yönetmen ama bu deformasyonun içini dolduracak derinliğe ulaşamıyor. Pierce Brosnan’ın varlığının da etkisi var bunda muhtemelen. Aktörün hikâye içinde tutunduğu noktayı hep yüzeyde bir yerlerde gezdiriyor Bier, sonlara doğru karakterini bir miktar toparlamasına karşın.
Herkesin ve her şeyin ‘aşkla’ onarılabileceği üzerine bir önermesi var ‘Sadece Aşk’ın. Bu önermenin doğruluğunu kanıtlamak amacıyla etkili birkaç cümle sarf ediyor film ancak son tahlilde uçup gidiyor bu cümleler de. Geriye bir şey kalmıyor bize, güzel resimler ve bir-iki iyi oyunculuk performansından başka. Özellikle Trine Dyrholm’un bu performanslar içinde birkaç adım öne çıktığını söyleyebiliriz. E, tabii bir de onun kızını canlandıran Molly Blixt Egelind’in duruluğunu bir kenara yazıyoruz, yeniden karşımıza çıkması umuduyla...