Folk'u 'hipster' hezeyanı sananlara

Folk'u 'hipster' hezeyanı sananlara
Folk'u 'hipster' hezeyanı sananlara
Suzanne Vega'nın yeni albümünde gösterdiği bir şey var: Folk müziğin havalı bir nostaljik unsurdan ibaret olmadığı.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

‘Tales from the Realm of The Queen of Pentacles’ (Pentagram Kraliçesi Diyarından Hikâyeler) gibi bir albüm ismini ilk duyan insanın, Suzanne Vega’nın ‘ezoterik’ meselelerle kafayı bozduğunu falan düşünmemesi için hiçbir sebep yok. Özellikle de Vega diskografisi düşünüldüğünde biraz aceleye gelmiş gibi duran Photoshop takviyeli albüm kapağını görünce... Ama endişeye mahal yok. Belki ambalaj tersini düşündürebilir ama Vega, yedi yıl aradan sonra ilk kez yeni şarkılarıyla arz-ı endam ettiği stüdyo albümünde Jethro Tull’ın yoluna girmiş falan değil. Kadın ozanların en hasları listesinde ilk sıralardaki yıldızımız, yine gözlerden uzak çatlakların, başkalarının üzerine şarkı yazmaya tenezzül etmeyeceği ayrıntıların, asi şövalyelerin ve baskıcı kraliçelerin hikâyelerini anlatıyor. Tabii onu özel kılan serinkanlı vokalini unutmadan.
Açılışını bir hafta önce piyasaya sürülen ve albümde üçüncü sıraya yerleştirilen ‘I Never Wear White’ single’ıyla yaptığımız ‘Tales from the Realm of The Queen of The Pentacles’la Vega’nın gösterdiği tek şey var: Sürekli bir folk ‘revival’ından bahsedilen, New York ’tan Londra ’ya eline gitar alan neredeyse her ‘hipster’ın bir grup kurarak bu furyaya katıldığı bir dönemde folk’un öyle ‘cool’ bir nostalji unsurundan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Hiç çekinmeden 50 Cent sample’ları kullanıyor (‘Don’t Cork What You Can’t Contain’), ‘Fool’s Complaint’in koro bölümünde tıngır mıngır ilerleyen şarkıya beklenmedik bir kanca ekliyor, ‘Laying on of Hands/Stoic 2’de Rahibe Teressa’nın dünyevi zevklere nasıl karşı koyabildiğini sorguluyor vs. Vega, yine hayali bir kırsaldan değil, New York’un tam göbeğinden sesleniyor.
Bilenler bilir; Suzanne Vega’nın 30 yılı bulan kariyerinde ürettiği her şarkı bir cevher gibidir. Bu, bir hayran sayıklaması değil, argümanlarla yanında durabileceğimiz bir tespit. Vega, görünüşte gayet sade şarkılarına akılda kalıcı melodileri, ancak defalarca dinlenince farkına varılabilecek çıkıntılıkları ve sözlerle de desteklenen muzip bir duruşu katar. Şimdiye kadar Joe Jackson’dan (‘Left of Center’), elektronikle flörtleştiği ‘99.9F°’albümündeki prodüktörü Mitchell Froom’a (eski eşi) Vega dünyasına giren türlü yıldız, onun dışarıya kapalı gibi duran ama içine girince ne kadar kapsayıcı olduğu anlaşılan müziğiyle ilhamlarını uçurdular. Bu albüm de istisna değil. Gerry Leonard prodüktörlüğünde Bob Dylan’ın turne arkadaşı Larry Campbell, King Crimson ve Peter Gabriel basçısı Tony Levin, ‘Tales from the Realm of The Queen of the Pentacles’ta Vega’nın yol arkadaşlarından bazıları. İnsanda, dinledikçe içine daha da nüfuz etme isteği uyandıran şarkılara katkılarını sunuyorlar. Vega, yıllardır eski şarkılarını yeniden farklı başlıklar altında toparladığı ‘Close Up’ serisiyle karşımıza çıktığında da pek şikâyetimiz yoktu. Ama eski plak şirketleri A&M ve Blue Note’la mücadelesi sonrası kendi kurduğu Amanuensis’ten çıkardığı albümüyle yepyeni şarkılarıyla karşımıza geldiğinde ise keyfimize diyecek yok.