Fransa ve Türkiye'den modern manzaralar

Fransa ve Türkiye'den modern manzaralar
Fransa ve Türkiye'den modern manzaralar
Devam eden 'Fransız Lüksünün Modern Yüzü' festivaline paralel olarak İstanbul Modern'de açılan 'Modernlik? Fransa ve Türkiye'den Manzaralar' sergisi yeni tartışmalara kapı açıyor.
Haber: MUGE AKGÜN / Arşivi

Dünyada lüks dendiğinde ilk akla gelen ülke kuşkusuz Fransa. Fransız lüksünün öyküsü 17. yüzyılda XIV. Louis’nin 72 yıl süren krallığı sırasında Paris’i dünyanın geceleri sokakları aydınlatılan ilk kenti ve lüks yaşamın merkezi yapmasıyla başlıyor. O yıllarda çok genç olan krala bu yolculukta en büyük destekçi ve aslında fikrin de sahibi Hazine Bakanı Colbert. Ve bu ikili çok da başarılı oluyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden güçlenmek, ülkelerinin ‘lüksün merkezi’ unvanını pekiştirmek isteyen Fransız markalar bir araya gelerek Jean-Jacques Guerlain başkanlığında ikinci bir lüks atağına girişirler. Eski hazine bakanının anısına Comité Colbert’i kurarlar. 

Lüksün ‘modern’ yüzü 


1954 yılında 14 üyeyle yola çıkan Comité Colbert’in bugün Celine, Chanel, Lanvin, Yves Saint Laurent, Hermes, Lancome, Cognac Rémy Martin, Champagne Bollinger, Chateau d’Yquem, Perrier, Cartier, S.T. Dupont, Hotel Ritz, Louis Vuitton, Christofle gibi farklı alanlarda lüks markalara sahip 75 üyesi var. 1980’lerden itibaren de lüks ve kültür arasındaki ilişkiyi, ‘Fransız yaşam tarzını’ anlatmak üzere farklı kıtalar ve ülkelerde festivaller düzenlemeye başlarlar.
  Günümüzde yeni bir krizle karşı karşıya olan Fransa bu kez lüks markalarıyla bölgenin yeni cazibe merkezi Türkiye ’de. Comité Colbert’in düzenlediği dün İstanbul ’da başlayan ‘Fransız Lüksünün Modern Yüzü’ festivalinin hedefi iki ülke arasındaki 477 yıldır inişli çıkışlı devam eden ticari ve kültürel ilişkilere yeni bir boyut katmak. Tabii ki her zamanki Fransız zarafetiyle bunu sanatla harmanlayarak yapıyorlar. İstanbul’da festival düzenlenmesinin bir nedeni de son yıllarda Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Lübnan, Azerbaycan, Kafkaslar ve Orta Asya ülkelerinden gelen turistlerin en çok uğradığı yerlerin başında Fransız lüks markaların butiklerin gelmesi.
22 Ocak’a dek sürecek festivalde toplam cirosu 31 milyar euroyu aşan Bernardaud, Cartier, Chanel, Dior, Hermès, Lacoste ve Louis Vuitton gibi Comité Colbert üyesi lüks markaların Nişantaşı ve İstinye Park’ta yer alan mağazalarında; Fransız yaşam sanatını yansıtan çağdaş sanat enstalasyonları, yeni koleksiyon sunumları, vitrin düzenlemeleri, sergiler, tadım aktiviteleri yapılıyor, özel davetler veriliyor. 
 Fransız lüksünün modern yüzünü anlatan ‘Comité Colbert Festival’i sayesinde ekonomik ilişkiler mutlaka gelişecektir. Ama ‘İki ülke arasındaki siyasi ilişkilere yeni bir soluk katacak mı?’ bilinmez. 

