Filiz Akın: Aşktaki değişim doğum kontrol hapıyla başladı

Filiz Akın: Aşktaki değişim doğum kontrol hapıyla başladı
Filiz Akın: Aşktaki değişim doğum kontrol hapıyla başladı
Türk sinemasının en güzel kadınlarından Filiz Akın, 'Aşka Ne Oldu' diye bir kitap üzerinde çalışıyor: Özgür seks, romantizmi kısmen öldürdü, yavaş yavaş seks de aşk da ayağa düştü...

RADİKAL - Hürriyet Cumartesi'nden Ayşe Arman, Türk sinemasına damga vuran isimlerden 72 yaşındaki Filiz Akın'la konuştu. Söyleşi şöyle: 

2015 biterken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Nedense iyi hissediyorum! 

İflah olmaz iyimserlerden misiniz?

Değilim ne yazık ki. Keşke olabilsem... Kendini sürekli motive edebilen, sürekli iyi hisseden biri değilim. Depresif zamanlarım da var. Ama bu aralar iyiyim.

Sosyal biri misiniz?

- Hayır Ayşecim, asosyal sayılabilirim. Dönem dönem insan arasına karışırım ama genel olarak içime dönük yaşarım. Bundan şikâyetçi değilim. Sönmez’le susarız biz, susarak anlaşırız! Saatlerce yan yana kitap okuduğumuz ve konuşmadığımız olur. Bunu çok değerli buluyorum.

Sizin hayat felsefeniz nedir?

- Çok özel bir şey değil benim hayat felsefem, sadece devam etmek. Ne olursa olsun devam etmek...

Bundan daha güzel ne olabilir? 

- İnsan, şanssızlıktan ya da hatalarından dolayı başarısız olabilir. Ama orada takılıp kalmamak lazım. Hep devam etmek gerekiyor. Hep, “Küçük bir çukura düştün. Olsun, hadi ayağa kalk ve yürü...” demek lazım. Bir de her şeyi dert etmemek gerekiyor. Hayat bir kere. Ve ölüm var. Ölümcül hastalıklar dışında şeylere fazlaca üzülmek o kadar lüzumsuz ki. Hayatı da bir yere kadar ciddiye almak lazım. Ama tabii ben bunları 72 yaşında söyleyebiliyorum.

Neler heyecanlandırıyor sizi?

- Bir sürü proje var. Bu da beni heyecanlandırıyor, daha doğrusu oyalıyor. Bir kısmı benim aklıma geliyor, bir kısmını insanlar teklif ediyor.

Mesela neler?

- 2016’da Filiz Akın kurabiyeleri yiyebileceksiniz!

A ne güzel!

- Evet. Kurabiye, benim uzmanlık alanım. Hem yemesini severim hem de kurabiye eşliğinde gelen sohbeti severim. Bana has bir-iki kurabiye çeşidim var, onları satışa sunmak istiyorum. 

Nerede?

- Break Cafe’lerde. Okulların içinde bu kafeler. Sadece kurabiye değil tabii. Amacım, gençlere sağlıklı ve lezzetli beslenme alışkanlığı kazandırmak. Diyet, sağlıklı ve vejetaryen mönü seçeneklerimiz var. 

Bu nereden çıktı?


- Yemek benim hobim, üçüncü kitabım bir yemek kitabıydı. Uğraşmayı seviyorum. Okullara konferans vermeye gittiğimde, Break Cafe’lerde imza günü filan yapıyorduk, sahibi Mehmet, yemekle ne kadar ilgili olduğumu bildiği için, “Bizim buraya da bir el atsanız” dedi. Hoşuma gitti. 120 şubesi var. Dört elle işe sarıldım.

Kanseri atlattıktan sonra hep doğal mı beslendiniz?

- Bir dönem evet. Ama sonra normale döndüm! Ben keyifçiyim. Çok yemiyorum ama sevdiğim şeyleri yiyorum. 

Nasıl yani?

- Bir şey canım çekiyorsa, o öğlen onu yiyorum ama akşamı pas geçiyorum. Sevdiğim şeyleri yemek için, doymak için yediklerimden fedakârlık yapıyorum. 

