@ErkanAktug

Filmi kendimiz dağıtacağız

Filmi kendimiz dağıtacağız
Filmi kendimiz dağıtacağız
Onur Ünlü'nün son filmi 'Sen Aydınlatırsın Geceyi', İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek. Ünlü, seyirciyle buluşabilmek için yeni bir dağıtım modeli uygulayacaklarını söylüyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

İçinde süper güçleri bulunan karakterlerin olduğu ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filminizin çıkış noktası neydi? Süper kahramanlar niye kurcalıyor kafanızı?

Temel olarak mesele uçsa da kaçsa da ne olursa olsun insanın sıkıntı çeken bir varlık olması. Yani ne özelliği olursa olsun, duvardan da geçsen, görünmez de olsan, ölümsüz de olsan insan olmaktan kaynaklanan sıkıntıyı yaşarsın. Filmin aslında söylediği bu.

Süper güç ve bunun bir işe yaramaması.... Buradaki çelişki mi sizi bu filme yöneltti?

Bütün karakterlerin ayrı ayrı süper güçleri var ama herkeste olduğu için kimse kimsenin süper gücüyle ilgilenmiyor. Bunu günlük hayatta kullanmıyorlar, kullanan da diğerine dönüp bakmıyor. Güçlerine yabancılaşmışlar bir nevi.
Senaryosu ilk filminiz ‘Polis’ten de öncesine mi dayanıyor?
Hayır, ‘Polis’in montajını yapıyordum, o ara fikirler aklıma geldi, bir iki versiyon yazdım. Aslında en çok uğraştığım senaryodur bu benim. Normalde 15-20 günde yazarım bir senaryoyu.
Başta nasıldı senaryo, nasıl değişiklikler oldu?

Fantastik bir film gibi gelişti, sonra ondan vazgeçtik. Süper kahramanların olduğu ama süper kahraman filmi olmayan bir film yapmaya karar verdik.
Zaman içinde insanlar Onur Ünlü sinemasına alıştı. Senaryoyu ilk başta arkadaşlarınıza gösterdiğinizde nasıl tepkiler veriyorlardı?

Arkadaşlarıma genelde senaryomu göstermem! Birkaç arkadaşıma. Beni tanıyan insanlara çok garip gelmiyor tabii fikirlerim. Gayet sıradan bir şeyle karşılaşmış gibi tepki veriyorlar. Bu aslında hoşuma gidiyor. Beni tanıdıkları için filmde ‘garip’ görünen şeyler yerine filmin özüyle daha fazla ilgileniyorlar. Yavaş yavaş bizim filmlerimizi takip eden seyirci de durumun böyle olduğunu anlamaya başladı. Bu da hoşuma gidiyor. Yani tuhaflık yapmak için değil de bir mesele anlatmak için film yaptığımızı görüyor insanlar.
Oyuncuların söyleşilerine baktım, filmi tam tarif edemiyorlar, “Acayip bir film, nasıl bir şey olacağını merak ediyoruz” filan diyorlar. Siz nasıl tarif edersiniz, acayip mi?
Duygusu kuvvetli bir film. Neyin kime göre acayip olduğu muğlâk. Bana göre acayip değil. Yani ben içimdeki duyguları kâğıda döktüm, sonra da onları çektim. Dolayısıyla bana normal bir şey gibi geliyor. Filmin acayipliğinden ziyade duygusu ve karakterlerinin durumu önemli. Bir film olarak kuvvetinin öne çıkmasını daha çok isterim. Çünkü acayiplik gelir geçer ama ortada bir duygu varsa, bir dert varsa ve o seyirciye geçiyorsa o film çalışır. Yoksa uçarlar kaçarlar, o her filmde olur!
Bu filminizde diğerlerine göre teknik işçilik, efektler filan hayli fazla. Çektiklerinizin perdede nasıl görüneceğini kafanızda nasıl hallettiniz? Bu durum bir tedirginlik yarattı mı?
Görsel efektlerin tamamını bizim şirkette hallettik, özellikle görsel efekt kısımlarını. Bundan dolayı seviniyorum. Murat Kayran ve Seçkin Özalp, filmin teknik yönetmenleri onlar, bizimle beraber çalışıyorlardı. Başından itibaren sette onlarla beraberdik. Teknik olarak neyi nasıl çekersen daha rahat sonuca ulaşabileceğimize dair telkinlerde bulundular. Teknik kısımda onların sözünü dinledim ve daha iyi bir sonuç aldım. Mesele bu. Dünyada da böyle yapılıyor. Bir yönetmen teknik olarak her şeyi bilmek zorunda değil. Ama çekerken aşağı yukarı nasıl bir şey olacağını biliyorduk. Önceden tasarladık, gördük. Oyuncular da yönetmene güveniyorsa daha iyi işler çıkıyor ortaya. Bizde de oyuncular filmin genelinde bize güvendiler. “Adamın bir bildiği vardır” dediler. Bir bildiğimiz var mı yok mu çıkacak ortaya!
Filmin Batı’nın süper kahramanlarına nazire gibi bir niyeti var mı?
Yok hayır. Bence Batı’nın teknolojisini almalı ama ahlakını almamalıyız. (Gülüyor) Onlarla ilgilenmiyorum.
Peki sizin süper kahramanınız kim?
Maradona.
Çekimler için Akhisar’ı seçme nedeniniz ne? Bir taşra filmi olarak mı tasarladınız?

