Fatih Özgüven: Filmler birbirini mıknatıs gibi çekti

Fatih Özgüven: Filmler birbirini mıknatıs gibi çekti
Fatih Özgüven: Filmler birbirini mıknatıs gibi çekti
'Kilink İstanbul'da' ve 'Fıstık Gibi Maşallah'... 'Küçük Hanımın Şoförü' ve 'Her Şey Çok Güzel Olacak'... 'Kader' ve 'Kuyu'... Festivalin bu seneki güzelliklerinden biri de Türkiye sineması tarihini, birbirleriyle kan bağı daha öncesinde hiç akla gelmemiş ikililer üzerinden okuyor. Adını aldığı 1985 yapımı kült 'Bu İkiliye Dikkat' kadar cüretkâr bu toplamanın müsebbibleri sinema yazarları Fatih Özgüven, Engin Ertan ve festival direktörü Azize Tan. Özgüven'e bağlandık, 'Bu İkiliye Dikkat'i besleyen dalgalanmaları sorduk.

‘Bu İkilye Dikkat’ bölümündeki yaklaşım, sizce Yeşilçam tarihine bakışımıza nasıl bir katkı sunuyor?
Yeşilçam tarihimize bir katkı sunmak diye bir kaygımız yok. Daha çok, epey karanlıkta duran (ciddi arşiv eksikliği, vb.) Yeşilçam tarihine bakışımıza bir alternatif sunmak istedik. Toplumsal ya da kültür tarihimize nasıl başka ölçütlerle de bakabilirsek, öyle... Ölçüt derken, toplumsal hafızamız kadar toplumsal ‘hatırlamayış’larımızla ilgili şeylere de işaret etmek ilgimizi çekti. Bazen beklenmedik, bazen tahmin edilebilir akrabalıklar, bazen gizli ruh yakınlıkları...Aradan yıllar geçse de birbirine benzeyen film ikilileri var (‘Bataklı Damın Kızı Aysel’ ve ‘Yatık Emine’, mesela), hiç benzemez gibi görünenler de (‘Kilink İstanbul ’da’ ve ‘Fıstık Gibi Maşallah’). İkincisindeki birbirinden farklı kılık değiştirme-transvestizm teması aradan yıllar geçince daha görünür olmuş, onu fark ettik. ‘Küçük Hanımın Şöförü’ ve ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ var öte yandan. ‘Kaçıp gitmek’, ‘hareketlilik’, ‘mobil olmak’ vb. gibi temalar gizli özlemler olarak her iki filmde de halen çok canlı biçimde yaşıyorlar.

Bu karşılaştırmalar sırasında filmlerin bu sayede keşfettiğiniz altmetinleri, belirli yönleri oldu mu hiç?Filmler mıknatıs gibi birbirlerini çekti desek abartılı olmaz. Engin Ertan, Umut Tümay Aslan, Azize Tan ve benim hazırladığımız listelerdeki filmler sanki yıllardır birbirlerine kavuşmak istiyor gibiydiler! Herkesin aklında ‘Türk sinemasının değeri bilinmemiş filmleri konulu bir festival yapsak neleri dahil ederiz’ konulu sinefil listeleri vardır mutlaka. Engin için ‘Robert’s Movie’, benim için ‘Martılar Açken’, Azize için ‘Kadın Hamlet’ vb. gibi eserler neredeyse ‘açıklanamayacak’ atipiklikte filmler mesela. Ama o yöne de çok fazla ağırlık vermedik. Kimi zaman Türk sinemasının ikonik tabir edilen iki filmi de yanyana yeni bir anlam kazandı diye umuyoruz. ‘Arkadaş’ ve ‘Eşkiya’yı bir çift olarak izlemek ilginç olacak. Bir yarısı çok iyi bilinen (Babam ve Oğlum), bir yarısı ise pek az bilinen (‘İki Başlı Dev’) ikililer de yeni bir ilişki içine girecekler diye düşündük. ‘Kader’ ile ‘Kuyu’nun altmetinleri ise fazlasıyla belirgin, yanyana gelmek için bekliyorlardı. Bizim yaptığımız, Erksan’dan Demirkubuz’a uzanan bir çizgiye işaret etmek oldu. Taşra bağlamında ‘Yumurta’ ve ‘Mayıs Sıkıntısı’ için de aynı şey sözkonusu.

Nasıl bir çalışma ve karşılaştırma süreciydi?
Eğlenceli bir çalışma oldu. Azize ile ben heyecanlı tipler olduğumuz için kavga gürültü yaparız genellikle... Böyle bir ortamda sakin birine ihtiyaç var. Engin Ertan kimi zaman uzaktan telefon konferansıyla bize katıldığında bile ortamı yatıştırdı, ansiklopedik sinema bilgisiyle sürece katkıda bulundu. Bir de tabii şu var, üçümüz de onar yıl falan arayla değişik kuşaklara ait kişileriz. En erken hatırladığımız filmler bile farklı. Bu ilginç bir perspektife yol açıyor. Ben ‘Ahh Belinda’nın neredeyse bir korku filmi gibi zihinlere kazındığı ‘nesle aşina değil’im. Ama bu daha da ilginç kılıyor benim için filmi. Demek ki o filmin böyle bir anlamı da var, diye düşünüyor insan. Öte yandan aynı kuşaklar, mükemmel seri katil filmleriyle büyümüş olmakla birlikte, Kilink’in (hele fotoroman versiyonundakinin) tarifi zor dehşetine sadece şaka olarak bakıyor olabilirler. Ayrıca bazı filmlerden aynı biçimde sıkılıyoruz, bazı filmlere aynı biçimde hala hayranız vb. Bu farklılıklar ve benzerlıkler çalışmayı daha da ilginç yaptı.

Bölüme ismini veren Şahin Gök filmi ‘Bu İkiliye Dikkat’ niye bölümde yer almıyor?
‘Bu İkiliye Dikkat!’ gerçek bir meydan okuma olurdu bizim için. Neyle yan yana koyabilirdik? ‘İki Genç Kız’la mı, ‘Mavi Dalga’yla mı, ‘Kusursuzlar’la mı? Ya da bir Yeşilçam seks komedisiyle mi? Hepsi olurdu aslında. Ama yaratıcılığımız orda durdu ya da o kadarına cesaret edemedik diyelim. Onun yerine bu cüretkâr filmin ismine saygılar sunmakla yetindik!