Geleceğe dönüş

Uzay 1999, Star Trek, hatta 2001: A Space Odyssey. Bu yapımların ortak yanı...

Uzay 1999, Star Trek, hatta 2001: A Space Odyssey. Bu yapımların ortak yanı, şöyle ya da böyle 60'lı ve 70'li yıllara ait uzay ve gelecek imgelemini temsil etmeleri, gelecekte hayatın nasıl olacağına ilişkin kurulan hayalleri sonutlaştırmaya çalışmaları. Kimi popüler, kimi felsefi açıdan aynı noktada buluşuyor. Peki Air ile ilgili bir yazı neden böyle başlıyor? Çok basit çünkü Air sözü edilen tüm bu kavramlara
denk düşen bir semboller bütününü derliyor, söz konusu imgelemi müziğe döküyor. Ve tabii bunu 2000'lerde yapıyor. Trendlerin ya da akımların geçmişten feyz alması şaşılacak bir durum değil. Air'in yaptığı hem 70'lerin elektronik ve teknolojik hayallerine gönderme yapmak hem de o yıllarda Pink Floyd (Space rock, psychedelic rock ne derseniz deyin, onlar bu işin piriydi, tabii eski kadrosuyla), King Crimson, Soft Machine gibi grupların durduğu yere bugün sahip çıkmak. Üstelik bu işi hakkıyla yapıyorlar.
Yüzde yüz Fransız
En son popüler olan How Does it Make You Feel? ya da ilk albüm Moon Safari'deki New Star in the Sky ile Pink Floyd'un Shine On You Crazy Diamond'ı, Welcome to the Machine'i
arasında çarpıcı paralellikler var. Peki 70'lerin başında space rock ya da psychedelic
rock denen akımı bugün sırtlayan Fransızlar kim?
Nicolas Godin ve Jean-Benoit Dunckel, her ikisi de Versailles'da doğup büyüyen iki müzisyen. Hikâyelerinin gelişimi şöyle: Dunckel, Paris Konservatuvarı'nda müzik eğitimi alırken bir yandan da alternatif bir grup olan Orange'ı kuruyor. Burada tanıştığı Godin ve diğer bazı isimlerin katıldığı grupta tanıdık bir isim de var. Bugün progressive house / dance'in tanınmış siması Alex Gopher. Gopher kendini dans temelli müziklere verirken Dunckel ve Godin, 1995'te Air'i kuruyor. İzleyen iki yıl içinde Air, Mo'Wax (Modular) ve Source Lab (Casanova 70) gibi yerel firmalardan single kayıtlar yayımlıyor. Bu arada yoğun bir etkileşim dönemi geçiriyorlar. Serge Gainsbourg'dan, Dimitri From Paris gibi tarihi isimlerden feyz alıp artık Fransız müziğinin temel direği konumuna gelen Daft Punk ile çalışıyorlar.
1998 yılında tüm bu birikim ortaya ilk albüm Moon Safari'yi çıkarıyor ve albüm İngiltere ve Amerika'da beklenmedik bir ilgi görüyor. 2000 yılında Sofia Coppola'nın yönettiği Virgin Suicides filminin soundtrack çalışmasını yapan Air (film de müzikler de unutulacak gibi değil), 2001'de 10 000 Hz Legend albümüyle büyük bir patlama yaşıyor ve ardından Amerika turnesine çıkıyor.
Air'in müziği her ne kadar 'derin' 70'lerin sofistike müziklerine gönderme yapsa da sound bakımından 90'ların elektronik etkilerini de gözardı etmemek gerekiyor. Aphex Twin'in, hatta aynı kuşaktaki tüm Fransız müzisyenlere işleyen bir Daft Punk'ın sound'u egemen çoğu zaman.
Hep beraber 'Hertz'
Maxi single Everybody Hertz'e gelince, albüm Air'in müzik zevkini daha da ileri götürüp farklı lezzetlerle birleştiriyor. Beck'in de vokal desteğiyle Air'e büyük başarı getiren 10 000 Hz Legend'da yer alan Don't Be Light, hem albüm versiyonu hem de Mr. Oizo (Onu Levi's'ın Flat Eric'li reklam filminden Flat Beat ile hatırlayabilirsiniz), Neptunes, Malibu ve The Hacker remix'leriyle albümde yer alıyor. How Does it Make You Feel? ise yine albüm versiyonu ve İngiliz prodüktör Adrian Sherwood'un reggae ruhlu remix'iyle karşımızda. People in the City'ye ise Modjo harika bir akustik uyarlama yapmış. Parçanın bir de Jack Lahana (evet komik) remix'i bulunuyor. Son olarak sürpriz; yeni parça The Way You Look Tonight.
Air'in tüm dünyada bu kadar ilgi görmesi ve içi boş popülerliğe bulaşmadan yoluna devam edebilmesi hem müzisyenler hem dinleyiciler açısından umut veriyor. İnsan "Şu resident DJ'ler furyası sona erse de, birileri Air gibi grupları Türkiye'ye getirmek için girişimde bulunsa artık," diye geçiriyor içinden...