Ben taşrayla falan ilgilenmiyorum, insan ile ilgileniyorum. İnsan her alanda insan. Ben bir taşralı değilim teknik anlamda, dolayısıyla taşraya karşı özel bir hassasiyetim aslında yok. Sadece ben filmin evrenine orasının daha fazla hizmet edeceğini düşündüm. Hem mekânın hem de filmin siyah-beyaz olmasının.
Filmi siyah-beyaz çekmenizin nedeni?..

Bu filmde duyguyu ayrıca kuvvetlendireceğini düşündüğüm için siyah-beyaz seçtim.
Memnun kaldınız mı siyah-beyazdan? Çok alışıyorsun ve “Niye şimdiye kadar hiç siyah-beyaz film çekmemişim” diye düşünüyor, bundan sonra tüm filmleri böyle çekmeye karar veriyorsun!
Öyle bir niyetiniz var mı gerçekten?
Bilmiyorum ama siyah-beyaz film çekmeyi herkese tavsiye ederim.
Filmi vizyona sokmama kararı kesin mi?
Vizyona sokmamak değil. Ana dağıtım ağına girmek yerine dağıtım işini olabildiğince kendi kendimize çözmek istiyoruz, durum bu.
Nasıl bir dağıtım modeli var kafanızda?

Filmimizi göstermek isteyen insanlar şimdiden bize ulaşmaya başladı. Bu bir sinema salonu da olabilir, bir kültür merkezi ya da üniversite de. Bizimle iletişime geçecekler, biz de filmimizi göndereceğiz. İzlemek isteyenler de o şehirde normal bir sinema bileti ücreti ne kadar ise o ücret karşılığında gidip filmi görebilirler. Elbette bilet parasından yapımcı, salon ya da organizasyon herkes kendi payına düşeni alacak. Her zaman söylediğimiz gibi sinema ticari bir sanattır ve bunun karşılığı olmalı, hiç değilse racon gereği olmalı.
Normal dağıtım ağına sokmama kararını neden aldınız?
Sinema biletlerinin yüzde 70’e yakını AVM’lerdeki sinemalarda satılıyor. Bizim ve bizim gibi filmler yapan insanların filmleri birtakım sebeplerden dolayı AVM’lere alınmıyor, oralara giremiyoruz. Maddi geri dönüşünü filan geçtik seyircimize ulaşamıyoruz. Böylelikle filmi gerçekten görmek isteyenlere götürüp seyirciyle filmi buluşturmak istiyoruz aslında. Prensip olarak yapmak istediğimiz bu. Aracı kurumlar ne kadar aradan çıkarsa seyirciyle aramız o kadar iyi olur diye düşünüyoruz.
‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ festivalden sonra ilk olarak nerede gösterime girecek?
İlk düşündüğümüz Semaver Kumpanya’nın Kocamustafapaşa’daki sahnesi Çevre Tiyatrosu’nda haftada bir gösterim yapmak. Belki Anadolu yakasında da bir yer olacak. Bütün bunları internet sitemizden takip edebilecek insanlar. Anadolu’da aynı anda birkaç yerden teklif gelirse kopya sayısını arttırıp birden fazla yerde filmimizi göstermek istiyoruz. Bu maksadımızı aşan bir durum. İki kopya olsun elimizde, biri İstanbul ’da gösterilsin, biri de Anadolu’yu gezsin. Şu anki planımız bu. En fazla üç kopya düşünüyoruz.
‘Art house’ filmlerin dağıtımıyla ilgili problemler hep dile getiriliyor. Sektörden insanlarla konuştunuz mu bu durumu?
Henüz açmadık açıkçası. Bu planladığımız bir şey, pratik olarak 10-15 gündür konuşuyoruz. Bizim niyetimiz şudur: Bizim gittiğimiz yere başka bir arkadaşımız gelmek isterse, biz bağlantılarımızı doğrudan onlara devredebiliriz. Bizim gösterimimizden sonra başka bir etkinlik de arkadan devam edebilir. İlla sinema olmak zorunda değil. Fakat bunu organize etmeyi, bunun bir anlamda başında durmayı düşünmüyoruz. Vaktimiz de yok.
‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’, Film Festivali kapsamında 12 Nisan saat 21.30’da Atlas’ta gösterilecek.