Fuat Güner: İd-dia-lı-yım

Fuat Güner: İd-dia-lı-yım
Fuat Güner: İd-dia-lı-yım
Yeni solo albümü 'Dinleyene Aşk Olsun'u yayımlayan MFÖ'nün F'si Fuat Güner, çok iddialı: "Yaptığımız işi çok beğendim. Türkiye'de bir daha bu kadar kaliteli albüm yapılır mı bilmem."
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

Bir akşamüstü, yeni albümünü konuşmak üzere Etiler’de buluşuyoruz Fuat Güner’le. Albümden sözü açar açmaz “İd-dia-lı-yım” diye giriyor söze Güner; “Yaptığımız işi çok beğendim! Bir daha bu kadar her şeyin denk düştüğü, güzel bir albüm yapabilir miyim bilmem. Hatta Türkiye ’de de bir daha bu kadar kaliteli albüm yapılır mı, onu da bilmem!” Kendinden ve yaptığı işten öyle emin ki... Uzun zamandır böylesine iddialı biriyle sohbet etmediğimi fark ediyorum.
‘Dinleyene Aşk Olsun’ isimli albümün A1 şarkısı ‘Beni Hasrete Alıştır’ın sözleri Aysel Gürel’in, bestesi ise Fuat Güner’in. “Her albüme bir tane Aysel Gürel şarkısı koyarım” diyor. “Zor olmuyor mu biraz, 2008’de öldü’ diyecek oluyorum; “Hâlâ elimde 25-30 tane sözü var. Fuatçığıma, birtaneciğime filan yazar üzerlerinde hatta” diye açıklıyor durumu. Aysel Gürel’i son derece avangard bulduğundan ve ne kadar sevdiğinden söz ediyor. Albümdeki bir şarkı ise menajeri İpek İyier’in kaleminden çıkma. “Hatırım için yazdı” diyor Güner.