Bugün ve modernlik 


Festivalle eşzamanlı olarak dün Comité Colbert’in ana sponsorluğunda İstanbul Modern’de ‘Modernlik? Fransa ve Türkiye’den Manzaralar’ başlıklı bir sergi açıldı. Bu sergiyle birlikte iki ülkenin tarihsel gelişiminde önemli bir yere sahip modernlik kavramı ve modernliğin günümüz sanatına etkileri tekrar enine boyuna tartışılacağa benziyor. Çelenk Bafra ve Levent Çalıkoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergide Nevin Aladağ, Fikret Atay, Kader Attia, Ayşe Erkmen, Cyprien Gaillard, Thomas Hirschhorn, Pierre Huyghe, Chris Marker, Sarkis, Hale Tenger ve Nasan Tur’un yapıtları yer alıyor.
Sergi, modern hayatın dönüştürdüğü kent kültürü, modernliğin sosyal, kültürel, ekonomik, politik etkileri ve modernlik idealleri üzerine sanatçılar tarafından yapılan yorumlara odaklanıyor. 19. yüzyılda ortaya çıkan ve Batı dünyasının evrensel bir ideal olarak tüm dünyaya sunduğu modernliğin farkında olduğumuz ve olmadığımız yönlerini hatırlatıyor.
Küratör Levent Çalıkoğlu’nun söylediği gibi sergi “İnandığımız modernlik ile yaşadığımız modernlik arasındaki farklar neler? Modernliğin sızmadığı, dönüştürmediği, baskın hale getirmediği ya da unutturmadığı kaç hikâye hatırlıyoruz? Yaşantımızı sosyo - kültürel kategorilere bölen modernist hiyerarşi kalıplarından sıyrılmamız mümkün mü? Coğrafyalar arasında statü oluşturan, dünyayı ‘ileri’ ve ‘geri’ gibi ilkel bağlamlara ayrıştıran modernist hegemonyayı belleklerimizden kolay kolay silebilir miyiz? Maddi ve manevi dünyamızda yaşadığımız parçalanmadan, benliğimizi saran yabancılaşma duygusundan hep modernliği sorumlu tutmuyor muyuz?” sorularına tartışma zemini yaratıyor”. Farklı kuşaklardan ve her biri modernlik olgusunu sanatsal pratiklerinin merkezine almış 11 sanatçının sergiye hazırlık çalışmaları iki yıl önce başlamış. Sergideki büyük ölçekli, kapsamlı ve çok katmanlı okumalara olanak veren çalışmaların hepsi modernliği farklı perspektiflerden ele alıyor. 

Ödünç verilen sanat eseri! 


Küratör Çelenk Bafra, “Bu sergide izleyiciyle buluşacak yeni çalışmaların olması da ayrıca değerliydi” diyor. Ayşe Erkmen ‘PFM-1’ adlı kara mayınları sorununa parmak basan serisinin devamı niteliğinde iki yeni iş yapmış. Batmanlı video sanatçısı Fikret Atay ise sergi konseptinden yola çıkarak ‘5N1K’ başlıklı yeni bir video çekmiş. Berlin’de yaşayan sanatçı Nasan Tur’un sergideki bir çalışması ise özellikle ziyaretçiler için ilginç, çünkü yemek pişirmek ya da maçta tezahürat yapmak gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilecek 5 farklı sırt çantasını isteyen günübirlik ödünç alıp kentin farklı noktalarında istediği gibi kullandıktan sonra müzeye geri getirebilecek. Sergide en etkileyici işlerinden biri de Hale Tenger’in düzenlemesi. Tüylerden oluşan perdeyi açarak girilen karanlık bir fonun içinde ışıldayan yıldızların ortasında, sessizce dönen tersyüz edilmiş siyasi bir yerküre enstalasyonu sınırları modern zamanlarda çizilen dünya düzeninin anlamsızlığını gözler önüne seriyor. Düzenlemeye adını veren ve Türkçe ‘garip meyve’ anlamına gelen ‘Strange Fruit’, ABD’de ırkçılık karşıtı hareketlerin sembolü olan önemli bir şarkının adı. Ters dönen bu dünyaya bir de tersten çalan müzik eşlik ediyor. 16 Mayıs tarihine dek sürecek sergiyi kaçırmayın derim. Levent Çalıkoğlu, Nilüfer Göle, Hasan Bülent Kahraman’ın yazılarıyla katkıda bulunduğu serginin kataloğu da başarılı bir çalışma. 

Sultan Abdülhamid’in sandığı 

1854 yılında Paris’te kurulan, ikonik sandık ve valizleri o günden bu yana lüks yolculuklara eşlik eden Louis Vuitton’un Nişantaşı mağazasında markanın köklü el sanatı geçmişini yansıtan Sultan Abdülhamid’in Paris’ten özel olarak getirtilen sandığı görülebilecek. Ayrıca geçen yıl Louis Vuitton’un Paris’teki güncel sanat alanı Espace Culturel Louis Vuitton’da gerçekleştirilen ‘Journeys: Günümüzün Türkiye’sinde Gezintiler’ isimli Türkiye’den sanatçıların ağırlandığı sergide yer alan Tayfun Serttaş’ın fotoğraf seçkisi de sergileniyor.