Gastronomik edebi fantezi

Gastronomik edebi fantezi
Gastronomik edebi fantezi
Marquis de Sade usulü piliç nasıl doldurulur? Kafka, büyük jüriye ne çorbası yapacaktır? Borges, Dieppe dilbalığı tarifini acaba kimden dinlemiştir? 'Kafka'nın Çorbası' adlı kitap, 'gastronomik edebi fantezi' olarak türünün ilk örneği...
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

Misal, Balzac’ın bir oturuşta bir kuzu yediği, günde 40-50 fincan da kahve içtiği, edebiyat mutfağından dışarı sızan kokulardandır. Yazanın iştahıyla, yazı iştahı arasında bağlantılar kuranlar, okurun kalbine giden yolu mideyi esas alarak, edebiyat tarihine gastronomik mercekten bakanlar da olmuştur. Fakat bu elimizdeki başka bir tür. Evet, bir yemek kitabı. Evet, edebiyat.
Haydi jargondan gidelim, Can Yayınları’ndan çıkan Mark Crick’in ‘Kafka’nın Çorbası’ adlı kitabı tam bir füzyon mutfağı eseri. Edebiyat tarihinde yapılmış lezzetli bir manipülasyon, çok edebi bir yemek kitabı, gayet postmodern bir eğlenti...
Her bir bölüm, bir spekülasyondan mayalanıyor. Acilen gelen konuklarına Kafka ne yemek yapardı? Bir tiramisunun tarifi peşinde kalemini serbest bıraksa, Marcel Proust nerelere ulaşırdı? Jorge Luis Borges, Dieppe dilbalığını nasıl anlatırdı? Homeros destansı bir yemek anlatsaydı, bu ne olurdu? Harold Pinter, tek perdelik bir yemek tarifi verebilir miydi?
‘Kafka’nın Çorbası’nda 14 yemek tarifi, edebiyat tarihindeki 14 mühim şahsiyetin kaleminden anlatılıyor. Yazar Mark Crick, her birinin üslubunu, dil elastikiyetini, his ve imge âlemlerini de basbayağı taklit ederek yazıyor. Bugüne kimi göndermelerle, iyice şenlikli bir sözde metne dönüşüyor ortaya çıkan. Bir yandan yalan; ama kimse bundan şikâyetçi değil.

Kafkaesk ‘Yemekteyiz’
“Herkesin bildiği bir gerçektir ki, çok uzun süre bekletilen yumurtalar bozulur” diye başlıyor Jane Austen ‘Tarhunlu Yumurta’yı anlatmaya... Sonra Bayan B’nin hikâyesi eşliğinde hiç fark etmeden bir tarif öğrenmiş oluyorsunuz.
Kafka usulü ‘Çabuk Miso Çorbası’nın bütün kitaba ismini vermesine şaşmamalı. Zaten kendinden sonraki edebiyat tarihine derin bir yarık açan ve aslında yeryüzünün en fazla taklit edilen yazarı Kafka’nın bu uydurma tarifinin bizi sıkması yüksek ihtimaldi. Kafka taklitleri gerçekten can sıkar. Ama Crick, K’nın jüri heyeti gibi hissettiği bir grup insana leziz bir gerginlikle yemek hazırlayışını, kimi Kafka klişelerini göze, kimi göndermeleri satır aralarına sokarak gayet güzel sıyırıyor bu işten. Kafkaesk bir ‘Yemekteyiz’e döndürüyor; hiç bilmeden...
Proust’un ‘Tiramisu’sunu internetten bulabileceğiniz onlarca muadilinden ayıran tabii ki, kendisinin mikroskobik gözü, tatları geçmiş zamanın hazları peşinde deşifre edişi... Neticede söz ettiği, bir dizi uluslararası meseleyi çözen, Avrupa’da barışın mimarı sayılan bir tatlı tarifi.
Gerekli malzemeler listesi en uzun olan Gabriel Garcia Marquez, son arzusu bir dizi ot ve baharat eşliğinde iki gün marine edilmiş tavuk, ‘Coq au Vin’ olan bir idam mahkûmunu anlatıyor. John Steinbeck ise evde bulduğu malzemelerle risotto yapan yoksul bir kadının mutfağına girmiş.
Kitapta şahsen beni en fazla eğlendiren bölüm, Marquis de Sade usulü ‘İçi Doldurulmuş Kemiksiz Piliç’ oldu. “Gastronominin başlıca hedefi, insanlığın karşılaştığı fikir karmaşasını çözmek ve bu talihsiz iki ayaklıya kendini ve iştahlarını nasıl yönlendireceği konusunda biraz yol göstermek değil midir?” diye sorarak başladığı hikâye, ‘Şu sıhhate zaralı, bu yararlı’ araştırmaları yapan bilim insanlarını, durmaksızın yeni zayıflama formülleri üreten diyetisyenleri dinleyen Yargıç Hagon’u anlatıyor. Yok olan türleri gözeterek tüketen, fabrika çiftliklerinden hazzetmeyen, GDO’lu ürünlerden ölümüne kaçınan, ağzına abur cubur koymayan politik doğrucu yargıç, Sade’ın tasvirine göre bir nefse hâkim olma üstadı. Karısı tarafından terk edildikten bir süre sonra, yanlışlıkla çalınan kapı, karşısına elinde iki tavukla iffet timsali kasabın kızını çıkarıyor. Bu da bizim yargıcın Sade usulü yoldan çıktığı an zaten...