Ne zaman görsem fıstık gibisiniz ve hiç fazla kilonuz olmuyor... Sırrı ne?

- Son yemeğimi akşam saat altıda yiyorum. Sonra ağzıma bir şey koymuyorum.

Kaç senedir böyle?

- Epeydir! Son 50 senedir kilom pek değişmedi. 

İnsanın 50 yıldır aynı kiloyu koruması ne müthiş bir şey!

- Yok canım, birçok insan var böyle. Bir ay önce farkında olmadan 56 kiloya inmişim, yüzüm çöktü. 58 benim için tamamdır.

SİNEMAYA, “SEN BENDEN DAHA İYİLERİNE LAYIKSIN!” DEDİM

Hâlâ film yapmanız için pek çok teklif geliyormuş. Neden kabul etmiyorsunuz?

- Çok güzel bitirdim o işi! Kadın-erkek ilişkisinde ayrılırken, “Sen benden çok daha iyisine layıksın!” denir ya, ben de sinemaya öyle dedim. Hiç aklım kalmadı. Çok teklif geldi, hâlâ geliyor, büyük paralar üstelik. Ama artık beni ilgilendirmiyor. 

Oğlunuzla ilişkileriniz nasıl?

- Çok iyi. Harika bir gelinim var, Zeynep de oğlak burcu. Biraz annesini mi buldu bilmiyorum ama İlker, Zeynep’le çok mutlu. İlker’in bir oğlu, Zeynep’in de bir kızı var. Hayalim ortak bir bebeklerinin olması. Bir kız bebek çok istiyorum, tabii kendileri bilir...

HAYATIN PROVASI YOK

Üç kitabınız var değil mi?

- Evet. Birincisi, ‘Güzelliklere Merhaba’. İkincisi ‘Hayata Merhaba’. Sonra da yemek kitabım çıktı. Şimdi yenisi üzerinde çalışıyorum.

Tüm bunlar, Filiz Akın’ın yolculuğunu ve farklı yönlerini anlatan bir seri gibi mi?

- Biraz öyle. Ben hiçbir zaman, hayatımı sadece sinema kaplasın istemedim. Sadece oyuncu olarak anılmak istemedim. Daha fazlasını hayal ettim. Kitap yazmak, insanlarla iletişim kurabilmemi sağlıyor, bu da çok hoşuma gidiyor. Yeni kitabımın adı, ‘Hayatın Provası Yok’. Gerçekten de hayatı bir kere yaşıyoruz. O yüzden sadece bir alanda sivrilmek bana yeterli gelmiyor. Benim için eş olmak da, anne olmak da, babaanne olmak da önemli. Sadece müthiş bir oyuncu olayım ama ailem, çocuğum filan olmasın, böyle bir şeyi tercih etmezdim.

‘Hayatın Provası Yok’ nasıl bir kitap?

- Herkes gibi benim de hayattan süzdüğüm şeyler var. Bunları paylaşmak istiyorum. 72 yaşındayım ve o süzdüğüm şeylerin bir kısmının doğru olduğunu görüyorum. Belki okuyanlar faydalanabilirler. Oscar Wilde çok güzel söylemiş. Diyor ki: “İnsan en çok dersi kendi yanlışlarından öğrenir. Ama bütün yanlışları yapmak için hayat çok kısa!” Öyle gerçekten. Ben başkalarının hatalarından, deneyimlerinden faydalandım. Belki başkaları da benimkilerden faydalanır.

SÖNMEZ’LE SUSARAK ANLAŞIYORUZ

Kışın sıcak yerde olmak istiyormuşsunuz...

- Evet. Sönmez’le sıcak yerlere gidiyoruz. Ocakta da İlker’in yanına Miami’ye gideceğiz. Kemiklerim ısınınca iyi oluyorum. Geçen sene Tayland’a gittik. İki buçuk ay kaldık. Sönmez’ın kızı orada. Harikaydı. Ev kiralıyoruz. Beyaz kum, kafasını suya sokmuş palmiyeler, müthiş bir huzur. Kimilerine sıkıcı gelebilir ama biz dediğim gibi, susarak anlaşan bir çiftiz. Ve çok arkadaşız. Sabahları yürüyüşe çıkıyoruz. Çok okuyoruz. Yemekler yapıyoruz. Hayatımın en güzel dönemlerinden biri bu. Yaşlılıkta korkacak bir şey yok yani, bir tek gençlere, “Sağlıklı yaşlanın!” diyorum. O önemli bak.

