Gayriresmi 'Nar Taneleri'

Ali'nin Laz annesi Naciye ya da Najda, Puşkin ve Lermantov'u Rusçasından okumuştu. Belki de bu yüzden Sezai'ye annesinden söz ederken, "Sen asıl annemi tanımalısın, onu görsen ezberin iki kez bozulacak" diye takılırdı.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Ali'nin Laz annesi Naciye ya da Najda, Puşkin ve Lermantov'u Rusçasından okumuştu. Belki de bu yüzden Sezai'ye annesinden söz ederken, "Sen asıl annemi tanımalısın, onu görsen ezberin iki kez bozulacak" diye takılırdı.
25 Ocak 2000 Salı günü, 17.45 Eminönü-Üsküdar seferini yapan Barış Manço adlı şehir hatları vapurunda; kapüşonlu bir anorak, yelek, kimlik, gözlük, göz damlaları, biraz para, üzerine notlar alınmış Eskişehir Sedef Turizm bileti ve Seyfi'nin ev telefonunun yazıldığı ganyan kuponundan kesilmiş bir kâğıt bırakıp 'atladı', 'kayboldu' ya da 'intihar etti' Ali.
Üç Ali de kayıp
Sezai, Ali'nin annesiyle ancak bu intihardan sonra tanıştığında şaşılası gerçeği öğrendi. Ali, aynı aileden kaybolan üçüncü Ali'ydi. Naciye'nin dedesi Ali de, babası Ali de, oğlu Ali de kaybolmuştu: "Ben Naciye Aliyevna Selimoğlu. Bana Abhazya'da, Naciye'den uyarlayarak Najda derlerdi. Dedemin adı da Ali'ydi. 1900'lerde hacca gitmiş ve dönmemişti. Aylar sonra, arkadaşları tesbihini ve bazı eşyalarını getirdiğinde öldüğüne kanaat getirilmişti.
Dedemin ismi verilen babam Ali ise, 1938' de akrabalarımızla birlikte 'Stalin'e suikast' gerekçesiyle Sibirya'ya sürgüne gönderildi. O gün bugün babam Ali de kayıp. Mezarı bile yok.
Hiçbirinin mezarı yok
Türkiye'ye döndükten sonra 1949'da doğan ikinci oğluma, babasının hatırasına Ali ismini verdim. Oğlum Ali'den de bir geminin güvertesine bırakılmış birkaç parça eşya ve yazdığı notlar kaldı. Dedem Hicaz'da ölmüş, mezarının nerede olduğu belli değil, babam Sibirya'da sürgünde kaybolarak öldü, mezarı belli değil. Oğlum Ali'nin nerede olduğu belli değil.
Küçükken Demirel sempatizanı bir çocuktu Ali. "Çoban bir adam başbakan oldu fena mı, bir köy çocuğu olsun da" derdi sık sık. Namaz kılıyor, 'cuma'ları kaçırmıyordu. Yıllar sonra profesyonel bir devrimci olmuştu Ali. Daha sonra eşi olacak Selma, 12 Eylül'ü, Kurtuluş dergisi satmaya hazırlandığı sabah karşıladı:
12 Eylül ve yıkılan dünyalar
"12 Eylül geldikten sonra 'Herkes çalışmalı' denince iş aradık. Bizim gibilerin, özellikle kadınların profesyonelliği bitti. Geriye çekilme politikası için, bir tür 'korunma' dendi.
Birkaç arkadaşla birlikte emaye tencere fabrikasında, gerçek kimliğimle çalışmaya başladım. Günün birinde semtten birisi, kod adımla seslenerek 'Aynur nasılsın' diye sarılınca durumu sorumluma ilettim. O zaman beni Ali'ye bağladılar. Böylece Ali'nin ilişkisi oldum. Yeni sorumlum Ali,
'Ötekileri de zor durumda bırakırsın' diye fabrikadan ayrılmamı isteyince ayrıldım. Ali'yle sık sık görüşüyorduk. Son derece esprili, sıcak biriydi. Randevularda bazen 'Polis geliyor koluma gir' filan diyordu. Meğer onda duygusal bir yakınlaşma başlamış, polisi bahane ederek ayak atıyormuş."
