Film istilası

Hafta sonunu bir türlü gidemediğiniz filmlere ayırdıysanız, planlarınızı bir daha gözden geçirmenizde, daha doğrusu 'hangi film nerede oynuyor?' listelerine bir daha bakmanızda şiddetli yarar var.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Hafta sonunu bir türlü gidemediğiniz filmlere ayırdıysanız, planlarınızı bir daha gözden geçirmenizde, daha doğrusu 'hangi film nerede oynuyor?' listelerine bir daha bakmanızda şiddetli yarar var. Bu, porno misali 'yedi film birden'e dönüşen haftada, epey bir film, geriye sadece afişini bırakarak sinema salonlarından çekilmiş olacak. Gelenler gidenleri aratıyor mu, tartışılır, ama haftanın en fiyakalı filmi, insanı maalesef bu 'gitme, gelme, aratma' klişesine sürüklüyor. Evin eski hanımını unutamamış, bu yüzden de yenisini yavan bulmaya meyilli kahyanın rol modeline girmek tehlikelidir, kabul ediyorum. Hele de Rebecca'yı hatırlayınca. Fakat yeni gelin Red Dragon / KIzIl Ejder'le, aynı kitaptan (Thomas Harris'in Hannibal üçlemesinin ilk bölümü) uyarlanan atmosferik polisiye Manhunter'dan (1986) sonra tanışmış olmak, durumu bu noktaya getiriyor ister istemez (Kızıl Ejder, kayıtlara daha sadık bir uyarlama olarak geçtiği halde).
Hannibal aşkı
Michael Mann'in Manhunter'ı, çoğu polisiye gerilimin aksine beyazlar içindeydi. Hannibal Lecter başta olmak üzere bilumum seri katille haşır neşir olmak, hatta onları yakalayabilmek için zihnini onlar gibi işletmek durumunda kalan dedektif Graham da, minimalist ve soğuk bir dekor anlayışının her köşeyi tuttuğu atmosferin içinde, 'ayazda bir yürek'. Kızıl Ejder'in Graham'ından (Edward Norton) farklı olarak, okyanus kıyısındaki evi bile daha huzursuz, tehlikelere ve hüzne daha açık bir ferahlığı çağrıştırıyordu. Bu elbette, kitabı yorumlamanın yollarından sadece biriydi. Şimdilik en etkilisi olma özelliğini de koruyor.
'Ah nerede'ci huysuz kahyanın sesini biraz kısıp Kızıl Ejder'e odaklanacak olursak, aynı hikâyeyi Manhunter'da olduğu gibi Dante Spinotti'nin görüntü çalışmasıyla, ancak hem görsellik hem de hikâye açısından farklı ağırlık noktalarıyla izliyoruz. Kuzuların Sessizliği'nden bu yana, Anthony Hopkins suretindeki Hannibal Lecter'ın bir fenomen olduğu malum. İçindeki yamyam dürtülerini kabul etmiş bulunduğu ve üstelik de ince zevk sahibi, aristokrat edalı bir ironi ustası olduğu için, diğer seri katillere nasip olmayan şekilde seyirci tarafından sevgi yumağına alınmış durumda. Ridley Scott'ın yönettiği Hannibal'ın da, Kızıl Ejder'in de varoluş sebebi bu Hannibal aşkı, bu yüksek prim zaten. Hopkins artık onu bu farkındalık içinde, adeta parodisini yaparcasına oynuyor. Gerçi o bu inceliği gösteriyor olsa bile, Hannibal'ın karizmasından bugüne dek 'yetti' derecesinde nasiplendiğimiz kanısındayım. Kızıl Ejder'de, Graham'ın her adımda ruhuna biraz daha karanlık çökerek çözdüğü bilmecenin zamanından, dolayısıyla lezzetinden çalıyor. Böylece de filmin zaten çok belirgin olmayan odağını flulaştırıyor.
Nereye çekilirse çekilsin, son kertede epey zengin bir öyküyü anlatan Kızıl Ejder, katiyen bir Kuzuların Sessizliği veya Manhunter olmamakla birlikte, Hannibal'dan çok daha şuur sahibi. Yönetmen Brett Ratner, stilize bir endam arz etme hakkını saklı tutsa da, özgün olmak için pek de fırsat bulamadan, 'Hopkinsli Thomas Harris uyarlamaları' serisine bir halka eklemiş.
Yamyam rekabeti!
Bu hafta sinemalarda, ırkımızın etine tutkun tek kahraman Hannibal değil. Trouble Every Day / Hergün BaŞka Bİr Bela'nın basın bültenindeki şu ibare, bize yamyamlığın şu sıralar görece yaygın olduğunu hatırlatıyor: "Kenara çekil Hannibal Lecter, Vincent Gallo geldi!" Bu bir yarış değil tabii. Kaldı ki böyle bir rekabet ortamı olsa, Lecter Gallo'yu darmaduman ederdi. Zira Gallo'nun canlandırdığı karakterin, kendisiyle barışık olmamak gibi bir dezavantajı var. Claire Denis'nin (Nenette et Boni) filmi, vahşi dürtülerin toplumsal yaşamla çatışması, temelde 'farklı' olmak ve bundan doğan trajediler üzerine. Burada söz konusu olan, genellikle sevgi gösterileri esnasında usturuplu biçimde ısırmakla yetinilerek gösterilen 'insan tutkusu'nun, ciddi bir yeme eylemine dönüşmesi. Denis her zamanki gibi eşsiz Tindersticks'in müziklerini kullanarak dokunaklı bir hava yaratmaya çalışsa da, ne dediği anlaşılamadan filmini noktalıyor. Trouble Every Day'le benzer bir temayı, yamyamlık değil de, vampirizm üzerinden George Romero Martin'de, Kathryn Bigelow Near Dark'ta ve Neil Jordan da Interview with the Vampire'da ele almış ve meselenin özüne inmede çok daha başarılı olmuşlardı. Uyarı: Trouble Every Day'i izlemeyi düşünüyorsanız, canlı canlı yenirken atılan çığlıklara ve son derece grafik bir şiddete hazırlıklı olmaya çalışın. Yani denemiş olun en azından.
