Film çekmediğimde hayat çok sıkıcı

Film çekmediğimde hayat çok sıkıcı
Film çekmediğimde hayat çok sıkıcı
Birçokları için 'Blade'in 'kötü adam'ı, onu 90'lardan beri takip edenler için ise çok daha fazlası. Festivalin yıldızlarından Stephen Dorff'la buluştuk, inişli çıkışlı kariyerini masaya yatırdık.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

‘Kan ve Şarap’ta rol arkadaşı Jack Nicholson’ın elinden ‘yaramaz çocukluk’ bayrağını devraldığında yıl 1996’ydı. Stephen Dorff, ‘istenmeyen Beatle’ Stuart Sutcliffe’i canlandırarak şöhret kazandığı sinema dünyasında (‘Backbeat’) uzun bir dönem bu rolünün hakkını veren bir gidişat sergiledi. ‘I Shot Andy Warhol’da Candy Darling, John Waters filmi ‘Cecil B. DeMented’da delifişek yönetmen vs. Ne var ki filmografisinde ‘Blade’ gibi bir gişe devinin varlığı bile Stephen Dorff’un bir süre gözlerden uzak kalmasını engelleyemedi. Ta ki Sofia Coppola’nın ‘Başka Bir Yerde’sine kadar... Şimdi de Dorff, ikinci baharının meyvelerinden Eran Riklis filmi ‘Zeytin’le İstanbul Film Festivali’nde. Biz de festivali, son gününde, yıldız konuğu Stephen Dorff’la uğurlayalım dedik.

Zeytin’, İsrail ve Filistin çatışmasını konu alıyor. Filmden sonra çatışmaya bakışınız değişti mi? Senaryoyu ilk aldığımda İsrail-Filistin çatışmasını değil, birbirlerinden nefret etmesi öğretilmiş iki insanın bir yolculuk sonunda sıkı dost olmalarının hikâyesini gördüm. Bu her şey olabilirdi; bir El Kaide militanıyla New York’lu bir polis de, banka soyguncusuyla o bankanın sahibi de… Bizim hikâyemizde bu çatışmanın üstünde bir de çok hassas bir mesele vardı. Ama Eran’ın bu meseleye yaklaşımını çok sevdim. “Bu çatışmanın ne olduğunu biliyoruz, yol hikâyesine odaklanalım” dedi.

Eran Riklis, sizinle nasıl iletişime geçti? Tabii ki önceki filmlerini, ‘Limon Ağacı’nı, ‘Suriyeli Gelin’i biliyordum. Ama sürekli çalışıyorum, bir de ABD’de yabancı filmleri izlemenin ne kadar zor olduğunu tahmin edersiniz. Dolayısıyla seyredememiştim filmlerini. Yönetmenlerle daha çok film festivallerinde tanışıyorsunuz. Eran’la daha önce tanışmamıştım ama ondan haberdardım. Senaryosu menajerim aracılığıyla geldi ve okur okumaz çok beğendim. Eran, New York’a geldiğinde hikâyeyi çok sevdiğimi ama İsrailli olmadığım için bu role de niye seçildiğimi anlamadığımı söyledim. Zaten bir şeyleri kabul etmeden önce hep bir tereddüt ederim, olumsuz yönleri düşünürüm. Sonrasında olumsuzlukları silip yoluma devam ederim. Burada da neden bir İsrailli aktör kullanmadıklarına taktım. Eran ise bu filmin dünyanın her yerinde görülmesini istediğini söyledi. Ona hiç İsrailli bir pilota benzemediğimi söylediğimde ise cebinden bir okul arkadaşının resmini çıkardı. Gerçekten de benziyordum. 

‘Başka Bir Yerde’de çevresinden soyutlanmış bir aktörü oynuyordunuz. Aşina olduğunuz bir durum mu? Evet, bazen. Oyunculuk bazen sinir bozucu. Sevdiğim bir projenin içindeyken iyi hissediyorum. Ama çalışmadığınız zaman oyunculuğun insanı yalnızlaştıran bir durumu var. Çünkü çekimlerde herkes sizin çevrenizde dolanıyor. Ama bu bitince bu ilginin hepsi de uçup gidiyor. ‘Başka Bir Yerde’nin yönetmeni Sofia Coppola, oyunculuğun hissiyatını çok iyi anladı bence. Ancak o filmde canlandırdığım Johnny Marco’nun durumu benimkinden daha aşırı, hayatında nerede olduğunu bulmaya çalışıyor. Doğru dürüst tanımadığı kızı sayesinde ne yapmak istediğini buluyor. Benim çocuğum yok. Keşke olsaydı, film çekmediğimde hayatımdaki enerjiyi ona kanalize edebilirdim. Şimdi ise sadece kendimleyim. 

