Gaffur aslında kimin kankası?

Bir Gaffur bereketidir, gidiyor. Sayesinde, yıllardır görmediğimiz Sümerbank usulü çizgili pazen pijama satışları patlamış mesela. Hızını alamamış bir vatandaş grubu 'Gaffur Nasılım Spor' diye bir halı saha takımı kurmuş, maçlara bu pijamalarla çıkıyorlarmış.
Haber: MERVE EROL / Arşivi

Bir Gaffur bereketidir, gidiyor. Sayesinde, yıllardır görmediğimiz Sümerbank usulü çizgili pazen pijama satışları patlamış mesela. Hızını alamamış bir vatandaş grubu 'Gaffur Nasılım Spor' diye bir halı saha takımı kurmuş, maçlara bu pijamalarla çıkıyorlarmış. İzmir'de bir gece kulübünde de her hafta sonu Gaffur şovlar düzenleniyormuş. 'Avrupa Yakası' dizisinin psikopat kapıcısı Gaffur'u oynayan Peker Açıkalın'ın da rol aldığı 'Maskeli Beşler Irak' filminin afişi bu gelişmeler üzerine değiştirilmiş, Açıkalın öne çıkarılmış. Açıkalın zaten üzerine pijamasını çekip her yere yetişiyor. TRT bile, yılbaşı gecesinde Sezen Aksu'nun sahnesinde kendisini ağırladı. Onun varlığından memnun olmayacak bir şov programı da yoktur herhalde. Kendisini çok 'beğeniyüruz' yani.
Peker Açıkalın'ı yıllar evvel bir TRT dizisiyle tanımıştık. 'Kim Bunlar' dizisinin bir grup genç oyuncusu, özel televizyonların henüz yerleşmediği bir dönemde, mevcut dizi mantığına, komedi anlayışına yeni yorumlar getiriyorlardı. Başarılı da oldular ki, Pelinsu Pir'den Levent Kazak'a, Nilüfer Açıkalın'dan Volkan Severcan'a, çok iddialı yapımlarda rol almayan, bir görünüp bir kaybolan ekip üyeleri hafızalardan çıkmadı, tebessümle karşılandı. Belki de en çok Peker Açıkalın'a yaradı bu ilgi: 'Çiçek Taksi', 'Ekmek Teknesi' dizilerine kadar kitle merakına mazhar olacak pek bir iş çıkaramayan Açıkalın, sanki hiç yaşlanmamışçasına, malûm ekran karizmasıyla, yüzüne Jack Nicholson'esk bir ezber edilmiş edayla yapıştırdığı sırıtışıyla karşımızda yine. Hak ettiği ilgiyi yıllar sonra görüyor, 'ezilenlerin sesi' olduğu söylenerek. Bir de harbiden öyle olsa... Çok süper olacak!
Sine-i millete dönüş
Başta Ata Demirer olmak üzere, 'Avrupa Yakası'nın bazı sürükleyici oyuncularının diziden ayrılması, önemli değişiklikleri de beraberinde getirdi. Ekibe yeni karakterler dahil oldu, yan karakterler öne çıkarıldı, 'jön'den', başrol mantığından feragat edildi, oyun tempo kazandı, dizi daha kaotik, hatta karnavalesk bir kimlik edindi. Kimine göre bir hercümerç halini aldı, kimine göre artık izlenmeye değer hale geldi. Öyle ya da böyle, Gülse Birsel'in senaryo ve dramaturji yeteneği şaşırtıcı bir seyir izlemeye devam ediyor...
Anladığımız kadarıyla, dizi bu ikinci safhasında daha çok izleniyor. Eski halini özlettiğini düşünenler diziyi terk etmiyor. Bilakis, yeni izleyiciler kazanılıyor, eskiden şöyle bir göz ucuyla bakanlar artık ekran başına kilitleniyor. Televizyon terminolojisiyle, dizinin 'izler-kitle'si 'Avrupa Yakası'ndan, yani A grubundan 'halk yığınları'na, yani B'ye, C'ye, D'ye doğru genişliyor. Türkiye'nin hakiki yoksullarının (galiba D grubu filan oluyorlar) diziyi ne kadar benimsediğini bilemiyoruz ama, en azından, elit ve burjuva izleyici kitlesinin orta sınıflara doğru yayıldığını tahmin edebiliyoruz. Bunda senaryonun payı var herhalde: Eskisi gibi az sayıda karakterin uzunca replikleri, dikkat gerektiren diyalogları tercih edilmiyor, küçük ünlemlere, mükerrer trüklere, bir tür davranış komikliğine sık sık başvuruluyor. Yeni karakterler de katkıda bulunuyor popülaritenin artmasına herhalde: Eskiden en 'halk' tipler Sertaç ve Şehsuvar'ken, şimdi zengin çocuklarının, beyaz yakalı editörlerin arasından sıyrılan bir Burhan Altıntop, kof dövüşçü Sacit, misafir odası, kek, börek kokulu Makbule, Anadolu rock'çı Tanrıverdi, saf Anadolu çocuğunu temsilen Tacettin var. Avrupa Yakalı monşeri, bir Tanzimat romanı esintisi katarak iyiden iyiye parodileştiren Rutkay Aziz'in Bülent'inin de bu 'sine-i millete dönüş'te tersten bir payı vardır belki...
Ama bütün bu kadro içinden bir kişi öne fırlıyor: Gaffur. Ezilenlerin sesi olduğu söylenen Gaffur.
Bu pijama 'kıro işi' değil miydi?
