Fikriyle, zikriyle, titriyle yeni sürüm valideler

Fikriyle, zikriyle, titriyle yeni sürüm valideler
Fikriyle, zikriyle, titriyle yeni sürüm valideler

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Artık iyi eğitimli, kariyer kaygılı, doğurmak için 30'larını beklemiş, o arada bolca kitap satırı bellemiş bir anne modeli var. Çocuğuna isminden ziyade 'Annecim' diye hitap etmesiyle maruf bu şehirli kadının ruh, mantık ve duygu evreninde gezintiye çıktık...
Haber: Ç. BEGÜM SOYDEMİR - begum.soydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Gelmesi muhtemel tepkilere, okurken ekşiyecek suratlara, ‘Ellerinde sayfa, bilir bilmez yazıyorlar!’ türü yorumlara önden cevap olsun diye not düşeyim: Çok çocukluğumdan beri İstanbul’da yaşıyorum, üniversite mezunuyum, kendim gibi üniversite mezunu bir adamla 30’uma 1 kala evlendim, dolu dolu 30’ken planlayarak hamile kaldım, 31’imde doğurdum, doğumdan beş ay sonra, hem de büyük bir arzuyla işe dönüp çalışmaya devam ettim, o tarihten beri oğlumu yatılı bir yardımcıyla beraber büyütüyoruz. Gördüğünüz gibi ben de ‘sizdenim’, elimden geldiğince modern bir anneyim...
Mevzubahis ‘yeni anne’ modeli de aşağı yukarı bu özellikleri taşıyor işte. Buraya kadar sorun yok. Ama bir miktar kariyer yapanlar bilir; insan bu, ‘altında’ bir buçuk çalışan olunca özgüveni obezleşmese de semiriyor, kendisinin olan her şeye, ofisteki kalemi, masası, takvimi gibi ekstra bir sahiplenme hissi beslemeye başlıyor. Bu ruh iklimine ‘modern’ hayatta sürekli üstüne üstüne gelen Angelina Jolie ’nin, Madonna’nın deste düzine evlatlıkları, ünlü anne-babaların dünyanın en fotoğrafa gelir şeyi olan bebekleriyle beyaz çarşaf üstündeki ‘hesapsız’, ‘tertemiz’ pozları, bir adet sperm hücresi hedefi bulsun diye harcanan binlerce lira, bu yolda heba olan psikoloji, ‘O çocuk istedi, adam istemedi, ayrıldılar’ cümleleri de eklenince, can verdiğiniz embriyon bir başarı objesi haline geliyor. Yetenekli yumurtanızın, işbilir rahminizin uzattığı kupa, taktığı madalya...

Saniyede 3 pırtlatılıyor
Oysa olayın sıradanlığını anlamak için www.breathingearth.net e tıklamak kâfi. Bu site, saniye saniye dünyadaki doğum ve ölüm oranlarını gösteriyor. Elbette bu bir simülasyon ve oran/orantı yöntemi kullanarak yaklaşık rakamlar sunmakta. Sayaca 10 saniyeliğine bakmam 32 sanal ‘Ingaa!’ duymamı sağladı. Kabaca saniyede 3 bebek demek. Yani üstüne delice anlamlar yüklenen hadise , işte bu kadar sıradan bir yandan da...
Bu ‘yeni anne’nin vazgeçilmez hayat rehberlerinden ‘Sex and the City’nin, bu konu özelinde şahane bir bölümü vardır. Annelik, evlilik, hatta uzun süreli ilişki dendi mi midesi bulanan, 24 saat seks ve kariyer insanı, özgür ruh Samantha, bir öğle molasında, kırmızı şarap eşliğinde yemeğini yemekte, bir yandan da kulağına yapıştırdığı cep telefonuyla iş konuşması yapmaya çalışmaktadır. Karşı masadaysa bir anne ve oğlu vardır; çocuk hiç susmadığı gibi bağıra çağıra konuşmakta, annesiyle şakalaşmaktadır. Samantha anne-oğula sinir olarak karşıdakine laf anlatmaya çabalarken garson gelip ona biraz sessiz olmasını, diğer müşterileri rahatsız ettiğini söyler. Köpüren Samantha, garsona anneyle çocuğu gösterdiğinde aldığı cevap “Ama o çocuk!” olur. Sinirle diğer masaya gidip uyarmasıyla çocuğun avuçladığı yağlı, ıspanaklı spagettiyi bembeyaz tayyörünün üstüne yemesi bir olur Samantha’nın. O esnada oğluna ‘hesapta’ bunun hiç de hoş olmadığını söyleyen annenin sesindeki rahatlamış hal, yüzündeki zafer gülümsemesi korkunçtur. ‘Modern anne’ işte tam da budur!

