Funk ayarları sabit

Funk ayarları sabit
Funk ayarları sabit
Daft Punk'ın disco/funk'a Pharrell Williams'lı, Moroder'li saygı duruşu 'Random Access Memories'te her unsur sağlam bir dengede. Bir de şu kısa uyuklamalar olmasa...
Haber: SARP DAKNİ / Arşivi

Geçen yıl tam da bugünlerde kaybettiğimiz Donna Summer’ın kusursuz bir kraliçe olarak boy gösterdiği disko âleminde, hep perdenin arkasında kalan ‘ego’suz büyücü Hansjörg (hayır Giorgio) Moroder, meğer Daft Punk’ın yeni albümünde başroldeymiş. Peki ama onu bile gizlendiği yerden çıkarabilen Fransız ikili, Tron film müziklerini saymazsak sekiz yıldır neredeydi?
Cevap, Tokyo sokaklarında dolaştırılan gizemli TIR’lar, ardı arkası kesilmeyen ‘The Collaborators’ viral videoları ve bir gecede patlayan ‘Get Lucky!’den mürekkep eşi benzerine rastlanmamış bir ‘pazarlama’ tekniği ile önümüze sunulan yeni albüm ‘Random Access Memories’le geldi. Grubu seven/sevmeyen hemen herkesin kulak kabarttığı bir ilgi mıknatısı... Pharrell Williams’ın vokalleri ve Chic’in yaratıcılarından Nile Rodgers’ın gözetiminde disco/funk’ı neredeyse hücrelerine ayıran kısaca Daft Punk, bu şarkıyla sadece İngiltere ’de 500 binlik satış rakamını hızla geride bırakırken, YouTube’da 25 milyondan fazla tıklanmış durumda.
Grubun 70’ler ve 80’lerde dünyayı kasıp kavuran Los Angeles merkezli disco/funk müziğine bir saygı duruşu olan ve ağırlıkla canlı enstrümanlar eşliğinde kaydedilen albüm, nevi şahsına münhasır Daft Punk elektronik sosunun da ne eksik ne fazla yani tam kıvamında kullanıldığı bir prodüksiyon. Birlikte çalıştıkları isimleri saymakla bitirmek zor. Ama yine de ilk aklımıza gelenler arasında Pharrell Williams, Giorgio Moroder, Nile Rodgers, Panda Bear ve Julian Casablancas gibileri var. Gittikçe apaçileşen ana akım dans müziğinde yeni bir kapı açılıyor. Vaziyeti siz anlayın artık...
‘Get Lucky’ ile birlikte heyecanlanan ve albümü dinlerken hop kalkıp hop oturacaklarını zannedenler biraz hayal kırıklığına uğrayacak kuşkusuz. ‘Give Life Back to Music’ ile mevzuya Osmanlı tokadı kadar güçlü başlayan ‘Random Access Memories’, ‘The Game of Love’ ile derhal hız kesiyor. Hatta Chilly Gonzales’in ‘Within’ için yazdığı piyano solosuyla daha da tribal bir havaya bürünebiliyor. Pharrell’in albümdeki ikinci başrolü kıpır kıpır ‘Lose Yourself to Dance’. Julian Casablancas’ın vocoder perdesinin arkasına gönderildiği ‘Instant Crush’ ve Todd Edwards destekli ‘Fragments of Time’ single olmak için kıyasıya yarışabilecek kalibrede parçalar. ‘Giorgio by Moroder’ ise bizzat Moroder’in ağzından çıkan kelimelerle belgeselleşen bir elektronik klasiği. Ancak parçanın giriş kısmı tekrar tekrar dinlendiğinde sinirden çarpıntı yapabiliyor. Dil altı hapınızı yanınızda tutun. Canlı bir performansta tüm arenayı ayağa kaldıracağı su götürmez ve aynı zamanda Kubrick’in ‘2001: A Space Odyssey’ine çok yakışabilecek ‘Contact’ ile bu macera böylece tamamlanıyor.
Kısacası, beklendiği gibi bir gaza basma, zıp zıp uçma, kop kop kopma durumu yok karşımızda. Yine de ayakları yere son derece sağlam basan bu albüm, kuşkusuz yılın en büyük sürprizlerinden biri. Daft Punk, oldukça uzun ve güneşli bir yolda, sakin sakin gidiyor. Arka koltuğa geçen hemen herkes halinden memnun kalacaktır kuşkusuz. Ancak yine de kısa uyuklamalar hatta bazen derin uyku hallerine geçmemiz de normal karşılanmalı. Soran olursa çaktırmayın ‘’Sadece gözlerimizi dinlendiriyoruz!’’