Murat Belge, 'Tarihten Güncelliğe' kitabında yer alan unutulmaz yazısı 'Sosyalizm ve Kapıcılar'da bir orta sınıf korkusunu makaraya alıyordu. Geniş bir orta sınıf portresi çiziyordu: "Aralarında her meslekten adamı ve refikasını bulursunuz. Genel olarak orta burjuvazi ile serbest meslek erbabı olup yüksek gelir düzeyinde yaşayanlardır bunlar. Halk plaja hücum ettiği için denize giremeyen vatandaşlardır; o günden beri, bir daha halkla karşılaşmamak için plaja da gitmemişlerdir. Bizim kapitalizm çağdaşlaştıkça, o kendi verdikleri anlamda 'halk' her yere hücum edebilir duruma geldikçe, bir yandan 'İşte demokrasi, daha ne istiyorlar' derler, bir yandan da halkın hücumuna uğrayan yerlerden kaçarlar. Toplumda gerçekten ne olup bittiğini anlamaz ya da çok kendilerine özgü bir biçimde anlarlar."
O kendilerine özgü biçim de şöyle tezahür ediyor mesela: "Bu çevreler 'Sosyalizm' denince her şeyden önce tek bir felaketi düşünürler. Sosyalizm bir çeşit kıyamet günüdür. Yanlışlıkla, denetimin 'Deccal' elinde kaldığı bir kıyamet günü. İşte bu korkunç anda, apartman kapıcısı gelip bizim uygar apartman sakininin evine yerleşecek. Bunda biraz mantık hatası da var gibi. Şunca dairesi olan bir apartmanda, zavallı kapıcı olsa olsa tek bir daireye yerleşebilir, ama galiba herkes bunun kendi katı olmasından korkuyor."
Yazının yazıldığı tarih olan 1976'nın üzerinden çok sular aktı. Çok şükür, Sütçüoğlu ailesi için artık böyle bir tehlike yok. Apartmanlarında gayet özgüven yüklü, memnun mesut yaşıyorlar. Tehlike olsa olsa Burhan Altıntop gibi 'ara katman'lar için var: Gaffur, 'bastırılanın geri dönüşü' olarak her an ortaya çıkabilir çünkü...
Kapıcı tutmaya muktedir apartmanların küflü zemin katları, uzun zamandır mülke yönelik bir korku yaymıyor. Asıl kapıcı olan babasının mazisini, İstanbul'a ilk geldiğinde kimlerle karşılaştığını bilemiyoruz ama, oğul Gaffur'un böyle bir düşüncesi olmayacağını seziyoruz. Birtakım sorular sormak yerine, şöyle bir haline bakıyor, koyveriyor, en fazla psikopata bağlıyor. Çizgili pijamalarıyla, terli atletiyle, kokmuş çoraplarıyla, ayak parmaklarının topunu birden havaya salarak giydiği terlikleriyle, güvenliğinden, temizliğinden sorumlu olduğu apartmanın küflü zemin katında Yener Yermez gibi, yeni seri katillerimiz gibi oturuyor. Ve 'ezilenlerin sesi' olmuş oluyor.
Yeni Aydemir Akbaşımız
1970'lerin ikinci yarısınının erotik film furyasının kahramanı Aydemir Akbaş için hep söylenirdi: "Halk onu seviyor, çünkü 'O yapabiliyorsa ben de yaparım' diyor." Çok daha zor rollerin altından kalkabilecek olan Peker Açıkalın, Aydemir Akbaş'ın bıraktığı yerden aynı oyun anlayışıyla, aynı temsil kuvvetiyle devam ediyor. Esasen, Akbaş'ı da bir gıdım olsun aşamıyor. 1977 yılının 1 Mayısı'nda Taksim'i yüz binler doldururken Akbaş ne kadar ezilenlerin sesi idiyse, şimdi Gaffur da temsil ettiğine o kadar ses veriyor. Onun için 'burjuvanın gözünden ezilenin sureti' desek daha doğru olur mu acaba? Dizinin reytingleri A grubundan B'ye, C'ye doğru ilerledikçe, üretimi kolaylaşmış tüketim sanayisinin, bankaların hunharca dağıttığı kredilerin nimetlerinden faydalanan, alışveriş merkezlerini borçlanarak dolduran orta sınıf, Gaffur'a kahkahalarla gülüyor, pijama satışlarını patlatıyor, halı sahada çalım atmaya çalışıyor. Yeni Aydemir Akbaşımız, dalga geçilecek bir nesne haline geliyor. Sınıf atlamanın zorlaştığı, sınıf meselesi üzerine düşünmenin mânâsız görüldüğü bir zamanda, bulmuşuz bir Gaffur, altta kalanın canı çıkarken gülüp duruyoruz.
1976'nın üzerinden çok sular aktı. O zamanlar en azından Aydemir Akbaş'la burjuva kadınını yan yana düşünebiliyorduk. Şimdi Gaffur'un Aslı'ya ilan-ı aşk edebilmesi bile imkânsız gibi geliyor.
Peki ya Gaffur harbiden 'ezilenlerin sesi' olsaydı? O zaman da 'kıro işi' addedilen çizgili pijamaların satışları böyle patlayacak mıydı? Yılışık bir portre çizeceğine Gaffur, oturup ciddiyetle neden en altta katta yaşamak durumunda olduğunu düşünedursaydı, yine böyle 'ölümüne kanka' olacak mıydık onunla?
Ya Gaffur 'ezilenlerin sesi' olsaydı? Olup da şöyle D gruplarına doğru yol alsaydı... 'Annadınız siz onu!'