1985'te yakalanır Ali. Eşi Selma da 22 gün sorguda kalır. Evde karakol kuran polisler Ali'yi beklerken küçük kızı Zeynep'le güçlükle baş ederler. Daha sonra sorguya götürülür Ali , karısı Selma ve kızı Zeynep. Birkaç gün sorgu odasında kaldıktan sonra gelip anneannesi teslim alır Zeynep'i. Ali iki yıl cezaevinde kalır.
1987 Temmuz'unda tahliye olan Ali'yi polis Ankara'yı terk etmesi için zorlar. Ve İstanbul günleri başlar. Bir süre Kartal'da Ali'nin anne ve babasının evinde kalırlar. Ali bir arkadaşının reklam şirketinde çalışmaya başlayınca ayrı ev tutarlar. Ek iş olarak bir sigorta şirketinde müdürlük de yapmaktadır Ali.
İşi bitince kapıya
Bu sırada bir sendikadan sürekli işi bırakıp örgütlenme çalışmalarına katılması önerilir Ali'ye. Selma itiraz eder. İlk kez ekonomik düzen kurmuşlardır.
Ancak Ali ikna olur.Yeniden 'profesyonellik' başlar. Gece yarısından sabahlara dek fırın işçilerini örgütler, sabah da uyumadan sigorta bürosuna gider. Sonunda örgütlenme tamamlanır, yetki alınır ve kural işler; sendikacılar Ali'yi kapının önüne koyar. Sigorta bürosu da kapanınca yoksulluk başlar.
Ali'nin hayatında sonra haftalık Söz dergisi dönemi vardır. O günlerin yakın tanığı Sezai Sarıoğlu anlatır Ali'yi: "Ali derginin sahibidir. Baskı, dağıtım ve mali işler omuzlarındadır. Sosyalist Birlik Partisi'nden Birleşik Sosyalist Parti'ye geçiş döneminde çıkan Söz, onun için aldığı politik kültürün, yeteneğinin tüm özelliklerini sergilediği alandır.
Bir gün Söz biter
Ali, yeni bir devrimci romantizmle 1975 model Dev-Genç militanı gibi koşturur. Derginin, on milyonlar tutan yurtiçi ve yurtdışı kargolarını postaneden 'veresiye gönderme' becerisiyle tarihe geçer. Ancak bir gün Söz biter."
Sonra Fesat ve ÖDP'nin V Özgürlük dergileri başlar. Sezai'ye göre V Özgürlük de klasik sol dergileri geçemez. Büyük maddi sıkıntı içinde yaşamaktadır Ali. Selma, "Ali'ye bu yaşamı bırakıp Nazilli'ye gitmeyi önerdim. Ailem bize dükkân açacaktı. Ali'nin sendikada çalışmasından beri kendimizi toparlayamadık" diyordu.
Geride birkaç cümle bıraktı
Bıraktığı işaretler Ali'nin 17.45 Eminönü- Üsküdar vapurundan fırtınalı bir kış günü denize atladığını gösteriyor. Sezai'ye göre "Ali' den geriye çok sevdiği bir arkadaşına bırakılan birkaç sayfalık bir mektupla vapurun güvertesine bırakılan eşyalar içindeki Sedef Turizm'e ait biletin üzerine serpiştirilmiş, içinde örgütlü yaşadığı hayatın 'gizli tarihi' diye okunması gereken ama siyasal kaygılarla ve tüm sol resmi tarihlerin korumacı mantığıyla üstü örtülen kıssadan hisse denebilecek cümleler kalır."
'Selma ve Zeynep'e sahip çıkın'
Ali, kendisinden geriye kalan çok sevdiği arkadaşı Seyfi'ye yazdığı mektupta,
"Aylardır para verilmiyor. Sokakta ilan vs. peşinde koşuyorum. Pazarlarım dahi gazetede geçiyordu. Aylardır gözlüksüz gezdim. İlaç alamaz oldum.
Son iki aydır girdiğim bunalım da tınılmadı. Hep koşturdum durdum. Kendimi, ailemi perişan ettim. Kafa göz yara yara, hata yaparak gazetenin çıkmasına çalıştım. Sözler tutulmadı. 'Bu insan nasıl yaşıyor?' denmedi. Her şeyi bir çırpıda çözeceğim. Selma'ya sahip çıkın, Zeynep'e sahip çıkın. Sizlere güveniyorum. Gazete beni yok etti. Ben de onu yok edeceğim. Belki yıkıntıdan daha güçlü gazete çıkar" diyordu.
