Formanın ağırlığını taşıyamıyor!

Formanın ağırlığını taşıyamıyor!
Formanın ağırlığını taşıyamıyor!
İstanbul Film Festivali'nin merakla beklenen yapımlarından birisi olan 'İstanbul United', hayal kırıklığı yarattı. Film, girdiği yükün altından kalkamadığı gibi meselenin özünü de hiç anlamıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul United’, film festivalinin en fazla merak edilen filmlerinden birisiydi. Oscar’da aday olmasını, festivallerden ödül üstüne ödül almasını falan beklemiyorduk neticede ama en azından çok uzun yıllar boyunca teker teker ortaya çıkacak ‘Gezi direnişi kazanımları’ içinde en kıymetlilerden birisi olan ‘İstanbul United’ fikrinin cisimleşmiş halini bir nebze olsun görmeyi umuyorduk.
Başta Çarşı olmak üzere, Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarının Gezi Direnişi boyunca birlikte hareket etmesini, aralarında uzun yıllara dayanan husumeti bir kenara bırakmalarını ve asıl olarak onları ayrıştıran değil, birleştiren şeylerin ayırdına varışlarını bir nebze de olsun bulabileceğimizi düşünüyorduk. Koyun konuya uyuyup, göğüs göğüse direnmelerini görebileceğimizi de…
Ama öyle olmadı. Farid Eslam ve Olli Waldhauer'in birlikte yönettiği yapım, Gezi direnişi öncesinde başlıyor ve üç büyük takımın birer tribün liderinin izini sürerek ‘futbol fanatizmi’nin nedenlerini anlamaya çalışıyor. Aslında bu bölüm öğretici. Sonuçta bu ülkede futbol kültürü ‘vur, kır, parçala, bu maçı kazan’ sözleriyle özetleyebileceğimiz bir ruh halinden besleniyor. Ancak belli ki, film ekibi Türkiye ’de bu ‘rekabet’ üzerine çalışırken Gezi direnişinin patlamasıyla filmin aksı da kayıyor. ‘Rekabet’ yerini ‘dayanışmaya’ bırakıyor. Filmin yönetmenleri de rotayı o yöne doğru kırmak istiyorlar (ya da kırmanın daha akıllıca olacağını düşünüyorlar). Ama ayarları bozuluyor.
Öncelikle film, ‘görsel’ olarak yeni hiçbir malzeme sunmuyor. Çünkü film ekibinin Gezi direnişi boyunca kendilerine ait çalışmalar çok az. Herkesin daha önce (hatta daha da fazlasını) izlediği görüntülerin bir kolajı sunuluyor. Üstelik bu görüntüler ağırlıklı olarak polisin saldırı anlarından seçiliyor. ‘İstanbul United’ fikrinin nasıl ortaya çıktığı, bu gelişmeli hangi dinamiklerin tetiklediği, orada bulunan taraftar guruplarının direniş boyunca nasıl bir ruh haline büründüğü, hayatlarında nelerin değiştiği gibi sorular havada kalıyor. “Aslında hiç sorulmuyor” demek daha doğru olur.
Film daha sonra, Gezi sonrası yeni sezonun açılışına gidiyor ve yönünü iyice şaşırıyor. Bu kez Gezi öncesi ‘rekabeti’ ile Gezi sonrası ‘dayanışması’ arasında bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Futbol tabiriyle konuşursak: Filmin nasıl bir taktikle sahada olduğu, oyun planının ne olduğu belli olmuyor. Buna bir de direnişe mesafeli olan Ultraaslan gibi taraftar guruplarının filmin ana hikâyelerinden birisi haline getirildiğini eklediğimizde ‘İstanbul United’ fikri ile, ‘İstanbul United’ filmi arasındaki mesafe kapatılamaz boyutlara ulaşıyor.
‘İstanbul United’’ın fırsatçılık yapıldığına dair bıraktığı güçlü izlenim bir yana, film hedefinin altında kalıyor. Futbol tabiriyle söylersek: Formanın ağırlığını taşıyamıyor!