Yepyeni bir lügat...
Çılgınlıkta, hayat felsefesinde rol modeli Samantha olan kadınların, anne olunca karşı masadaki hemcinsine dönüşerek yavrusunun her şeye hakkının olduğunu düşünmesi ayrı bir ruh hali tabii.
Zira karşınızdaki bir çocuksa: 40 yaşında bir adamın pabuçlarıyla bastığı koltuğa oturmanız söz konusu bile değildir ama iki yaşındaki velet ayakkabısıyla aynı asfalta basmıyormuş gibi düşünmeniz beklenir! Kalabalık bir caddede, toplu taşıma aracında, mağazada herhangi biri, ucundan azıcık memenizi göstermenizi istediğinde taciz davası açabilirsiniz ama emzirme gibi kutsal bir durum söz konusuysa gizlenme, saklanma, kuytu köşe bulma gibi dertleriniz olmaz! Bir kafe masasında mesela bir parça ‘kaka’ gördüğünüzde olacaklardan siz mesul değilsinizdir ama o masada bir bebeğin altını değiştirmek, boklu bezi kıvırıp tam ortaya koymak meşrudur!
Çocuk, bir kadına inanılmaz genişlikte bir evrenin kapısını aralıyor, bunun aksini söylemek imkânsız. Tahammül sınırlarını genişletiyor, uzatmama / tırmandırmama eğitimi veriyor, umulmadık anlarda çıkacak krizlerle başa çıkma yöntemleri geliştirmek için beyni hep uyanık tutuyor, sıradan bir hamlenin bir-iki değil, dört-beş adım ötesini gördüren gözlükler ihsan eyliyor.
Yetmez! Bir de yepyeni lügat armağan ediyor. 2000’li yıllarda, çocuklara aylarca kafa patlatıp koyduğunuz ismiyle hitap etmek ayıp! Onların adı en çok annecim. Sonra meşrebine göre babacım, halacım, teyzecim, dayıcım, ablacım, hatta yengecim. Bu sonuncusu en tatlısı tabii, duyduğumda inanamamıştım. Parktaydık, gençten bir kadın ‘Yengecim’ diyerek ortalıkta dolanmaktaydı. Önce çocukları neşelendirmek için bir oyun kurduğunu düşündüm, hani karşısındaki minik kız da ‘Ben de akrebim!’ diyecek, iki kaydırak arası çocuğa ‘ilişkilendirme’ eğitimi verilecekti. ‘Ben bulutum, sen nesin?’ sorusuna ‘Yağmurum’ demesini beklemek gibi. Öyle değildi...
Hatırlayan çıkacaktır, Piyale Madra’nın böyle enfes bir karikatürü vardır. Çocuk okuldan gelir, önce anne, sonra hala, teyze gibi bilumum kadınlar sırayla sonuna ‘cim’ eki takıp sevgi gösterisinde bulunurlar. Son karede çocuk sorar: “Ben kimim ya!”

Hayati farklara dikkat!
‘Annecim’in bir de ‘annem’ versiyonu var. Ama aralarındaki farkları iyi ayırt etmek lazım. ‘Annecim’ daha şehirli, ‘annem’in daha taşra kökleri var. Yani annecim daha bıcırık bir tonda söyleniyor, annem sondaki m’ye daha bastırmalı, arkasından ‘Kurban olurum’ gelince yadırganmayan cinsten. Annecim, pek sevgi dolu ama içinde buyurganlık da içeren bir kalıp. Örnek: ‘Annecim oraya gitme ama, çok tehlikeli!’ Oysa annem, böyle bir yöneltmeden, yönlendirmeden çok endişe, özveri içeriyor. Örnek: ‘Annem, üşürsün, şunu al üstüne...’ Annecim ‘Tamam, sen değerlisin ama seni ben var ettim, unutma’ ihtarını hep üstümüzde tutuyor, o iğneli ofis dilini tatlı bir sosa bulayıp insanın öz evladıyla arasına sokuyor. Hani patron size seslendiğinde olur ya; ‘-Çiçek Hanım!, -Efendim Barkın Bey!’ gibi. Çocuğun ‘Anne’ diye seslenmesine cevap da genelde şöyle olur: ‘Efendim annecim’. Ya da şu: ‘Annem!’... ‘Efendim annem’ var olan bir kalıp değildir.
Sözlüğe diğer katkı, çoğul konuşma şeklinde. Çocuğa yapacağı şeyi emir kipinde söylemek çağdışı bir uygulama sayılıyor. Sürekli birliktelik vurgulanmakta. Bu, annelerin sıklıkla gitmekten hoşlandığı kuaför dilinin de çok benzeri. Nedense 40 yaşında adam, 16 yaşında çırağa şöyle der ya: ‘Şu saçları süpürebilir miyiz Serkan bey?’, ‘Manikür sırası kaç kişi Gözde hanım?’... Modern ailede de işler böyle yürüyor işte. ‘Mamamızı yiyelim’, ‘Gezmeye gidelim’... En fenası ‘Hadi gel annecim, kakamızı yapalım!’
İnsan ister istemez düşünüyor; yoksa bu kentli anne hadisesinde kakamızı çoktan yaptık mı?


    ETİKETLER:

    Angelina Jolie

    ,

    Hadise