'Finger food' kültürünün mabedi: Amsterdam

'Finger food' kültürünün mabedi: 
Amsterdam
'Finger food' kültürünün mabedi: 
Amsterdam
'Coffee shop'ları, bisikleti, kanalları, müzeleri, masal şehri atmosferi yetmediyse Amsterdam'a gitmek için bir sebebiniz daha var: Şehir, 'sokak atıştırmaları'nda da ön sıralarda yer alıyor.
Haber: DENİZ PALA / Arşivi

Hollanda yerel mutfağının dünya mutfakları arasında hatırı sayılır bir yeri olmasa da Amsterdam bir yemek cenneti, özellikle de ‘finger food’ denilen atıştırmalıklar konusunda bir mabet! Amsterdam’da fine dining restoranlarından sokak lezzetlerine aradığınız her şeyi bulmanız mümkün. Avrupa ’nın pek çok şehrinde bulunmayan bir çeşitliliği ve canlılığı içinde barındıran bu şehirde, genciyle yaşlısıyla bu kültürü yaşatan, turistlerden ziyade Hollandalılar. Fırınlar, sokak satıcılarının kioskları, broodje dükkânları günün her saati dolup taşıyor. ‘Finger food’ kültürünün doruklarında yaşayan kentte her an orta yaş üzeri bir Amsterdamlı’nın hızla daldığı broodje (mini sandviç) dükkanının bar sandalyesinde bir yandan ciğerli broodje’sini atıştırıp, bir yandan hızlı hızlı günlük gazetesinin sayfalarını çevirdiğini, sonra da hesabı ödeyip koşar adımlarla dükkandan ayrıldığını görebilirsiniz.
İşte Hollandalıların izinde bazı lokal Amsterdam alışkanlıkları:
Eetsalon Van Dobben: 1945 yılından beri faaliyette olan bu broodje dükkânında her türlü mini sandviçi kendi zevkinize göre hazırlatabilirsiniz; salamlı, ciğerli, sosisli, yumurtalı ama hangisi olursa olsun mutlaka bol hardallı. Buranın meşhur croquette’i esasen bitterballen adlı un, tereyağı, et, et suyu ve ekmek kırıntılarıyla yapılan atıştırmalığın büyüğü. Buraya orta yaş üstü Hollandalılar o denli rağbet ediyor ki, yer bulamayabilirsiniz. Eğer şanslıysanız bar sandalyesinde oturup sandviçinizi hazırlatırken biraz olsun Amsterdam’ın yerlisi gibi hissedebilirsiniz. (Adres: Korte Regulierdwarsstraat 5)
Bakkerij Simon Meijssen: Günün her saati Amsterdamlılarla dolup taşan diğer bir dükkân ise Simon Meijssen fırını. Müzeler bölgesine birkaç adım mesafede yer alıyor. 1910’dan beri hizmet veren Simon Meijssen, artık birkaç şube açmış olsa da kalitesini korumuş olmalı ki en çok Hollandalılar rağbet ediyor. Bol tahıllı ekmeklerinin yanı sıra, tatlı/tuzlu croissant’lar, tartlar ve diğer hamur işi çeşitlerinden birini seçip kahvenizi yudumlayabilirsiniz. (Adres: Van Baerlestraat 23)
Mata Hari: Şöhretini Instagram’dan duyup gittiğim restoran, Amsterdamlı gençlerin yeni gözdesi. Adını ünlü Hollandalı dansçı/casus Mata Hari’den alan bu restoranda şaşırtıcı bir biçimde turist görmek pek mümkün değil. Güzel havalarda kanal kıyısındaki masalarda oturuluyor. Fine dining sayılacak kadar iddialı olmasa da mönüdeki hemen hemen her şey özenli. Amsterdam’da pek moda olan kesme tahtasında servis edilen Antipasti tabağı ve mercimekli (lentils de puy) ve karamelize soğanlı Rib Eye tavsiye edilir. Restorandaki genel alışkanlık şarap içmek olsa da, lokal lezzetleri tatmak adına yemeğinizin yanında bir Zatte birası deneyebilir, yemekten sonra da Hoe Langer Hoe Liever likörüyle servis edilen ‘çikolata salamını’ tadabilirsiniz. Rezervasyon şart. (Adres: Oudezijds Achterburgwal 22)
Bar Boca’s: Yine son dönemlerde Amsterdamlı gençler arasında moda olan Bar Boca’s, Plateau adı verilen kesme tahtasında servis edilen atıştırmalıkların yanında bir kadeh şarap içilen bir keyif mekânı. Mönüdeki her şey, en az iki kişiye servis edilecek şekilde ayarlanmış. Boca’s, zamanında Rembrandt ve Anne Frank’a ev sahipliği yapmış Jordaan semtinde yer alıyor. (Adres: Westerstraat 30)
Patat: Patat, yani bildiğimiz patates kızartması, gurmelere göre bir seçenek olmasa da Amsterdam’ın gündelik yemek alışkanlıklarından biri. Özel soslarla servis edilen ve kâğıttan külahlara doldurulan kızarmış patatesinizi alıp yolunuza devam edebilirsiniz. Külahın sonuna doğru yemesi zorlaşacak ve eliniz kolunuz sosa bulanacak, çaresiz! Ama sırf patat yeme keyfi için denemeye değer. Patat dahil burada saydığım sokak lezzetlerinin tamamı, herhangi bir sokak arasında veya Albert Cuyp Market adlı pazarda karşınıza çıkacak.
Poffertjes: Sokakta sık sık rastlayacağınız kiosklardan biri de poffertjes satıcılarına ait. Bu mini krepler bol pudraşekeri ve tereyağıyla sıcak sıcak servis ediliyor. İsterseniz sos ekletebilirsiniz. Amsterdam sokak lezzetlerinin olmazsa olmazlarından.
Stroopwafels: Bir sokak lezzeti olmasa da Stroopwafels adlı mini waffel’lar çoğu kafede, kahvenizin yanında sunulacak. Türkiye ’de de satılmaya başladığından beri aşina olduğumuz bu lezzetin tadı, sıcacık kahveye banarak çıkar.
Haring: Sandviç içerisinde veya sade olarak satılan haring yani salamura ringa balığı, popüler sokak lezzetlerinden biri. Tercihen turşu ve soğanla yiyebilirsiniz.
Reypenaer: Her ne kadar turistlere yönelik olarak tasarlanmış da olsa, bu peynir dükkânını anlatmadan edemedim. Hollanda’ya gidip peynir almadan dönmek olmaz. Çeşit çeşit yıllandırılmış ‘Reypenaer’ peynirinin bulunduğu bu dükkanda peynirlerinizi kendiniz özel peynir giyotiniyle kesip tadarak satın alıyorsunuz ve fiyatları da makul. Ayrıca dükkanın alt katında oturup peynir yiyip şarap içebileceğiniz bir mekan da var. Günün belli saatlerinde burada peynir tadım atölyeleri düzenleniyor. (Adres: Singel 182)