Ali Küçük'ün 'Arayan sularda arasın beni' öyküsü, Sezai Sarıoğlu'nun yeni çıkan kitabı 'Nar Taneleri/Gayriresmi Portreler' kitabındaki 14 öyküden birisi. Sarıoğlu'nun 'Yakın geçmişin siyasal/toplumsal tarihi içine serpiştirilmiş kadın ve erkek militanların hayatlarını imgeleştirmek çabası' çıkarmış Nar Taneleri'ni.
Her öyküde bir yaşam
Kitapta ayrıca Oğuz Artan'ın 'Daha ne olsun, yarayı derin almıştık', Hacer Yıldırım'ın 'Kırmızı saçlı, kırmızı parkalı, kırmızı ayakkabılı, kırmızı düşlü kız', Selçuk Hazinedar'ın 'İnce Memed'i okuyunca her şeye hazırdım', Leyla Gedik'in 'Fatsa'da bir şey vardı ve o da çok güzel bir şeydi', Ahmet Fevzi Erdal'ın '62 yaşındayım, Felsefenin Başlangıç İlkeleri'nden yeniden başlayabilirim', Saliha Yayla'nın 'Her kente bir Saliha şart', Zeki Kırdemir'in 'Kaş ile Göz (Meis) arasında yaşıyoruz işte', Cengiz Türüdü' nün 'Okumak için okulu bıraktım', Hasine Şen'in 'Rodop gaydası dinlerken kendim oluyorum', Meryem Güneş'in 'Devrim ve sosyalizm... Türkiye'ye de çıkabilir?', Gâvur Ali'nin 'Az kalsın Felsefenin Temel İlkeleri'ni kurşunlayacaktım anni musun?', Hatice Onat'ın 'Tanya'yı büyütünce geri döneceğim', Yusuf Ziya Örün'ün 'Bir köşeye bir parti açalım uşaklar' öyküleri var.
'Esamisi' okunmayanların kitabı
Sezai, "Kitapta anlatılanlar bir hatıra aktarımı değil. Kitap, o tarihi oluşturanların 'esamisi' okunmayanları, 'kütükten düşürülmüş'
olanları, 'artakalan' görülenleri, sürekli açıklanan ve tanımlananları görünür kılmak zorunda. Unutulanların, parmak kaldırıp, kendini dinlendirme denemesi. Bireyin kendini yeniden tanıması, kendini anlatarak kendisiyle yeniden tanışması, kendini tamamlaması" diyor.
Sezai'ye göre 12 Mart sonrasında olduğu gibi, 12 Eylül sonrasında da sol gelenekler, resmi söylemleri içinde, saptamalar, kavramlar ve kategorileşmeler yoluyla, genel olarak sosyalizm geçmişini, özel olarak da kendi özel geçmişini açıklamaya çalıştı. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin bilgisinin ve bilincinin sadece kendisinde olduğunu savlayan sol resmi tarihlerin haldeki durumları, bu bilgileri ne açığa çıkartacak, ne de kapsayacak yeteneğe sahip olmadıklarının göstergesi. En çoğulcu iddiadakiler dahil, her resmi tarih, 'örgüt merkezli' bir tarih tezine sahip olduğundan, tarihin bütün bilgisini içerdiği ön kabulüyle malul.
'Bu aşk var ya bu aşk'
'İnsan dediğin saçaktaki/Güvercinin farkında olacak/Ve bir çiçek açacak kendince./Bu aşk var ya bu aşk;/Dikkat!/Yangında ilk kurtarılacak.' Sezai, "Bu yüzden resmi sol söylemin üstünü örttüğü bilginin, belgenin, insanın ve aşkın, resmi anlatımdan ve resmi yazımdan özerkleşmesi ve bir anlamda 'kurtarılması' gerekiyor"diyor. Ve sonra ekliyor: "Bir özgürleşmeden,
'Aleyhistan'da yeni bir lehçe' olma ihtimalinden ve ihtilalinden söz ediyorum. Zaman zaman değil, bütün zamanlarda sosyalist olmanın, devrimci değil devrim olmanın, âşık değil aşk ve eşkıya olmanın altını Nar Taneleri ile çizmem kimseyi gücendirmesin."
Sezai'nin yazdığı iç burkan öyküler, solun resmi tarihçilerine atılmış 'Nar Taneleri'.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    Ankara

    ,

    İstanbul

    ,

    12 Eylül