Fotoğrafta erkek egemenliği henüz yıkılmadı

Fotoğrafta erkek egemenliği henüz yıkılmadı
Fotoğrafta erkek egemenliği henüz yıkılmadı
Günümüz kadın fotoğrafçılarından bir seçki sunan 'İkinci Göz' sergisi Yunan Konsolosluğu Sismanoglio Megaro binasında açıldı. Laleper Aytek ve Ahu Antmen'in küratörlüğünü üstlendiğiserginin bir bölümü Türkiye'nin ilk kadın savaş ve gezi fotoğrafçısı Semiha Es'e ayrılmış.
Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

2012 yılında 100 yaşında aramızdan ayrılan Türkiye ’nin ilk kadın savaş fotoğrafçısı kabul edilen Semiha Es anısına cumartesi günü Kadın Fotoğrafçılar Sempozyumu düzenlendi. Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’yle Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu’nun ortak çalışması olan sempozyumda kadın fotoğrafçıların fotoğraf dünyasındaki yerleri ve katkıları ele alındı. Sempozyumun paralel etkinliği ise günümüz kadın fotoğrafçılarından bir seçki sunan ‘İkinci Göz’ sergisi. Serginin küratörleri Laleper Aytek ve Ahu Antmen’le Türkiye’de kadın ve fotoğraf üstüne bir söyleşi yaptık...
Önce adıyla başlayalım, neden ‘İkinci Göz’, Simone de Beauvoir’ın ‘İkinci Cins’ine nazire mi?
Ahu Antmen: Evet, öyle! Günümüzde kadın hâlâ ‘öteki’, sanat dünyasında. Belki dışlanmalar, ikincilikler alt edilmiş görünüyor ama bunun bir yanılsama olduğunu anlamak için sanat tarihine ve müze koleksiyonlarına bakmak yeterli.
Türkiye’de fotoğraf dünyası ise çok belirgin bir biçimde ‘erkek egemen’ bir çizgide ilerlemiş. İkinci Göz derken biz bir kavramsal tersyüz etme olarak düşündük bunu: Dışlanan gözün, dışardan bakışının önemini vurgulamaya çalıştık.
Günümüz fotoğrafçılarını seçerken nasıl bir yol izlediniz?
A.A: İkinci göz derken kastettiğimiz, standart bir bakışın ötesiydi aslında; yani erkek egemen resmi fotoğraf tarihinin görsel öğretilerinin ötesinde görme biçimleri olan fotoğrafçıları seçmeye çalıştık. Fotoğrafla kendine özgü bir dünya kuran veyahut belgesel çekiyorsa bir dünya görüşünü görünür kılan kadınların fotoğrafları var sergide. Ve çok genç bir seçki, onu belirtmek gerek.
Seçilen fotoğraflardan bir öykü ya da bir dil birliği çıktı mı?
A.A: Kadınlara özgü zannettiğimiz bazı konulara yöneldikleri görülebilir ama fotografik yaklaşım olarak bir çeşitlilik sunuyorlar.
Laleper Aytek: Seçilen fotoğraflarda uysal olmamak, sessiz olmamak ve güzel olanın temsili olmamak anlamında bir ortaklıkları olduğunu söyleyebilirim. Her fotoğrafçının kendi ‘öznelliğinin içinden hayata baktığını da ekleyebilirim. Dolayısıyla aynılıklar değil ama ayrılıklar çok bu seçkide...
Kadın kimliği etkiliyor mu çekilen fotoğrafı, ele alınan konuyu? Cinsiyetin fotoğraf üzerinde bir etkisi var mı?
A.A. İnsanın kendi benimseyip giydiği ya da ona giydirilen kimliklerin, her haliyle ifade biçimlerine yansıdığını görüyoruz, dolayısıyla bence kesinlikle etkiliyor. Kadın gözü veya erkek gözü çok biyolojik bir çağrışım yapıyor, kadın deneyimi/erkek deneyimi dediğimiz zaman olası farklı bakışların özüne dair daha çok ipucu edinmiş oluyoruz sanırım.
Kadın gözü erkekten farklı mı?
Göz cinsiyetli midir? Yahut fotoğrafın cinsiyeti var mıdır? Sanatın (ya da fotoğrafın) bir cinsiyeti yoktur ama fotoğrafın fotoğrafçısı üzerinden bir cinsiyeti vardır ve bu cinsiyet fotoğraf olanı öznelleştiren, sadece o fotoğrafçıya ait kılan pek çok değişkenle birlikte fotoğrafçının, bakışının cinsiyeti; o cinsiyeti nasıl algılayıp, kurguladığı, yaşadığı ve yansıttığı ile doğrudan ilintilidir.
Ahu, dışardan bir göz, bir sanat tarihçisi ya da eleştirmen olarak nasıl yorumluyorsun günümüz kadın fotoğrafçılarının duruşunu?
A.A: Erkeklerin üretimiyle kıyasladığımda daha çok bakılmaz olana baktıklarını, sıradan olanı, minör olanı gördüklerini, kıyıya köşeye bakmaya cesaret edebildiklerini düşünüyorum ve dolayısıyla çok daha ilginç buluyorum birçoğunu. Türkiye’de kadınların fotoğraf dünyasını ilk kez bu kadar yakından izleme olanağım oldu; ‘sanatçı’ ve ‘fotoğrafçı’ ayrımının hâlâ çok keskin bir çizgi olabildiğini gördüm, bu da ilginç geldi. Fotoğrafçıların dünyası hayatla çok daha haşır neşir ve direkt; sanat dünyasında mistifikasyon daha ön planda.
Türkiye’de bir sergi düzenlendiğinde kadın fotoğrafçılar hâlâ azınlıkta mı erkeklere göre yoksa unutuluyorlar mı?
A.A: Bu sergi işlevini yerine getirirse, bundan sonraki fotoğraf seçkilerinde daha çok kadının yer alacağını umabiliriz! ‘Cinsiyetçi’ bir sergi ‘İkinci Göz’ ama bunu açıkça yapıyor, kadınlardan yana bilinçli bir tercih kullanıyor. ‘Tarafsız’ sergilerin nasıl oluyor da yalnızca veya çoğunlukla erkeklerden oluşabildiğine dair soru işareti uyandırabilmek için bazen böyle ayrımcılık yapmak gerekiyor galiba!
L.A: Sanırım kadın fotoğrafçıların mutlak çoğunluk olduğu sergiler sadece 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle hazırlanan devşirme sergiler oluyor, bu sergiler dışında maalesef oran yüzde 10’u geçmiyor. Son yıllardan bir örnek verecek olursak; 2012 yılında İstanbul Modern’de fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in küratörlüğünde gerçekleşen ‘Dünden Sonra-İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonundan’ sergisinde 44 erkek ve SADECE 4 kadın fotoğrafçının işlerine yer verildi. Ayrıca İstanbul Modern’in fotoğrafa fiziken ayırmış olduğu alan da bu seçkinin çok tutarlı bir yansıması diye de düşünebiliriz.
Erkek egemenliği son dönemde yıkıldı diyebilir miyiz?
A.A. Diyemeyiz maalesef... Feminizmin geçmiş bir dönemin ideolojik hareketiymiş gibi paketlenip rafa kaldırılmak istenmesi, hele Türkiye gibi kadına yönelik ciddi ayrımcılığın, şiddetin geçerli olduğu ülkelerde çok sakıncalı.
L.A. .Rakamlar, mekânlar ve seçkiler ortada... Bu durumu ve sonucu tarif etmek için ayrımcılıktan başka bir kelime bulamıyorum. Çünkü gerçekten nitelikli işler üreten kadın fotoğrafçılar var ama nedense onların adı, işleri yok, olmuyor, olamıyor seçkilerde, sergilerde...
‘İkinci Göz’ sergisi 5 Ocak’a kadar açık. Sismanoglu Megaro, İstiklal Caddesi No: 60