Ne yapıyorsunuz film çekmediğinizde? Müzik; piyanoda, gitarda besteler yapıyorum. Şimdiye kadar kimseye dinletmedim. Ama ileride bir filmde kullanılmak üzere bir arşiv oluşturmaya başladım. Bir gün senaryo elime geldiğinde bu arşivden bir şeyler kullanmak üzere çıkartabilirim. Müzik aynı bir performans gibi. Beni rahatlatıyor. Onun dışında ailemle, arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Ama film dışı zamanların büyük bir kısmında oldukça sıkılıyorum, aslına bakarsanız. (Gülüyor) Mesela şimdi birkaç korkunç filmi geri çevirdim. İstediklerim ise başkasına gitti. Beklemedeyim yani. Film tanıtımları için İstanbul gibi daha önce gitmediğim yerlere gitmekten hoşlansam da film çekmeyi tercih ederim. 

Kariyeriniz, Hollywood’daki en çeşitlilik sahibi kariyerlerden. ‘Ölümsüzler’ gibi yüksek bütçeli bir epikte de görebiliyoruz sizi, ‘Cecil B. Demented’de veya ‘Blade’de de… Farklı rollerde oynamayı ama her seferinde iyi bir şeylerde yer almayı istiyorum galiba. Büyük bütçeli bir Hollywood filminde oynamaktan da gocunmam, eğer iyi bir karakterse. Ki Hollywood sinemasını severim. Mesela Matt Damon, ‘Bourne Identity’ serisinde çok iyi bir iş çıkardı. Sonra sıkılıp bıraksa da… Ben de öyle bir filmde oynarım. Sanırım, kariyerim sadece bana değil, insanların bana gönderdiği rollere de bağlı. John Waters, beni filminde istediğinde ajansım bunu yapmamalısın demişti. Ben de niye John Waters benim için bir rol yazmışken gidip saçma sapan bir filmde oynayayım dedim. Belki John Waters filmi milyonlarca dolar kazanmayacak. Ama kazanması da gerekmiyor, küçük bir film zaten. Dünyanın her yerinde, sanat öğrencileri, sinema delisi gençler bu filmi çok sevmişti. İnsanlar önce bana kucağını açınca ben de onlara kucağımı açarım. Mesela Sofia’yla da olduğu gibi… Kariyerimi kurtaranlar, yönetmenlerin ta kendisi… Hollywood stüdyolarının yöneticileri değil… 

90’larda sizden bir süperstar yaratmak istemişlerdi sanki. Ama seçimleriniz pek o yönde gitmedi. Evet. ‘Blade’in kariyerimi öldüreceğini düşünmüştüm mesela. Bu, hayatımda yaptığım en aptalca şey diyordum filmi çekerken. Gençken hep ‘I Shot Andy Warhol’ gibi sanat filmlerinde oynamak istiyordum. Sonrasında belki ikisini birden yapmam gerektiğini anladım. Sonra da ‘Blade’de oynamam teklif edildi. Kabul ettiğim ilk ticari filmdi. Büyük bir başarı oldu. Ama sonra da hep kötü adamı oynamamı istemeye başladılar. Ve o zaman sürekli değişmem gerektiğini hissettim. ‘Blade’den sonra John Waters’ın filmi geldi. 20’lerimin ortasında kendi hayatımda değişikliklerle uğraşıyordum. O dönem çok da gurur duymadığım filmlerde rol aldım. Yaşlandıkça işler değişti. Küçük rollerde de olsa yine iyi rollerde oynama hedefi koydum kendime. ‘Halkın Düşmanları’nda, ‘Dünya Ticaret Merkezi’nde oynadım. Karakter oyunculuğuna yöneldim. Ve zaten sonrasında da Sofia’yla ‘Başka Bir Yerde’ patlaması geldi. Şimdi daha farklı bir insanım. 

Yine o dönem yeni kötü çocuk olduğunuz söyleniyordu bir de. Siz nasıl karşılıyordunuz bu kategoriyi? Sanırım isyankâr, kötü çocukluk Hollywood’daki her yeni oyuncunun kaderi. Sean Penn, Johnny Depp, Leonardo… Hepsi. Eğer bu endüstride çalışan genç bir erkekseniz tabii ki birçok genç kadınla görüneceksiniz. Eğer gayseniz de bir sürü genç erkekle… Ben hep eğlendim ve film çektim. Bir şekilde halkın gözü önünde, canlandırdığınız karakterlerle beraber yaş alıyorsunuz. Bu da çok gerçeküstü bir durum.