Gece 01.00'de sette çocuk olmasın artık

Gece 01.00'de sette çocuk olmasın artık
Gece 01.00'de sette çocuk olmasın artık

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Setlerde büyüyen Burçin Terzioğlu, şimdi 'Merhamet' dizisinde oynuyor. Setteki çocuklarla ekstra ilgilenen Terzioğlu, "Çocuk oyuncu tamam ama gece 01.00'de de sette çocuk olmasın artık" diyor.
Haber: ECE ÇELİK - ece.celikis@gmail.com / Arşivi

Deyim yerindeyse doğduğundan beri setlerde olan ve 1980’li yıllarda ‘Çıplak Vatandaş’tan ‘Fazilet’e pek çok filmde çocuk oyuncu olarak yer alan Burçin Terzioğlu, bu aralar ‘Merhamet’ dizisindeki Deniz olarak karşımıza çıkıyor. Ailesi de bu sektörün içinde olan ve “Biz akşam yemeğinde sofraya oturduğumuzda konuştuğumuz konu hep setler oldu. Sektörel muhabbetlerin içinde büyüdüm” diyen Terzioğlu’yla oyuncunun geçmişine ve bugününe dair sohbet ettik...
Oyunculuğa çok küçük yaşlarda başladığınızı biliyoruz... 
Evet, 4 yaşında başladım. Bilinçli bir tercih değildi ama hatırladığım yaşlardan itibaren oyunculuk keyifli bir hal aldı. Bir çocuğun set ortamında olması çok sağlıklı bir şey değil. Ekstra özen gösterilmesi gerekiyor.
Siz oyun oynamak yerine çocukluğunuzu setlerde geçirdiniz? 
Evet, çok fazla projede yer aldım. Şimdi sete küçük yaşta bir oyuncu geldiği zaman settekilere göre onu daha iyi anlıyorum ve onunla ilgileniyorum. Çocuk oyuncular elbette olmalı. Ama onlar için ekstra bir standart olması gerektiğine inanıyorum. Gece 01.00’de sette çocuk görmek istemiyorum.
Aileniz de sinema sektöründen... 
Ablam yardımcı yönetmen, abim görüntü yönetmeni, babam prodüksiyon amiri ama artık emekli oldu. Abim benden 13 yaş büyük ve ben daha çok küçükken de bu piyasanın içindeydi, ablam da öyle. Biz akşam yemeğinde sofraya oturduğumuzda konuştuğumuz konu hep setlerdi.
Şimdi onlarla konuştuğunuzda sizi küçük yaşta oyunculuğa başlatmaktan memnunlar mı? 
İyi ki yapmışız diyorlar. Çıkan sonuçtan çok mutlular. Ben de iyi ki onlar aracı olmuş diye düşünüyorum. Ama sette bir çocuğun diğer bir oyuncunun kucağında uyuklama durumu beni ekstra olarak üzüyor.
Peki, çocuk oyuncu ne hisseder? 
Eğlenir tabii ki... Düşünsene, bütün ilgi senin üzerinde. Bizim dönemimizde şartlar daha da kötüydü. Ben şu anda setteki çocuk oyunculara zaten anne gibi davranıyorum. “Yemek yedin mi, uykun var mı?” diye peşlerinde koşuyorum. 
Hande Altaylı’nın ‘Kahperengi’ romanından uyarlanan ‘Merhamet’te oynuyorsunuz. Öncesinde okumuş muydunuz kitabı? 
Hayır, dizi senaryosu elime geldiğinde okudum.
Okuyunca nasıl buldunuz? 
Çok sevdim. Çok akıcı ve dokunan bir hikâyesi vardı. Üç saatte bitirdim.
Kitabı okurken dizi olarak nasıl hayal ettiniz? 
Dizinin ilk bölümünün senaryosunu ve romanı aynı anda okudum. İlginçtir ki eskiden bende bir romanın diziye ya da filme çevrilmesinde hep bir yetmezlik duygusu hâkim olurdu. Ancak ‘Merhamet’ kafamda çok eşleşti. Çok doğru bir uyarlama olmuştu, eksiklik hissini yaratmad.
Çok sakinsiniz. Ama ‘Merha-met’teki Deniz, delidolu bir karakter... 
Deniz, dışadönük, kadınsı ve eğlenceli. Beni çok yükselten ve heyecanlandıran bir karakter oldu.
Şimdiye dek oynadığınız karakterlerden çok farklı... 
Her oyuncu yeni projesinde bir diğerinden farklı bir rol oynamak ister. Bana uzun zamandır gelen sıradan bir tipleme vardı. Bunu Deniz karakteri ile kırmış oldum.
Sakin göründüğünüz için hep sakin roller gelmiş olmalı... 
