Filmin tek derdi kuma meselesi değil

Filmin tek derdi kuma meselesi değil
Filmin tek derdi kuma meselesi değil
Begüm Akkaya, henüz konservatuvar öğrencisi. İlk başrolü 'Kuma' geçen yıl Berlin'de gösterildi, rol aldığı bir film bitti, bir diğeri için sete hazırlanıyor
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Begüm Akkaya’yla Kadıköy’deki Haldun Taner Sahnesi’nin önünde buluştuk. Şu ana kadar dört sinema filminde, pek çok tiyatro oyununda ve dizilerde oynamış olan Akkaya aslında hâlâ konservatuvar üçüncü sınıfta okuyan, sırtçantalı spor ayakkabılı, bir öğrenci. Genç oyuncuyla başrolünü oynadığı son sinema filmi ‘Kuma’yı ve hayallerini konuştuk...
Dersler nasıl gidiyor?
İyi gidiyor. Sınav var öğleden sonra, ona gireceğim…
Kimdir Begüm Akkaya, bugüne kadar neler yaptı? 22 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı üçüncü sınıftayım. Güzel Sanatlar Lisesi çıkışlıyım. Galata Perform’da oynadığım oyunlar oldu. Dizi olarak ilk ‘Kapalıçarşı’ dizisinde oynadım. Sonra sinema filmleri ve diğer projeler geldi.
Aslen nerelisiniz? Kendimi bir yere ait hissetmiyorum ama İstanbullu sayılırım. Burada doğdum büyüdüm. Anne tarafım Irak Bağdat’tan göç etmiş, Kürtler. Baba tarafım ise Giresunlu.
Benim bildiğim konservatuvarda okurken dizilerde ya da sinemada oynamak yasak…
Evet, bizim üniversitede de var bu yasak ve bu yüzden birinci sınıfta hiç devamsızlık yapmamama rağmen sınıfta kaldım. O yıl ‘Kapalıçarşı’ dizisinde rol almıştım. Aslında bu uygulamayı yararlı görüyorum çünkü bazı insanlar konservatuvara geldiklerinde nerede olduklarını hemen kavrayamıyorlar. Bunun elbette yaşla da ilgisi var. Dışarıda seni yanlış yönlendirebiliyorlar.
Üniversitedeki ilk yılınızda hemen bir dizide yer almanız nasıl oldu? O dizinin kastları yapılırken henüz okula girmemiştim. Çok umutsuzca girdiğim seçmelere seçildim. Çok kaliteli bir ekipti ve “18 yaşındayım, bir daha böyle bir ekiple çalışma fırsatı bulur muyum?” diye düşündüm. İyi ki de bu seçimi yapmışım çünkü Kuma filminin oyuncu seçmelerini yapan Harika Uygur beni ‘Kapalıçarşı’ dizisinde görüp çağırdı.
Tiyatro okuyan bir oyuncu olarak televizyon sektörüne girdiğinizde neler düşündünüz? Aslında çok küçük yaşta başladım televizyona. İyi mi kötü mü oldu tartışılır. Yaşınızdan dolayı size saygı duymayanlara rastladım. Çünkü ben hiyerarşiyi gördüm. Kötü deneyimlerim oldu. Ancak bu televizyona özgü bir durum. Televizyon dizileri fast food gibi, bir an önce bir yerlere o işi teslim etmeniz gerekiyor. Her şey çok çabuk harcanıyor. Beraber çalıştığınız insan bazen size “Günaydın” bile demiyor.
‘Kuma’nın senaryosu ilk elinize geçtiğinde ne düşündünüz? ‘Kuma’ Türkiye ’de alıştığımız bir ahlaki değer. Biz bunu sahipleniyoruz. Bu senaryoda kuma kavramı klişelerin dışında anlatılmış. Filmin tek derdi kuma konusu değil. Kuma hikâyesi üzerinden filmin çok daha farklı bir derdi olduğunu görüyoruz. Her karakter başka bir meseleye temas ediyor. Bu da senaryoyu çok sağlam kılıyor. Kadın çok güçlü yazılmış. Hepsi kabuğunu kırmaya çalışıyor. Bu beni çok etkiledi. Bütün bunlar da filmde seyircinin gözüne sokmadan veriliyor.
Duygu sömürüsü yapılmıyor mu demek istiyorsunuz? Evet, senaryo anlatmak istediklerinin altını çizmeden çok naif biçimde anlatıyor. Ben senaryonun bu tarafını çok sevdim.
Bu sizin sinemadaki ilk başrolünüz ve filmin Ayşe karakteri üzerine kurulmuş bir kurgusu var. Rolün ağırlığı sizi ürküttü mü?
