Feride Ablam, Naciye Yengem, kuyrukluyıldızım

Feride Ablam, Naciye Yengem, kuyrukluyıldızım
Feride Ablam, Naciye Yengem, kuyrukluyıldızım

Gruda yı; Leyla ile Mecnun da uyanık, gizemli ve müşfik Suna Turna olarak tekrar ekranda izleme fırsatı bulduk. Dün, son bölümde o da öldü.

Başbakan'a "Yeğenim, sevgi ve empati her şeyin ilacı. İstiyorsan bunu sana öğretirim" diye seslenen Ayşen Gruda su yeşili gözleri ve ortası ayrık dişleriyle çok güzel; tıkır zekâya sahip bir kadındır. Sinemamızın şansıdır...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Yaygındır; yaşı geçkin bir oyuncu televizyondaki popüler işlerden birinde görününce yapımcısı vefalı oluverir. Çünkü tutmuş, yaşlı başlı demeden o oyuncuya iş vermiştir. Halbuki bizim memlekette yaşı 60’ı aşanın; sabahın köründe kalkıp perdeleri ardına kadar açması, hırkası sırtında camın önüne geçip, geleni geçeni izleyerek ölümü beklemesi gerekir. Ayşen Gruda’yı birkaç aydır, bu akşam sezon finali yapan ‘Leyla ile Mecnun’da Hidayet’in annesi Suna Turna olarak izliyoruz. Sarsak oğlunun aksine iş bitirici bir anneyi canlandırıyor(du). Kafası başka bir yerde, tuhaf bir kadın. Ayşen Gruda’ya yakışan bir rol.
Fakat o zaten yıllardır bu tip rolleri ustalıkla oynamakta, Arzu Film döneminde yarattığı ‘çirkin kraliçe’yle kırk yıldır döktürmekteydi. Kemal Sunal Fransa’da doğsa Fernandel kadar ünlü olabilirdi, Gruda’nın da dünya sinemasında Rossy de Palma kadar hatırı yoksa buralarda doğduğundandır. O, sinemamız için bir şanstır.
Ayşen Gruda, 1945 yılında Yeşilköy’de doğmuş. Bütün gün ya bisikletin ya dut ağacının tepesinde, akşam da Krikor Amca’dan aldığı çekirdek ve gazozla açıkhava sinemasında. Ama bir gün perdenin diğer tarafında olmak gibi bir hayal kurmuyor hiç. Kendi deyişiyle ‘hokka burunlu, pamuk ağızlı, yay kaşlı’ o kadınlardan biri olmadığını, hiçbir zaman da olmayacağını biliyor. O hayaller Ayten Ablasına ait. Abla Ayten Erman, Yeşilköy’ün en ince belli, en geceden bigudilenmiş saçlı, en kirpikli kızı. Ucuz kumaşları, Paris’ten gelen son moda kalıplarla biçip, çeşit çeşit elbiseler dikiyor. Makyaj o biçim. Görenler “Bu kız artist olacak” diyor. Bu sırada Ayşen büyük çınarın altına koydukları eski kadife koltukta kitap okuyor. Onu o koltuktan, o püfür püfür esen çınarın altından hiç kaldırmasınlar istiyor. Ama işler ters gidiyor. Kara tren makinisti baba ölüyor. Artık kaleme deftere ayıracak para, her hafta kaçıverecek bir okul çorabına tahammül yok. Ayşen, ‘Bizim Aile’de, ‘ojesi biten Feride’ gibi kalakalıyor. Ve tabii etrafta, cebindeki cılız desteden cömert tutamlar çekip verecek bir Yaşar Usta da yok. Ayten Abla işte o sırada devreye giriyor ve “Eline üç kuruş para geçer fena mı?” diyerek onu da tiyatroya sokuyor. 

Dişi ‘Şarlo’ 

