'Ferhat ile Şirin' mafya kıskacında

'Ferhat ile Şirin' mafya kıskacında
'Ferhat ile Şirin' mafya kıskacında
'Esir Şehrin Gözyaşları', mafyatik temalı, 'postmodern' yapılı bir 'Ferhat ile Şirin' hikâyesini yer yer özenli, yer yer üstünkörü anlatıyor
Haber: TAYFUN ATAY - tayfun.atay@radikal.com.tr / Arşivi

‘Esir Şehrin Gözyaşları’ postmodern çağrışımlara yol açan ‘kolaj’ bir çalışma. Malum, modernizmin mimaride, sanatta, edebiyatta simetri, uyarlılık ve türdeşlik gözeten eğilimine karşın postmodernizm, ‘altı kaval-üstü şişhane’ bir tabloyu geçer akçe kılar. Mesela ‘lahmacun yerken viski içme’ye modernist ruh hali dudak bükerken postmodernist seçenek içtenlikle “Neden olmasın?!” diyecektir. “Her şey mübah”tır postmodernitede...
‘Esir Şehrin Gözyaşları’nın postmodern havası, bünyesindeki üç referanstan hareketle örneklenebilir: ‘Ferhat ile Şirin’; ‘Baba’ (The Godfather); ‘Neşet Ertaş’...
Dizinin altyapısında sözlü halk edebiyatımızın yapıtaşlarından ‘Ferhat ile Şirin’ var (taze bir bilgiye göre dizinin adı ‘Bir Ferhat ile Şirin Hikâyesi’ olarak değişti!). Bize özgü bu kadim folklorik motif, Francis Ford Coppola’nın unutulmaz filminden alabildiğine esinli mafya ailesi teması içine suda eriyen ‘efervesan’ tablet misali atılmış! Her ikisi de yetiştirme yurdunda büyümüş ‘şehirli’ bir ‘Ferhat ile Şirin’imiz var ama... Şirin (Sedef Avcı) için banka soygununa yeltenen Ferhat (Yiğit Özşener) hapsi boylamış. Hukuk tahsilini tamamlayıp avukat olan Şirin de Ferhat’la bağını koparıp fakülteden arkadaşı, mafya ailesinin küçük oğlu Mehmet’le (Fırat Doğruloğlu) evlilik yolunda (Mehmet, Al Pacino ile zihinlerimize kazınmış Michael Corleone’nin hüzün verici bir simülasyonu!).
‘Folk’tan beslense de zaman ve zemin olarak ‘folk’un dışında bu akışı izlerken bölüm sonunda -ki bu, her bölümün sonunda olacak- Neşet Ertaş’tan öyle bir giriliyor ki birden ‘gümm’ diye ‘folk’un göbeğinde hissediyorsunuz kendinizi. Çakma da olsa Sicilya esintili ‘Amerikano’ iklimden Anadolu ’nun bağrına bu kurgusal kayma, Neşet’in ‘göynü’ne düşseniz de bayağı sarsıcı.
‘Postmodern’ akışın makro olduğu kadar mikro ölçekte de izi sürülebilir. Hapisten çıkıp mafya ailesine katılan Ferhat, ‘Baba’nın (Erden Alkan) elini, orijinal filmde olduğu gibi ‘Sicilya âdâbı’nca öper ve (Anadolu-Türk usulüne aykırı şekilde) başına koymaz. Burada sadece “Ahahaha!” oluyorsunuz. Ama ardından ‘Baba’, Ferhat’a adeta Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Bey’e nasihatini hatırlatan laflar eder: “Hizmetinde sadık, niyetinde halis olacağından kuşkum yok”... İşte burada “Aıaghhh!” oluyorsunuz.
‘Mapushane’, ‘Hastane’ şeklinde biraz da komik tabelalarla yersiz-yurtsuz ve zaman-dışı bir his yaratma tercihi ise bana yerinde göründü. Bu, ‘postmodern’ bir Ferhat ile Şirin hikâyesi sonuçta. Hangi semtteki hangi hastane, hangi şehirdeki hangi hapishane olduğunun önemi yok.
Genel olarak bakıldığında özenle özensizliğin sarmaşdolaşlığında yol alan bu diziyle ‘Baba’ filminden etkileşimli üçüncü çalışmayı da değerlendirmiş oluyoruz. Yelpazenin ‘eksi’ ucuna ‘Babalar ve Evlatlar’ı, ‘artı’ ucuna ‘Karadayı’yı koymak mümkün. ‘Esir Şehrin Gözyaşları’ ise ‘eksi’ uca daha yakın olmak kaydıyla ortalarda bir yerde. ‘Babalar ve Evlatlar’ gitti. Bu da gider mi? Yorum yok; Neşet’in hatırına!..