Evet, yapımcılar rolleri kimin oynayabileceğine oyunculuktan çok tipe göre karar veriyorlar. Benim bugüne kadar gelen senaryolarda gözüm hep kötü karakterlere kaymıştır. Gül Oğuz’un sayesinde aştığım bir eşik oldu bu. Kitabı okuduktan sonra diziyi izleyen insanlar “Deniz karakteri için hiç seni hayal etmemiştik” dediler. Gül Oğuz bana benden daha çok inanmıştı. Onun yüzünü kara çıkartmadığımı düşünüyorum.
Alaylı bir oyuncusunuz. Oyunculuk sezgilerle geliştirilebilir mi sizce? 
Oyunculuk sezgilerle başlayıp eğitimle ve tecrübeyle geliştirilebilir bir şey. Bana göre yeteneği olan herkes oyuncu olabilir. Manav da bankacı da oyunculuk yapabilir. Öğrendiği ve üzerine bir şey kattığı sürece bu mesleği herkes yapabilir. 10 yıl önce alaylı-eğitimli kavgaları vardı. Ancak artık bunun kaldığını düşünmüyorum. Ben bir görüşmeye gittiğimde kimse bana “Nereden mezunsun?” demiyor, oyunculuk gücüme bakıyorlar. Ben artık birçok tiyatrocunun hiç buna takılmadığını birebir yaşadım. Benim için Türkiye ’nin en iyi oyuncularından biri benim konservatuvar mezunu olmadığımı öğrendiği zaman “Biliyordum zaten, farkını görüyordum” demişti. Benim için önemliydi çünkü eskiden bunun muhabbeti çok edilirdi. Konservatuvar mezunu olmayan biri tiyatro sahnesine çıkarılmazdı.
Hiç başka meslek yapmayı düşünmediniz mi? 
Görüyorum, şimdiki gençlerde hangi mesleği yapacakları konusunda büyük bir kararsızlık var. Ben sette doğup büyümüş biri olarak başka mesleklerin ne getireceğini hiç bilmedim. Şu anda cerrah olsaydım ne güzel olurdu diyorum ama o yaşlarda o meslek üzerine yoğunlaşınca kendimi hep oyuncu olarak düşünmeye başladım.
Mesleğiniz konusunda hırslı mısınız? 
Hırsımı ne başkasının canını acıtacak ne de kendi canımı acıtacak dozaja çıkarmadım. Kendimle büyük bir yarış içindeyim. Ama kaderci de bir tarafım var. Ben güzel ‘kabul eden’ bir insanım. Pek çok şeyi sakince kabul ederim. Hayatımın hiçbir devresinde acıtıcı sert hırslarım olmadı.
Sinemada hiç yer almadınız. Bu bir oyuncu olarak eksiklik yaratıyor mu? 
Çocukken pek çok sinema filmi yaptım. Ama yetişkinlik dönemimde daha tarzı ve tavrı olan bir iş yapmak istedim. Bir türlü yolumuz yapımcıların tercihi ve benim tercihlerimle kesişmedi. Ama şu sıralar incelediğim bazı projeler var.
Hiç oynamak isteyip içinizde kalan bir rol oldu mu şimdiye kadar? 
Şu ana kadar oynadığım rollerin dışındaki tüm roller içimde kaldı diyebilirim. İnsanlar kötüyü oynamayı tercih etmiyor. Kötü olan ya da hayata karşı tavrı olan karakterleri oynamak bana çok çekici geliyor.
Seçtiğiniz projelerin sosyal konulara değinmesine özen gösteriyor musunuz? 
Biz sanatın önemli dallarından birinin içindeyiz. Projelerde çok net politik bir tavrın olmasını çok doğru bulmuyorum. Ancak sanat pek çok insana ulaşan bir şey. Eğer insanların bir yarası, bir derdi varsa bunu sanat yoluyla görünür kılmak çok önemli. Kadına şiddetin çok fazla olduğu bir dönemde, merhametsizliğin başını alıp gittiği bir dönemde ‘Merhamet’ gibi tam da bu konulara değinen bir işin içinde olmak ses çıkarmaktır. Herkes haber izlemiyor, gazete okumuyor ama birçok kişi dizi izliyor. İzlediği bir sahne bir kişi için bir ışık yaratıyorsa, bir yere dokunuyorsa o zaman bu işi yapmak daha da keyifli oluyor. 100 kadından 97’si hayatında bir kere şiddete maruz kalmış. Biz bu dizide bir şekilde bunu insanların gözüne sokuyoruz.