Fazla 'dışavurumcu' portre

Fazla 'dışavurumcu' portre
Fazla 'dışavurumcu' portre
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

Işık sahnede ponponlu, topuklu bir terlik tekini aydınlatıyor. Beyaz bir yatak, arkasında pencere çerçevesi. La Traviata’dan Violetta’nın meşhur ölüm aryası ‘Addio del passato’ çalıyor. Birazdan, 1930’lu yılların oyuncularından, dublaj kralı olarak bilinen Ferdi Tayfur’un eşi, Keriman Halis’in kuzeni, kokain bağımlısı, 24 yaşında veremden ölen Melek Kobra’nın kısa hayatından bir kesit izleyeceğiz.
Rüstem Ertuğ Altınay’ın, Gökhan Akçura’nın Kobra’nın sahaflarda bulduğu hatıratına da dayanarak yazdığı metin, Kobra veremin son dönemlerinde hastanede yatarken hatırladıklarının, trajik yalnızlığının, hep birilerinin yakını olarak varolmasının (yukarıdakilere ek olarak besteci Muhlis Sabahattin’in kızı, Gülriz Sururi’nin annesi Suzan Lütfullah’ın yakın arkadaşı, vb.) yarattığı olumsuz duyguların altını çiziyor. Fena bir metin değil ama biraz dengesiz, başı ve sonu çok kısa, ortası ise çok uzun. İçine pat diye dalıp, orta kısmında uzuun uzun dalgalanıp bir anda bittiğinde kalakalıyorsunuz. Orta kısmı oyun çok uzun duygusu verirken, başının ve sonunun dengesizliği bir tamamlanmamışlık hissi yaratıyor.
Tek kişilik oyun, oynaması da izletmesi de en zor oyun türüdür. Genellikle bir şekilde tarihe mal olmuş kişiliklerin hayatlarını sahneye taşıyan bir biçim olarak oyuncunun bu karakterin altında ezilmesi riski dışında, bir salon dolusu insana bir küsur saat boyunca tek bir insanı sıkmadan izlettirmek kolay değil. Melek Kobra’yı canlandıran Yeşim Koçak kesinlikle canlandırdığı karakterin altında kalmıyor. Ama belki de bundan kaçmak ve seyircinin ilgisini dağıtmamak adına, çok fazla ‘oynuyor’. Oyunculuğu fazla dışavurumcu ve abartılı, nüanslardan ve sadelikten yoksun. Tabii rejisör Jale Karabekir’in neredeyse tamamen onun oyunculuğuna dayanan rejisi de kendisine pek yardımcı olmuyor. Sade bir sahnede, tek oyuncunun solistliği dışında bir de ışığa fazla yüklenmiş Tiyatro Boyalı Kuş ’un ‘Melek’i. Bomboş sahneye adeta kalabalık kastlı bir müzikal ışığı yapılmış (Işık Erdem Çınar). Belki sahnenin yalnızlığını hafifletmek için düşünülmüş bu ama fazla geliyor, rahatsız ediyor. Işık sadece ilk başta terliğe odaklandığı ve son sahnede Melek’in ölüsünü kırmızıya boyadığı iki anda atmosfere etkileyici bir şeyler katmayı başarıyor.
Boyalı Kuş’un ‘Melek’i, erken Cumhuriyet’in ‘marjinal’ kadınlarından çok tanınmayanlarından birini gündeme getirmesi açısından dikkate değer, bir tiyatro prodüksiyonu olaraksa çok önemli değil.


    ETİKETLER:

    Beyaz

    ,

    Ferdi Tayfur

    ,

    Oyun

    ,

    Melek

    ,

    kuş

    ,

    marjinal