'Kasvetli neşe'
Benzerlerini aratan filmler yerine, tam tersine benzerlerinin arasından sıyrılan filmler de, dün itibarıyla sinema salonlarına yerleşti. Beyaz Zakkum ve Yeni Başlayanlar için İtalyanca gibi. Michelle Pfeiffer, Robin Wright Penn ve başroldeki Alison Lohman gibi bir sürü şahane oyuncunun rol aldığı Beyaz Zakkum, kadın karakterlerle dolu çoğu filmden farklı olarak "Kadınlar, birleşirsek her şeyi başarırız; birbirimize karşı anlayışlı olalım!" mesajları vermiyor. Zaten mesaj vermekten çok, anne-kız ilişkileri üzerine sıkı bir analize girişiyor (Anneler ne zaman kızlarını özgür bırakmaya hazır olur?). Ne abartılmış bir duygu seli, ne de buz kesen bir mesafelilik... Bambaşka bir tonu olmasına rağmen, benzer bir tavır, Yenİ BaŞlayanlar İçİn İtalyanca'da da var. Türkiye'de gösterime giren ilk Dogma filmi olan Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca, romantik komedinin tesadüfler ve sürprizlerle dolu kalıbını, ayakları mümkün olduğunca yere basar, mümkün olduğunca doğal hale getiriyor. Film, 'kasvetli neşe' veya 'katı gerçekçi iyimserlik' denebilecek tuhaf bir duyguya sahip.
Oscar adayımız
Antonio Banderas ve karizmatik Lucy Liu'lu Ballistic: Ecks vs. Sever, istemeden de olsa, haftanın en çok neşe vaadinde bulunan filmi. Tam, kötü ve hatta manasız aksiyon, kötü diyalog vesaire yüzünden hafakanlar basmaya başlarken, Nuri Alço'nun bile aklına gelmeyecek entrikalar ortaya çıkıyor. Bu sayede, üzerinizde biriken bütün sıkıntıyı, zıvanadan çıkmış Z kategorisi olaylar dizisinde, sinir bozukluğu kaynaklı 'tebessüm'lere çevirebiliyorsunuz.
Dünün getirdiği ağırbaşlı seçenekler ise, Istvan Szabo'nun Taraf Tutmak'ı ile Ümit Ünal'ın, Türkiye'nin Oscar aday adayı seçilen ve İstanbul Film Festivali'nde 'en iyi' seçilen filmi 9. Taraf Tutmak, tarafsız kalmanın, ideolojiden yakasını tamamen sıyırmış bir sanat yapmanın mümkün olup olmadığı, iktidarın doğası ve dürüstlük hakkında, yaklaşık iki saatlik bir konuşma egzersizi. İyi bir egzersiz. Ama sinema değil, tamamen metin ve oyunculuk (Stellan Skarsgard!) açısından. Dijital kamerayla çekilip 35 mm'ye aktarılan ilk Türk filmi olmak gibi bir ünvanı bulunan 9 da büyük oranda oyunculuğa (çok usta oyunculara) dayanıyor.
Ünal'ın hikâyesi, birbiriyle bağlantılı altı karakterin, oturdukları mahallede işlenen bir cinayet sebebiyle sorgulanışı sırasında geçiyor. Ancak öykünün yine sorgulama seanslarından oluştuğu Taraf Tutmak'tan değişik bir yol seçip, 'soru makamı'nı hiç göstermiyor. Bu da karakterleri ezen baskıyı ve klostrofobik atmosferi çok daha güçlü biçimde hissettiriyor. Durağan olması beklenecek yapısını, giderek gerilen ve seyirciyi içine çeken bir tempoya dönüştüren 9, kısıtlı bütçe dezavantajlarının uygun bir senaryoyla ustaca bertaraf edilmesine de iyi bir örnek.
* * *
KIZIL EJDER / RED DRAGON
Y: Brett Ratner O: Anthony Hopkins, Edward Norton, Ralph Fiennes, Harvey Keitel, Emily Watson, Philip Seymour Hoffman. 124 dk.
BEYAZ ZAKKUM / WHITE OLEANDER
Y: Peter Kosminsky O: Alison Lohman, Michelle Pfeiffer, Renee Zellweger, Robin Wright Penn. 110 dk.
BALLISTIC: ECKS vs. SEVER
Y: Wych Kaosayananda (Kaos) O: Antonio Banderas, Lucy Liu, Gregg Henry, Ray Park, Talisa Soto. 91 dk.
HER GÜN BAŞKA BİR BELA / TROUBLE EVERY DAY
Y: Claire Denis O: Vincent Gallo, Tricia Vessey, Beatrice Dalle, Alex Descas. 101 dk.
TARAF TUTMAK / TAKING SIDES
Y: Istvan Szabo O: Harvey Keitel, Stellan Skarsgard, Moritz Bleibtreu, Birgit Minichmayr. 110 dk.
YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN İTALYANCA / ITALIENSK FOR BEGYNDERE
Y: Lone Scherfig O: Anders W. Berthelsen, Anette Stovelbaek, Peter Gantzler, Ann Elaonora, Lars Kaalund, Sara Indrio Jensen. 112 dk.
9
Y: Ümit Ünal O: Ali Poyrazoğlu, Cezmi Baskın, Serra Yılmaz, Fikret Kuşkan, Ozan Güven, Rafa Radomisli. 90 dk.