Fazıl Say'ın Avrupalı fan'ları

Fazıl Say'ın Avrupalı fan'ları
Fazıl Say'ın Avrupalı fan'ları
Bütün konserlerine giden, güne onun haberleri derleyerek başlayan, kelimenin tam anlamıyla fanatik Fazıl Say takipçileri var. Mesela Ursula Bemgiel onun için "İnsanın sanata inancını tazeleyen bir dâhi" diyor.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Frankfurt’tayız, Fazıl Say’ın menajeri Kadir Dursun’la birlikte fuayedeki kalabalığın içinde hızlı hızlı konser salonuna doğru gidiyoruz. Kadir Dursun çevresine selamlar vererek ilerliyor; müzisyenler, başka menajerler, konser organizatörleri ve Fazıl Say’ın fanları. Cenevre’den beş İsviçreli arkadaşıyla gelen Burcu, Berlin’den gelen Anna ya da Almanya’nın farklı bir kentinde yaşayan Ursula. Neredeyse Fazıl Say’ın Avrupa’daki bütün konserlerini takip eden, güne onunla ilgili haberleri toplayarak başlayan dört dörtlük Fazıl Say hayranları onlar.
Fazıl Say’ın dünyada ne kadar popüler olduğunu biliyoruz belki ama Avrupa’da bir konserini izlemek yine de çok başka. Say’ın her geçen gün biraz daha parlayan büyük bir yıldız olduğunu görüyorsunuz. Rock gruplarının peşinden gezen çılgınlar ya da pop şarkıcılarına hayran fan grupları gibi kendisine ait bir kitlesi bile oluşmuş. Aylar öncesinden biletlerini alıyor, kapılar açılır açılmaz salona giriyor, kulisin önünde birikip bu son konserde olduğu gibi bazen sahneye fırlayıp boynuna sarılıyorlar.
Ursula Bemgiel “İnsanın sanata olan inancını tazeliyor” diye heyecanla anlatıyor bana Fazıl Say’ı . Kırklı yaşlarında bir tiyatro oyuncusu, Almanya’nın kuzeyinde küçük bir kentte yaşıyor. Konsere Türkiyeli arkadaşı Hatice Kara’yla birlikte gelmiş. O kadar Fazıl Say’la dolu ki anlattıklarını takip etmekte güçlük çekiyorum. “Teknikle, müzikal yetenekle açıklanacak bir şey değil bu, sanki ilahi bir enerjiye sahip ve çalarken bu enerjiyi, yukarıdan bir yerlerden aldığı şeyi size de geçiriyor” diyor. Bugüne kadar 30’a yakın konserini izlemiş, ‘imkânları izin verdiği ölçüde’ Avrupa’nın neresinde olursa olsun gidiyor.
Fazıl Say’ın Facebook sayfasının en aktif kullanıcısı olan Anna Cojocariu ise “Onun büyük bir hayranıyım” diyor. Berlin’de şarkıcılık yapıyor, konsere küçük kızıyla gelmiş ve en önde yer kapmış. İlk yarının sonunda elinde bir çiçekle sahneye fırlayıp veriyor ve sarılıyor. Kadir Dursun, “Fazıl hakkında her şeyi takip eder, bazen biz bile çıkan bir yazıyı ondan öğreniriz” diye anlatıyor Anna’yı. “En az yirmi konser izlemişimdir” diyor Anna, Fazıl Say’ın yorumculuğu kadar bestelerinin de büyük hayranı. Frankfurt’a yeni senfonisi Uzay’ı dinlemek için gelmiş.
Konser bitip de biz salondan ayrılırken Anna, Ursula ve Almanya’daki Türklerden oluşan pek çok diğer hayranı hâlâ kulisin önünde ya da salonun çıkışında Fazıl Say’ı bekliyordu. Bir kez daha görmek, belki elini sıkmak için. Neyse ki şanslılar, Fazıl Say öyle arka kapıdan kaçan starlardan değil; gecenin 11.00’i olmasına rağmen neredeyse hepsiyle tek tek ilgilenip herkesin gönlünü alıyor. Sonra da oteline gidiyor, çünkü ertesi sabah altıda kalkması ve yeni bir konser için kaldığı yerden çalışmaya devam etmesi lazım...


4 saatlik konser maratonu
Hafta sonu Frankfurt’ta bir nevi Fazıl Say Festivali vardı. Bölgenin radyo ve televizyon kanalı Hessischer Rundfunk’un (HR) müthiş bir orkestrası ve konser salonu var. Say, bu sezon kurumun Artist in Residence’ı yani bir tür misafir sanatçısı. Cumartesi günü düzenlenen Fazıl Say Gecesi, aralarla tam dört saat süren bir müzik maratonu oldu. Gecede Say’ın iki senfonisi, bir konçertosu çalındı, kendisi de Beethoven ve Chopin seslendirdi. Pazar günü Fazıl Say ikinci bir konser daha verdi.
Ney konçertosu ‘Hazarfen’i, ‘ İstanbul Senfonisi’ni ve Türkiye ’de henüz seslendirilmeyen ‘Universe’, Türkçe adıyla ‘Uzay Senfonisi’ni dinledik. Bin kişilik salon tamamen doluydu. Orkestrayı şef Howard Griffin yönetti. ‘Hazarfen’de hem hüzünlü hem heyecanlı bir maceraya dalıyor, yedi tablodan oluşan İstanbul Senfonisi’nde hakikaten vapurdaki kadınları, Süleymaniye’nin ihtişamını ya da kentin keşmekeşini hissediyorsunuz. Fazıl Say’ın besteleri hem güzel bir müzik, hem iyi birer hikâye, hem insanı sarıp sarmalayan bir atmosfer anlamına geliyor.
İlk kez dinlediğimiz ve merakla beklenen ‘Uzay Senfonisi’ de böyleydi. Her zaman uzaya ilgi duyduğunu ve gezegenlerle ilgili bir beste yapmak istediğini anlatan Say, bu eserin ‘ astroloji ’yle değil ‘astronomi’yle ilgili olduğunun altını özellikle çizdi. Dinleyiciyi uzayın sonsuzluğunu düşünmeye yönelten ama içinde insanın da yer aldığı, dinleyiciye kendi varoluşunu hatırlatan bir beste bu. ‘Mezopotamya Senfonisi’yle tanıdığımız Teremin adlı enstrüman da ‘Uzay’ın özel atmosferinde önemli bir rol oynuyor. Eserlerin bir başka özelliği de çok sayıda yeni enstrümanı klasik müziğin gündemine katması. Buna, ‘Hazarfen’deki martı sesleri için özel yaptırılan düdükler de dahil, bizim ney, kanun, bendir gibi geleneksel çalgılarımız da ve teremin, daxophone, vibratone gibi unutulmuş çalgılar da...
Say’ın bestelerini Howard Griffin’in yönettiği HR Orkestrası çok iyi çaldı. Ben halimden çok memnundum, gördüm ki onlar da memnun. İzleyicinin her bölümden sonra uzun uzun alkışladığını ve Say’ı defalarca sahneye çağırdığını söylemeye gerek bile yok. Ama özellikle biste çaldığı Kara Toprak’ın salonu ‘zıplattığını’ söylemem gerek. Arte’nin web tv’den canlı yayımladığı konserin kaydı ileride CD olarak çıkabilir. Beklemek istemeyenler Arte’nin sitesinden konserin HD kaydını izleyebilir: http://liveweb.arte.tv/de/video/Fazil_Say_Nacht/