Ferdi Özbeğen anlatıyor...

Ferdi Özbeğen anlatıyor...
Ferdi Özbeğen anlatıyor...
Ferdi Özbeğen'in, 'Şöhret Dediğin: Ferdi Özbeğen'in Hayatı' başlıklı biyografisinden kesitler...


Hilton’a kabul edilmemin hikayesi
“Cepte para olmasa da girişken olmaya niyetliydim ve şansıma güveniyordum. O zamanlar Hilton İstanbul ’da efsane bir otel, önünden salavatla geçiliyordu. Dayanamadım bir gün Kamil’e (Taşpınar) “Gel Hilton’a gidiyoruz” dedim... Döner kapı, duvardan duvara halı ve muhteşem bir deniz manzarası...Bunları görünce kendimi cennette hissettim. İşte bu his ve ardından gelen cesaretle resepsiyona gidip müzik işleriyle ilgilenen kişiyle görüşmek istedim. Bütün bunları nasıl yaptım bilemiyorum, karşıma Poldi isimli bir beyefendi geldi. Başladım yalanlarımı sıralamaya... İzmir’den orkestramla geldiğimi ve İstanbul’da Hilton’da çalışmak istediğimi söyledim. Oysa ne orkestram vardı ne de kurmak adına attığım bir adım. Bay Podi “Yarın gelin sizi dinleyeyeyim” demez mi, eyvah ben şimdi ne yapacağım...
Yalanım hazırdı tabii... “Efendim çocuklar birkaç güne kadar İzmir’den gelecek, onlar gelince gidelim” dedim ve kabul ettirdim. Taksim’deki Atlas sinemasında film gösterisi öncesinde konserler verilirdi. Böyle konserli bir sinema gününe denk gelmişiz, ilanı gördük ve girdik sinemaya... Karşımızda amatör bir müzik grubu vardı, Kamil’e hiç söz hakkı vermeden daldım konuya. Hem laf ebeliğini becerdim hem de her türlü çekiciliğimi kullandım. Kandılar yalanlarıma...Bir basçı ve bir gitarcı olduk mu dört kişi. Tutmayın beni...Yüce rabbimin mucizeleri diyordum içimden. Hemen bir organizasyon, Bomonti’deki evde üç gün provaya kapandık, ama ilave edeyim üçümüz de çok yakışıklıydık. Basçı Mayk Ermeni, gitarist Aki ise Rum asıllıydı. Sonra da aramıza Saksafoncu Çetin Bükey, solist olarak da Suavi Akkanat’ı aldık. Bu taş gibi kadroyla, provalarda hem çalışıyor hem de müziğe uygun dans ediyorduk. Çabam boşa gitmedi Hilton’dan işi kapmıştık. Günlerce parasız pusuz iş aramanın sonunda talih yüzümüze gülmüştü...”

Elektronik klavyeye tanışmamın öyküsü
“Hilton Oteli’nde çalıştığım günlerde akşam programlarını Şadırvan’da yapıyordum. Bir gün Hilton’un balo salonunda İtalyan şarkıcı Peppino Di Capri çıktı karşıma. O zamanlar Türkiye ’de çok meşhurdu, İstanbul’a konser vermeye gelmişti. Yanında bir alet vardı ki bizler o alete sonradan “org” dedik. Beni çok etkilemişti ve fevkalade bir aletti. Şimdilerde o kadar çok klavye çeşidi var ki dolayısıyla isimleri de farklı. Peppino’nunki kırmızı renkli, muhteşem bir sese sahipti, o güne kadar hiç duymadığımz elekronik sesler çıkartıyordu. Tarif etmek gerekirse kiliselerde kullanılan orgların biraz ufağı ve sahneye uygulanmış şekliydi. Farfiza marka bu orgu gördükten sonra bundan mutlaka ben de almalıyım, dedim. Ama nasıl...İzini bulsam acaba param yeter mi? Kendime böylesi sorular sorarken Farfiza’yı Türkiye’ye Grünberg’ler getiriyormuş. Dani Grünberg benim çok yakın arkadaşımdır. Odeon Plak Şirketi’nin de sahibiydi. Kendilerine ait bir hanları vardı ve bu han Sultanhamam’da dik bir yokuştaydı. Bu anlattığım tam 45 yıl önceydi. Babasıyla karşılaştım ve bana 10 bin lira dedi. Tekrar dikkatinizi çekerim, 45 yıl öncenin 10 bin lirasından söz ediyorum. Kafama koymuştum, alacaktım bu orgu. Annemin bilezikleri, benim birikimim derken ısmarladık ve getirttik. Böylece Türkiye’de bir ilki de gerçekleştirmiş oldum...”

Bir Bodrum dönüşü tanıştım kanserle...
“2001 yılıydı Bodrum’dan İstanbul’a döndüm. Dişlerimin bakıma ihtiyacı vardı, eski dostum dişçi Sadık Yazıcı’nın Mecidiyeköy’deki yerine gittim. Dişlerimi doldururken bir kan tahlili yaptırmak istedim, kolestrol seviyesini merak ediyordum. Sadık bana bir de PSA’ya baktırmamı önerdi. Sonra dişçim kanı kendi aldı ve tanıdığı bir laboratuvara gönderdi. Her şey normaldi, ama PSA 10 çıkmıştı. Bana bir üroloğa görünmemi tavsiye ettiler. Eve dönerken zaman kaybetmek istmedim ve Florence Nightingale Hastanesi’nde Dr. Haluk Akpınar’la buluştuk. İlk muayeneden sonra hemen biyopsi yapılmasını tavsiye etti. Tavsiyesine uydum ve biyopsiye girdim. Çıkan sonuç üzücüydü... Kanser prostata 15 yerden girmiş ve 15 noktaya yerleşmişti...”