İlk kadın savaş fotoğrafçısı


Serginin bir bölümü sempozyumu adına düzenlediğiniz Semiha Es’in fotoğraflarına ayrılmış Nasıl bir öyküsü var Semiha Es’in?
A.A: Semiha Es gerçek anlamda tarihsel bir figür. Türkiye’nin ilk kadın savaş fotoğrafçısı. Ve muhtemelen onun yaşadığı dönemde onun kadar gezen ve dünyanın dört bir yanından fotoğraf çeken olmadığı için Türkiye’nin ilk kadın gezi fotoğrafçısı da diyebiliriz. Semiha bir erkek olsaydı, fotoğraf tarihimiz ona daha çok sahip çıkardı diye düşünüyorum.
Hikmet Feridun Es de önemsememiş olmalı eşinin fotoğrafçılığını.
L.A: Semiha Es Hikmet Feridun Es ile birlikte yolculuk ediyor, gazete ve dergi için fotoğraflar çekiyor. Ancak ismi her zaman ne yazık ki kullanılmıyor. Semiha Es kendisiyle yapılan röportajlarda şanslı bir kadın olduğunu belirtiyor; eşiyle birlikte dünyayı dolaştığı, kimselerin gitmediği, görmediği yerleri gördüğü için. Ve belki de fotoğrafçılığının bu derece bilinmezliğini hiç önemsemediğini bile düşünebiliriz. Ama Kore Savaşı’nda, cephede yahut Afrika’da çektiği karelerden gerçekten farklı bir gözünün olduğunu anlıyoruz. Yine de ‘sayılmıyor’ açıkçası, unutuluyor ve bakılmıyor fotoğraflarına bir daha. Bu sempozyum ve bu sergi biraz da hatırlatmak için.