Goethe tarzı küvet macunlama
Muhtemelen yine sevdiği yazarlarınkinden ilhamla kendi yazdığı özgeçmişte, Mark Crick, kronik astımla geçen çocukluğunda kendini edebiyata verip, mum ışığında okuduğu romanların kahramanlarıyla arkadaşlık kurduğunu anlatıyor. Yazarlığıyla yarışacak bir marifeti daha var: Fotoğrafçılık.
Sanata düşkünlüğü, ‘Kafka’nın Çorbası’nda kullanılan görsel malzemelere de el atmasına yaramış. Bunlar da kulağını çınlattığı yazarın dönemsel görsel diline göre, yine belli ressamları, illüstratörleri taklit ettiği işler. Warhol tarzı da var, De Chirico ve Hogarth da...
Crick’in edebi anlamda mizah duygusunu test edebileceğiniz, bu kitaptakine benzer bir yöntemle yazdığı bir matrak eseri daha mevcut. Türkçe’ye çevrilmesini dilediğimiz ‘Sartre’ın Lavabosu’, ev içi tamirat işlerini yine meşhur yazarların ağzından anlattığı ‘fonksiyonel’ bir kitap. Ernest Hemingway tarzı duvar kâğıdı kaplama, Julius Caesar komutasında raf yapma, Goethe tarzı küvet macunlama, Anais Nin’in baştan çıkarıcılığında kapı boyama gibi bölüm isimleri, vadedilen eğlentinin emareleri. Boşuna değil, Crick ne yazsa anında on küsur dile çevriliyor. En şahanesi de, belli, adam yazarken çok eğleniyor.

Türkiyeli yazarlar mutfağı
Daha okurken insanın aklını kurcalıyor, bizim yazarlarımız, şairlerimiz farzımuhal hangi yemeklerin tariflerini verirdi, kime ne lezzet yakışırdı? Crick tarzı, onların dilinden bunları kâğıda geçirmek, canı ilk çekenin vazifesi olsun...

* Sait Faik Usulü Burgaz Midyesi
Öyle kılıç şiş dolaylarına bile uzanmadan, Sait Faik’ten beklediğimiz Burgaz’ın Kalpazankaya’sından Rum bir bulaşıkçı çocuğun topladığı midyeleri anlatması. Midyeler daha orada ayıklanır, ateş üstünde tenekede pişer.

* Edip Cansever’in Elinden Muska Böreği
Çağrılmayan Yakup, bir bardak süt, bir dilim ekmekle yetinir. Cansever, rakıdan viskiye, şaraptan turunç likörüne daha çok içeceklerin şairidir. Ama istese çok güzel meze tarifi verir. Muska böreği mesela?

* İhsan Oktay Anar’dan Barutlu Pilav
Pirinçler yağda birkaç defa çevrildikten sonra içine bir avuç kara barut atılır. Barutlar alev alıp yandıkça pilav enfesleşir. Sonra tencereye bir gün önceden tavuk, koyun, dana ve adını saymak istemediğimiz mahlûkatın kemiklerinden kaynatılmış su eklenir. ‘Barutlu pilav’ yakışır... 

* Tezer Özlü Usulü Çabuk Bavyera Sosisi
Yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlardan hiç hazzetmediğini yazar. Ama mesela Alman sosislerinden basit bir tabağı, şahane bir sıkıntıyla anlatabilir.

* Ece Ayhan Usulü Sütlü Melahat Çorbası
Çanakkale yöresinin yerel lezzeti olan çorba, mor rengini sadece yılın belli sabahlarında toplanan mor kardelenlerden alır. Beğenmeyen yemez.

* Ahmet Hamdi Tanpınar Usulü Barbunya Pilaki
“Dört asır lüfer, kalkan, barbunya yiyeceksin...” cümlesini alıp zeytinyağlı barbunya pilakiye de bağlayabilir. Boğaz’a bakan bir yalının balkonunda soğutulmasını önerecektir belki...

Orhan Pamuk ’tan Harfli İncir Reçeli
Bakır tencerede pişen bu incir reçelinin sırrı soğuduktan tam 2 saat 35 dakika sonra Alâaddin’in dükkânından alınmış, her birinin kapağında başka harfler olan kavanozlara konmasıdır. Kavanozlar üzerleri gazete kâğıdıyla kaplanarak açık havaya çıkarılır. Celal Salik imzalı köşe yazısının olduğu sayfa uçtuğunda reçel yenmeye hazırdır.


    ETİKETLER:

    Orhan Pamuk

    ,

    Çanakkale