Bir de bir hastaneyle projeniz varmış...

- Evet. Nisan ayında kanserle ilgili bir kanser şov yapma hedefimiz var. Bir tür kanser stand up’ı. Çakma Cem Yılmaz olacağım yani! Amacım, eğlenceli bir şekilde kanser olmamak için alınması gereken tedbirlerden söz etmek. Ve tabii erken teşhisin önemine değinmek. Tanı konduktan sonra neler yapmamız gerektiğini anlatmak. Dilim döndüğünce tabii...

AŞKTAKİ DEĞİŞİM KONTROL HAPIYLA BAŞLADI

“Güzel bir hayat yaşadım!” diyorsunuz değil mi?

- Benim hayatımda en güzel şey eşim Sönmez’e rastlamış olmak. Çok şanslı hissediyorum kendimi. 20 yıldır birlikteyiz. Tekrar dünyaya gelsem yine ona rastlamak ve hayatı paylaşmak isterim.

 

Hayatınızın en büyük aşkı mı? 

- Aşktan da öte bir duygu var. Belli bir yaşa gelince anlıyorsun... Aşkın ötesinde bir dostluk var, daha derin bir sevgi. Tabii ki sırf arkadaşım değil ama şu hayattaki en yakın arkadaşım aynı zamanda. Her şeyi paylaşıyoruz. Onun da ilk evliliği değil, benim de. Belki de o yüzden kıymet biliyoruz. Fakat yanlış anlama, her konuda aynı fikirde değiliz. Hani “ruh ikizinim” derler ya, biz öyle değiliz, çok farklıyız, ara ara da bozuşuyoruz, ben küsüyorum. Sonra yine barışıyoruz. Hayat onunla güzel, onunla anlamlı. Ben gençliğimde yaşadığım duygusal iniş çıkışları bir daha asla yaşamak istemem. Şimdi çok daha ne istediğini bilen bir kadınım, bu yaşlarda öyle oluyorsun!

Hangi yaştan sonra daha iyi hissettiniz kendinizi? 

- Valla 40’lardan sonra...

Bir de yanılmıyorsam ‘Aşka ne oldu?’ diye bir kitap yazma planınız var...

- Evet, halen yazıyorum. Benim iddiam şu: Aşktaki değişim, doğum kontrol hapıyla başladı. Özgür seks, romantizmi kısmen öldürdü, yavaş yavaş seks de aşk da ayağı düştü. Kolay oldu her şey. Ben bir sosyolog değilim ama yıllar içinde, değişen kadın-erkek rollerini gözlemledim ve tespitlerimi bir kitapta topladım. Gizlilik, aşkın büyüsü, sihriydi. Şimdi her şey ortaya saçılmış durumda. İnsanlar ilişkilerine emek vermiyorlar, “O gider, öteki gelir nasılsa!” diyorlar. Ne yazık ki emek vermediğin şeye, değer de vermiyorsun. 

Türk filmleri artık ‘masumiyet çağı’ gibi mi? 

- Valla öyle oldu. Bana diyorlar ki: “Sizlerin dönemi bir başkaydı!” Aslında insanlar kaybettikleri değerleri Yeşilçam’a ve bize yüklüyorlar. Evet, eski İstanbul yok, evet büyük aşklar yok, evet romantizm yok. Oysa eski Türk filmlerinde hepsi vardı değil mi? O yüzden de bizler ‘masumiyet’i temsil ediyoruz onlar için, yani kaybettikleri değerleri...

Siz nasıl oluyor da her dönem varsınız ve zamansızsınız...

- Teşekkür ederim iltifatına. Tabii ki doğru değil. Sadece şunu söyleyebilirim: Hep kendimi geliştirmeye gayret ediyorum. Sürekli okuyorum. Yeni olan her şeyi öğrenmenin derdindeyim. Anlayacağın, tedavülden kalkmamak için uğraş veriyorum.