90’dan sonra melodi öldü

Fuat Güner bu şarkıyı aslında 5-6 sene önce yapmış. Bazı üretimlerin kaderi kenar köşedir ya, bu şarkı da öyle kenarda duruyormuş yıllardır. “Çok kanım ısınmamıştı çünkü” diyor Güner. “Tolga Kılıç uyandırdı beni o şarkıya. Ben giriş melodisini sevmiyorum onun dedim, asıl o güzel abi dedi. O melodiyi başka enstrümanlarla çaldılar, haklıymış.” Kılıç albümün aranjörü. Aynı zamanda keyboard da ona emanet. Gitarda Gültekin Kaçar, basta Eser Ünsalan, davulda ise Arıkan Sırakaya var. Güner, birlikte çalıştığı arkadaşlarından övgüyle söz ediyor. “Kafalarımız çok uydu” diyor.
Yeni albümde yaptığı müziği, ‘melodisiyle, armonisiyle, sözleriyle insanın gönlünde hoşluklar yaratacak bir müzik’ olarak tanımlıyor. “90’a kadar müzikte melodi vardı. 90’dan sonra melodi öldü. Ritimler ve tuhaf tuhaf sözlerden oluşan müzikler çıkmaya başladı. Ben Türkiye’de tekrar 90’dan evvelki müziği yaptım” diyor.
İngiltere’de Real Worlds Studios’da kaydetmişler albümü. “Dünyanın en iyi stüdyolarından” diyor Güner. Memleketin imkânlarıyla kıyaslamasını istiyorum. Şöyle diyor; “Türkiye’de çok güzel aletler var ama stüdyolar sorunlu. Tonmaisterlerimiz henüz o seviyede değil, çok az var o kalitede insan. Bizde ‘mikste toplar’ diye bir laf var mesela. Toplamaz kardeşim! Kötü söylediysen neyi toplayacaksın? Ha artık detoneyi bile düzelten aletler var, ama ne oluyor? E bir tuhaf oluyor ya...”
Peki yıllarca grupla çalışan biri olarak solo çalışma pratiği hakkında ne düşünüyor? “Voltransın sahnede, sorumluluk üçe bölünmüş, biri gitar çalarken sen kulağını kaşıyabiliyorsun, orası güzel grubun işte” diyor önce. Daha sonra altını çizdiği şey ise ‘kendi kendine karar verebilmenin güzelliği’. “En basitinden resim seçerken; biri kendi güzel çıktığı resmi ister, öteki başka bir resim ister, sen o resimde berbat çıkmışsındır! Şarkı seçimlerinde de öyle. Biz MFÖ’de hep üçümüzün de evet dediği şeyleri yapıyorduk, iki kişi evet deyip biri hayır dediyse o hayırı ikna etmeden yola devam etmezdik” diye anlatıyor grupta kurdukları düzeni.
Birlikteliği 40 yıl sürdürmenin sırrı da bu galiba. “Eh” diyor Fuat Güner, “Rolling Stones’dan sonra dünyanın en uzun birlikte kalan gruplarından biriyiz. Bir de ZZ Top vardı ama onların biri ölmüş sanırım...” (Sessizlik)
Bunu elbette yaşatmayı düşündüklerini ancak artık hepsinin kendi kariyeri, kendi yolu olduğu gerçeğinin kanıksandığını söylüyor Fuat Güner. “Üretim zaten yok, konserleri de azaltmak istiyoruz. Daha az ve öz, kaliteli, görkemli konserler vermek niyetindeyiz” diyor.
Laf lafı açıyor, söz Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde hocalık yaptığına geliyor. Yıllar önce bir müzik akademisi projesi vardı ilgilendiği, ne oldu o ? “Türkiye’nin önemli müzik adamları, 15-16 kişi, oturduk 8 ay çalıştık. Kaç kredi veriliyor, hangi dersler alınıyor, bir dosya hazırladık. Bedrettin Dalan o dosyayla müracaat etti, akademi açma iznini aldı. Sonra da ‘Fuat kusura bakma bütün paramı göz hastanesine yatırdım, param kalmadı’ dedi. Proje rafa kalktı. Sonra Yeni Yüzyıl Üniversitesi için bir müzik akademisi kurmak için çalıştık. Bir daha da girmem bu işe. Emeğimi boşa harcamam.”
Emeği boşa harcamak demişken; telif hakları konusunda yıllarca mücadele ettiğini biliyoruz Güner’in. Şimdi ne durumdayız peki? “Hiç olmazsa çalışıyor, öyle diyeyim. Günde parçası 3-5 kere çalan insanlar yılda 100-150 bin TL para kazanıyorlar. Telifte iyi para var artık. Özellikle dizi ve film müziğinde. Üstelik de bu henüz olması gerekenin 10’da 1’i. Yani Türkiye’de bugün 300 milyon dolarlık potansiyel varken biz ancak 30 milyon dolarlık tahsilat yapabiliyoruz. Ama bu eskiden 30 bin liraydı. Biz bunu Atilla Özdemiroğlu ile kurduğumuz yönetim kurulu ile 30 milyona çıkardık” diyor. Bir iç çekip, kaşlarını kaldırıp “Haksızlığa dayanamam ben” diyor. “Onun için sinirliye çıkmıştır adım. Durup dururken sen adamla ne biçim konuşuyorsun diye girişebiliyorum mesela bir adama. Genelde sağlam çıkıyorum böyle durumlardan, insanlar tanıyor, seviyor beni diye. Ama normal bir vatandaş olsam çoktan başım belaya girmişti. Bir de ‘Bi’şey olmaz abi’ adamlarına sinir oluyorum mesela. Tamirciye gidiyorsun, beş bijon yerine dört bijon takmış adam, bi’şey olmaz abi diyor. Kardeşim diyorum, sen kimsin de bunu söyleyebiliyorsun, fabrikasından iyi mi biliyorsun? Sen sorumlu bilmem ne müdürü müsün o fabrikanın...”
Baktım sinirleniyor, değiştiriyorum konuyu ama ı ıh; “Hayır kimse ses çıkarmıyor çünkü, herkes susuyor yaa...” “Eyvah” diyecek oluyorum, o anda kestaneli tatlılarımız ve çaylarımız geliyor. Kaydı kapatıp derin bir nefes alıp bir yudum çay içiyoruz...