'Filistin'deki devrimci süreç başarısız'

'Filistin'deki devrimci süreç başarısız'
'Filistin'deki devrimci süreç başarısız'

Sergide Basel Abbas ve Ruanne Abou-Rahme'nin 'Arzunun Kayıp Nesneleri' adlı işi de yer alıyor.

İstanbul Bienali kapsamında Arter'de sergilenen 'Tesadüfi İsyancılar' adlı çalışmaları hayli ilgi gören sanatçı ikili Basel Abbas ve Ruanne Abou-Rahme, 'Anlamlanan Bedenler' sergisiyle bu kez Galeri Manâ'da. Ramallah'ta yaşayan ve çalışmalarında politik bir bakışla Filistin'e odaklanan ikiliden Ruanne Abou-Rahme ile bienaldeki işlerini ve sergilerini konuştuk.
Haber: İLHAN OZAN / Arşivi

Basel Abbas (Lefkoşa, 1983) ve Ruanne Abou-Rahme (Boston, 1983) ikilisi, bu yıl İstanbul Bienali’nin dikkat çeken genç sanatçıları arasındaydı. İkilinin dün sona eren bienal kapsamında Arter’de sergilenenen ‘Tesadüfi İsyancılar’ adlı yerleştirmesi, bienalin en çok dikkat çeken işleri arasındaydı. Filistin’in Ramallah şehrinde birlikte çalışan sanatçılar ve işlerinde güçlü bir politik bakışla Filistin’e odaklanan Abbas ve Abou-Rahme, aynı zamanda ‘Anlamlanan Bedenler’ sergisiyle şu sıralar Galeri Manâ’ya konuk oluyor. Beden ve iktidar ilişkisi üzerinden Filistin’in sömürgeci bağlamını ele alan ikiliden Ruanne Abou-Rahme ile sergilenmekte olan işleri hakkında konuştuk.

Galeri Manâ’daki ‘Anlamlanan Bedenler’ sergisi, beden ve iktidar arasındaki ilişki üzerine. Karma sergide yer alan ‘Arzunun Kayıp Nesneleri’ adlı işinizin arkasındaki fikir neydi?Çalışma, günümüz sömürgeci kontrol teknolojilerini ele aldığımız bir projeler dizisinin parçası. Küresel olarak çeşitli iktidar pratikleri için bir tür laboratuvar olarak görülebilecek Filistin bağlamına odaklanıyoruz. Ama Filistin’de tanık olduğumuz durum dünyanın farklı yerlerinde de oluyor. Sesin biyoiktidarla ilişkisiyle ilgileniyorduk. Bizim için önemli olanın Filistin’de yaşanan özdisiplinin boyutuydu. Birçok devrimci hareket içinden geçmiştik ama 2010’da devrimci süreç farklı yönlerden başarısızlığa uğradı. ‘Arzunun Kayıp Nesneleri’nde ilgimizi çeken de insanların hayal etme yetilerine ne olduğunu görmekti. Filistin, Filistin’in sömürgeci bağlamı ve gittikçe baskıcı bir otoriteye dönüşen devrimci bir örgüt arasında farklı rejimlerin iktidarı altında yatabilecek olan başka bir ihtimal. Politik olan aracılığıyla imgelem ve öznellik üzerine düşünmeyle ilgileniyorduk.
 
Peki, bu işinizde Filistin’in sosyopolitik bağlamı içinde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün dönüşümünü ele aldığınızı söyleyebilir miyiz?
Öncelikle İsrail’in sömürge teknolojilerindeki şiddetli artış, sonra Filistin devrimci hareketinin bir güvenlik rejimine dönüşmesinin altında yatan başarısızlığı ve daha da önemlisi bunun Filistin öznelliği üzerindeki etkisi diyebilirim.

Çalışmalarınızda direnişin iktidar ilişkilerine dönüşmesine atfen, gerçek ile hayal edilen ve hatırlanan arasındaki ilişkiyi geçmiş ve gelecek açısından nasıl işliyorsunuz?
Filistin deneyimini anlamamak bizim için kritik bir şey. Filistin bağlamının bir şekilde eşsiz olduğunu düşünme eğilimi olduğunu sanıyorum. Bense eşsiz bir bağlam olduğunu düşünmüyorum. Bu bağlantılar, örtüşmeler ve kesişmeler yerler ve zaman arasındaki ayrımı reddediyor. Bunu bir tür ağ gibi düşünüyorum. Tarihsel süreçlere bakmak ve bunlar arasında bir ilişki kurmak. Tüm anlar sürekli birbiriyle ilişki halinde. Tüm işlerimizde yaklaşımımızın büyük bir parçası bu şekilde.

Kullandığımız malzemelere gelince... Birçok arşivsel malzeme, örnekler, fragmanlar ve parçalar kullanıyoruz. Kendi kuşağımızdan birçok sanatçı gibi hafıza ve kısmen belgeleme üzerinden düşünüyoruz. Çalışmalarımızın bu tür bir pratikten yola çıkarak ilerlediğini düşünüyorum çünkü kurgu çalışmalarımızın büyük bir parçası haline gelmeye başlıyor.
Tam olarak kurgu da değil. Tam anlamıyla olan, olabilecek ama olmamış olan ve bunun nasıl hatırlanabileceği arasındaki kesişim alanı üzerine düşünmemiz, bizi aynı zamanda bir kurgu yapmaya yönlendiriyor.

İstanbul Bienali’nde yer alan ‘Tesadüfi İsyancılar’ adlı yerleştirme, dedektiflerin soruşturma yaptıkları sahneye benzer bir şekilde düzenlenmiş bir ofis gibi görünüyordu. Mekân, siz oraya adım atmadan birisi henüz ayrılmış hissi veriyordu. Bu kişi kim? Buradaki hikâye nedir?
Ana karakterler hem Basel ve ben hem de değil. Sanatçılar olarak biz başarılı veya başarısız ama bir şekilde haydut konumuna gelmeye çalışıyoruz. Bir haydut olmak düşüncesi tarafından cezbedilmişiz ama bu hikâye özellikle bizim hakkımızda bir şey değil. Kendimize dair soru sormaya iten durumlardan hareket ediyor. Dolayısıyla ana karakterler aynı soruları soran başka sanatçılar veya başka insanlar da olabilirdi. Daha çok kendiniz ve kendinizden ötesini düşünmeniz hakkında. Proje, Filistin bağlamında birer sanatçı olarak konumlarımızı sorgulamamızın ardından başladı. Ne istemediğimizi bildiğimiz hissiyle ilgili. Bu proje aynı zamanda arayışlar, değişik formlarda geri dönen şeyler ve konum hakkında. Bir şey sürekli geri dönmeye devam ediyor. Gittikçe totaliterleşen bir sistemin daha baskıcı olması gibi devrimler de başarısız olmaya devam ediyor.
Rebecca Heald küratörlüğünde düzenlenen ‘Anlamlanan Bedenler’ başlıklı karma sergi, 16 Kasım’a kadar Galeri Manâ’da görülebilir.