Ayşen Gruda, o zamanlar Ayşen Erman, Avni Dilligil’in Ses Tiyatrosu’nda iyi iş yapıyor. Fakat esas, ‘Domates Güzeli’ tiplemesiyle televizyonda patlıyor. Domates Güzeli Nahide Şerbet, dönemin bir nevi ‘Vasfiye Teyze’si. Tatlısu kurnazı, şom ağız bir kadın… Her an ayağını altına kıvırıp Samime Hanımların evden kaçan küçük kızının hikâyesini ballandıracak bir yenge… Ayşen Gruda’nın deyişiyle ise bir ‘dişi Şarlo’.
Oynadığı karakterler, mesela ‘Bizim Aile’deki kızkurusu ‘Feride Abla’, ‘Namuslu’da, mutfağa her gün bir kilo pirzola girse rahatlayacak permalı Naciye, ‘Gülen Gözler’de Vecihi ile evlenemezse ‘kendini intihar edecek’ Fikret… Tiplemeler hep sıradan, numarasız, hep bizim kız gibi… Ama işte o ‘basitçene’ bulunan, ‘yan’ denilip geçilen roller için çok çok çok çalışıyor. ‘Domates Güzeli’yle ‘Şarlo’ arasında bağ kurabilen, “Stop” dendi mi kitaplara gömülen bir kadın. Ve kendisiyle hep dalga geçebilen, kendisini bir yıldız olarak görüp görmediği sorulduğunda “Ne yıldızı, kuyrukluyıldızım” diyebilen bir kadın…
Sinemaya adım atışını, Ertem Eğilmez’in gözüne girişini de bu zekâsı, kendini bilişi ve disiplinine borçlu. Bir de tabii alt komşusu Adile Naşit’e. Onun referansı, kendi ışığı derken Gruda 70’li yıllar boyunca Arzu Film’in gediklisi, tüm Türkiye ’nin ‘evde kalmış kızı’ oluveriyor.
Fakat bizim o, “Nasıl da sıcak, içten küçük hikâyeler” diye çok sevdiğimiz Arzu Film dönemini hiç abartmıyor. “Biz o zamanlar nasıl zor şartlarda ah ah…” falan diye insanın içini şişirmiyor. Aksine, “Oynadığınız filmleri televizyonda görünce izliyor musunuz?” sorusuna, “Hayır. Hiç. Ben o işi yaptım, seyrettim, parasını aldım, yedim, bitti. Adile Abla (Naşit) yok, Kemal (Sunal) yok, tabii ki o anda çok duygusal şeyler yaşıyorsunuz. Çok çok. Ama onları tekrar tekrar yaşamak travma demektir” diye nefis bir cevap veriyor.
Arzu Film’den sonrası, Gruda’nın esas mayasını ve o mayanın uygun şartlarda nasıl güzel kabaracağını göstermesi bakımından ayrıca önemli. Gruda’nın, şimdinin benim diyen trolüne nal toplatan zekâsı, tavrı en çok bu zamanlar ortaya çıkıyor. ‘Ana’daki Ana ve ‘Kaygısızlar’daki Sabriye rolleriyle absürd komedinin gelmiş geçmiş en iyi performanslarından ikisini sergiliyor. Yaşar Kurt’un canlandırdığı ‘Aslan Yürekli’ karakteriyle ‘Ana’, ilk absürdlerden ‘Kaygısızlar’, mesela yaz öğleden sonralarında rast gelsek hâlâ moralimizi düzeltecek dizilerden.
Fakat Ayşen Gruda’nın esas performansı gerçek hayatı. ‘Ana’ ile meşhur olduğu 90’larda televizyon programlarının aranan ismi oluyor. HBB’de, daha jeneriğiyle check up’tan soğutan ‘Check Up’ adlı bir programa katılıyor. Konu astım. Ve Ayşen Gruda, astımla ilgili çok yeni, uzaydan falan gelmiş tedavi yöntemlerini anlatan doktora hastalığı yenmesini sağlayan kocakarı ilacının tarifini veriyor. Yani, son röportajlarında eski ile yeni arasındaki farkı soranlara, “GDO” diyen, yarışma programlarında jüri üyesi olmak istediğini söyleyip, “Sergen’e verdikleri parayı bana versinler” diye açıklama yapan, 1500 sevgilisi olduğunu söyleyip köşesine çekilen bir kadın. Gerçek bir ‘trol’.
Ve çok güzel. Domates gibi güzel. “Erkekler benim için neredeyse cinayet işliyorlardı vaktiyle. O rol, onlara inanmayın. O kadın ben değilim. Ben farklıyım, oynadığım roller farklı. Farklı kadınların acılarını dile getiriyorum. Ben hayatı, aşkları dolu dolu yaşamış çok mutlu bir kadınım. Benim için üzülmeyin” dedirtmek zorunda bıraktığımız bir güzel.
O bizim Feride Ablamız, Naciye Yengemiz, kuyrukluyıldızımız… ‘Çöpçüler Kralı’nı izlerken, menemene ekmek banıp, Hacer’e “Yürü kız” diye bağırdığımız... Menemenimizin domateslerini de plastik kapta salkımla almadığımız, yamuklardan ama tatlılardan sululardan seçtiğimiz...