Fetişleri kaşıyan film

Femme Fatale, bir sürü keskin viraj alan, karmaşık, uzun soluklu bir hikâye ekseninde akıyor ama, hikâyesi çok da önemli değil.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Femme Fatale, bir sürü keskin viraj alan, karmaşık, uzun soluklu bir hikâye ekseninde akıyor ama, hikâyesi çok da önemli değil. Film, femme fatale kavramının çağrıştırdığı her şeye görsel bir tezahür sağlayacak şekilde yolunu buluyor, denebilir. Tabii sadece tam teşekküllü bir femme fatale portresi çizmekle ilgilenmiyor. De Palma'nın her filminde olduğu gibi, burada da sinemaya sinema üzerinden bakış var. De Palma'nınki, 'yeni nesil' olma iddiasında bir femme fatale değil. Klasiklerin yarattığı anlamlar, imajlar dünyasında geziniyor habire ve kimi zaman da, boynuz kulağı geçiyor açıkçası. Yani bugüne dek seyirciyi baştan çıkarmış klasik kara film durumları, ille film adı bile zikretmeden akılda canlanacak manzaraları, Femme Fatale'de kusursuz biçimlerde karşımıza çıkıyor. Vakti zamanında sadece kimi eleştirmenlerin gözdesi veya iş yapmayan kült film üreticisi olmaktan yakınan ve sonunda da Mission Impossible, Snake Eyes gibi filmleriyle gişe şeytanının bacağını kıran De Palma, eski günlerindeki gibi, tamamen kendi zevkine çalışmış. Hatta bu kez, karakterlerinden yola çıkıp mana peşinde koşmakla bile fazla ilgilenmemiş gibi görünüyor.
'Best of kara film'
Femme Fatale, tam anlamıyla bir fetiş filmi. Her karesinde, bilhassa sinemanın yarattığı fetişler üzerine giderek, baş döndürücü bir kıvama ulaşıyor. Hikâyenin gizemlerine bir nebze olsun vakıf olduğunuzu düşünmeye başladığınızda (ki yanılıyor olacaksınız), filmin sonu yaklaşmış, bir saatten uzun süre boyunca, neredeyse şuh denebilecek mizansenlerle 'best of kara film' minvalinde parçalar izlemiş oluyorsunuz. Durup düşünmeye pek de vakit kalmıyor. Çünkü De Palma, milimetrik zamanlamasını devreye soktuğu kurgusuyla, her sahneyi kesintisiz bir akıntıya kaptırıyor.
Femme Fatale'i fetişleri kaşır hale getiren, el attığı her şeyi, klişe denemeyecek, ama zihnimizdeki karşılığı ince zevklere dair bir yerde çoktan hazır bulunan biçimde önümüze sürmesi. Klas veya şık olanın tarifine 60'ların Citroen'leri kadar oturan biçimde. Cannes Film Festivali'ndeki bir gala sırasında yapılan elmas soygunu, güneş gözlüğü ve zarif eşarbını takarak tek başına muamma işler karıştıran ürkek bir kadın, bir apartman dairesinin balkonundan şahit olunan karanlık karşılaşmalar vb., filmi rahatça bu noktaya getiriyor.
Rebecca Romijn-Stamos'un oynadığı 'adam bitiren, baş yakan kadın', sinema tarihindeki femme fatale'ler kervanına katılan yeni bir karakter değil sadece. Onun filmdeki imgeleri, hikâye içindeki işlevleri dışında, öncüllerini de bile isteye anımsatıp ikinci bir katmanı da üzerine alıyor. Filmdeki her şeyin birden fazla katmanı var zaten. Hikâyeyi herhangi birisinin bakış açısıyla bile izlemiyoruz. Baş kahramanlar dahil herkes, De Palma'nın gerekirse ekranı ikiye bölerek farklı açılarını gösterdiği, kocaman bir gözetleme deliğinin arkasında sanki. Bazen bunu iyice vurgulayacak, kendimizi gizlice istihbarat topluyor gibi hissetirecek şekilde, kamera çok uzak açılara da yerleşebiliyor. İşi, "bu filme herkes bayılacak" iddiasına vardırmanın manası yok. De Palma filmleri söz konusu olunca, hiçbir zaman 'herkes'ten bahsetmemek lazım. Fakat yine de, tüm bunlara kapılmayacağınızı düşünüyorsanız, bu stilize sinema sefasının nefes kesici açılış sahnesini henüz izlemediğiniz için, diyesim geliyor.
ÖLDÜREN KADIN / FEMME FATALE
Yönetmen: Brian De Palma Senaryo: Brian De Palma Oyuncular: Rebecca Romijn-Stamos, Antonio Banderas, Peter Coyote, Eriq Ebouaney, Eduard Montoute, Rie Rasmussen, Thierry Fremont (Sandrine Bonnaire ve Regis Wargnier de, Cannes sekansında 'kendileri olarak' görünüyorlar.)Görüntü Yönetmeni: Thierry Arbogast Müzik: Ryuichi Sakamoto Sanat Yönetmeni: Denis Renault Kurgu: Bill Pankow Süre: 110 dakika.