Ürkütmedi çünkü senaryoyu okur okumaz hikâye beni içine çekti. Zaten ben bu rolün seçmelerine çok umutsuz gittim. Çünkü bu tarz başrollere genelde daha tanıdık, bilinen yüzler tercih ediliyor. Bir ay sonra haber geldi. Ardından filmin yönetmeni Umut Dağ Viyana’dan Türkiye’ye geldi. Umut, Haneke’nin öğrencisi ve ben görüşmeye giderken çok stresliydim. Ancak karşımda farklı bir anlayış buldum.
Ne gibi bir anlayış?
Karşımda çok güler yüzlü ve oyuncu odaklı bir yönetmen buldum. Bu beni bir kere daha heyecanlandırdı, bu yüzden bu rolü almak için elimden gelen her şeyi yaptım.
Çekimler ne kadar sürdü? Yedi haftada bitirdik filmi. Erzurum ve Viyana’da çektik.Yabancı bir ekiple Erzurum’a gittik. Toparlak Köyü’nün misafirperverliğini hiç unutmayacağım. Çekimleri yazın ramazan ayında yaptık. Filmdeki düğün sahnesi için kavurma yaptık ve filmde rol alan köy halkı oruçlu olmalarına rağmen oynamayı reddetmediler ve yemek yiyor gibi yaptılar. Herkes o kadar sevecen ve yardımcıydı ki…
Film pek çok festivalde gösterildi. Kadınlardan nasıl tepkiler aldı?
Bazı kadın seyirciler “Bu nasıl olur, bir kadın asla bunu kabullenemez” derken bir kesim de “Evet, gerçekten sorgulamayan, bu şartları yaşayan kadınlar olabilir” dedi. Biz ilk gösterimi Berlin Film Festivali’nde yaptık. Film bittiğinde yaptığımız söyleşide genelde Türk kadın seyircilerden tepki gördük “Neden Türkiye’yi böyle gösteriyorsunuz artık Türkiye böyle değil” diye. Alman feminist örgütünden kadınlar da söyleşiye katılmıştı ve onlar çok doğal karşıladılar. İstanbul’da bile kadınların yaşamı semtten semte göre değişiyor. Zaten film didaktik bir film değil, bu sebeple insanların “Niye bizi böyle temsil ediyorsunuz?” diye sormaları bana gereksiz geliyor.
Ben bunun ‘Geceyarısı Ekspresi’ sendromu olduğunu düşünüyorum. Pek çok insanda yurtdışında kötü gösterilme korkusu var
Bence biz önce kendimize bakmalıyız. Türkiye’de kadın cinayetleri ve dövülen kadınlar çok fazla. Türkiye İstanbul, Ankara ve İzmir’den ibaret değil. Filmde gurbetçi olmanın sıkışmışlığını da hissediyoruz. Biz filmi çekmeden önce filmdeki kostümlerimizi giyerek filmde geçen parkta oturduk ve aynı bizim canlandırdığımız karakterlere benzer insanlarla tanıştık. 30 yıldır Viyana’da yaşayan ancak hiç Türkçe öğrenmemiş, ekmeğini Karadeniz fırınından, alışverişini Türk marketinden yapan kadınlarla…
Yeni projelerde neler var? Yeni bir filmde oynayacağım. İsmi Nergis Hanım. İlk olarak tiyatro oyunu olarak yazmıştı ancak sonradan film yapmaya karar verildi. Mayısın ikinci haftası çekimlere başlayacağız. Bunun dışında Merve Kayan ve Zeynep Dadak’ın yönettiği ‘Mavi Dalga’ filminde oynadım. O gösterime girecek.
Nasıl hikâyeler ilginizi çekiyor? Ben belli bir meselesi olan hikâyeleri seviyorum ancak didaktik hikâyelerden hiç hoşlanmıyorum. Bir film çok mesaj veriyorsa o zaman hiç çekmeyelim biz o filmi, direkt düz metin verelim ve insanlar okusunlar diye düşünüyorum. Bu anlayış filmlerin sanatsal değerini azaltıyor. Bunun dışına sıradışı ve beni şokeden hikâyeler çok ilgimi çekiyor.
Gelecek planlarınızda neler var?
Okulu bitirdikten sonra Berlin’e gitmek istiyorum. Oradaki bir tiyatro topluluğuyla çalışmayı çok istiyorum.
Neden özellikle Berlin?
Oradan çıkan işleri, oranın disiplinini ve anlayışını çok seviyorum. Şehir olarak da beni çok etkiliyor. Berlin bana göre hüznü ve umudu bir arada barındıran bir şehir.
Duygusal bir yapınız mı var? Evet, var öyle bir tarafım. Kararlarımı aklımla değil kalbimle verdiğim çok oluyor.