Finger
Food nedir?


Çatal-bıçakla değil, doğrudan parmaklar devreye sokularak yenilen iştah açıcı yiyeceklere verilen genel ad. Avrupa kültüründe antipasti/ordövr tabaklarında sunulan yiyeceklere yeni literatürde finger food da deniliyor. Sokak lezzetlerinin pek çoğu finger food kapsamında değerlendiriliyor.

Sokak dokusu
yüzyıllardır aynı


Dünya üzerinde pek az şehir vardır ki hem sokak dokusunu 17. yüzyıldan bu yana büyük ölçüde korumuş olsun, hem de tarihi dokuyla modern mimariyi başarılı bir biçimde harmanlayabilsin. Amsterdam’da kanallar boyunca uzanan bitişik nizamlı yapıların pek çoğu 1600’lerden bugüne gelmiş, her ne kadar kanallara doğru eğilmiş olsalar da! Şehre yeni kazandırılan film enstitüsü EYE binası gibi tarihi merkezin dışında yer alan ve dünyaca ünlü mimarlar Renzo Piano, Norman Foster ve Rafael Viñoly’nin tasarladığı yapıları, designer butikleriyle Amsterdam, Avrupa’nın Kopenhag’la yarışan tasarım başkentlerinden biri.

On yıl süren müze restorasyonu


Amsterdam ziyaretinde ilk yapılması gerekenlerden biri, Rijskmuseum, Van Gogh Müzesi ve Stedelijkmuseum’un da bulunduğu Museumsplein’a gitmek. 19. yüzyıldan kalma Rijksmuseum, on sene restorasyon amaçlı kapalı kalmasının ardından 2013’te yeniden ziyarete açıldı. Burada Rembrandt ve Vermeer tablolarını seyre dalabilir ya da sinema öncesi dönemden lanterna magica koleksiyonlarını gezebilirsiniz. Van Gogh Müzesi de ressamın en ünlü tablolarından bir seçkinin yanı sıra, tabloların restorasyonu hakkında ince detaylara inen teknik bilgileri ve ressamın kısa bir süre Paul Gauguin’le de paylaştığı Arles’daki sarı evin geçmişten günümüze evrimini gösteren çalışmaları içeriyor. Stedelijkmuseum’da ise çağdaş sanat eserleri ve geçici sergileri ziyaret etmek mümkün.

Bİsİklet üzerİnde
geçen yaşam


Amsterdam tertemiz havasını bir bisiklet şehri olmasına borçludur desem sanırım yanlış olmaz. Kadın-erkek, genç-yaşlı herkes her an bisikletin üzerinde. Öyle delicesine kullanıyorlar ki bisikleti, bir Büyükadalı olarak ben bile ne tarafa kaçacağımı şaşırıyorum. Bisiklet kullananlarla başa çıkmanın en kolay yolu, bir bisiklete atlayıp yola devam etmek.

Centİlmenlİk yaşıyor


Amsterdamlıların nezaketinden bahsetmeden yazıyı bitirmek olmaz. Aniden bastıran yağmurun altında, sığınacak bir saçak altı olmadığı için kendinizi ıslak sokak kedisi gibi kaçışırken bulduğunuzda, o anda evine girmek üzere bisikletini kilitlemekte olan bir Amsterdam Beyefendisi, size şemsiyesini hediye edebilir.