Gelecekte insana yer yok mu?

1989 yılında Tarihin Sonu teziyle tek gecede şöhreti yakalayan Francis Fukuyama, bu tezinin üzerinden on yıl...
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

1989 yılında Tarihin Sonu teziyle tek gecede şöhreti yakalayan Francis Fukuyama, bu tezinin üzerinden on yıl geçtikten sonra teorisini yenileme ihtiyacı duydu. Henüz bilimin sonu gelmediği için tarihin de son bulamayacağını belirten modern filozof, akademisyen, tarihçi ya da siyasi bilim adamı şimdilerde, insan davranışını değiştirme yetisinin liberal demokrasiyi nasıl etkileyeceğini sorgulayan son kitabı ile gündemde. Our Posthuman Future / İnsan Sonrası Geleceğimiz, biyoteknoloji devriminin
getirisi olan insan DNA'larıyla oynayabilme yeteneğini ve bu teknolojinin politik sisteme
vereceği zararları konu ediyor.
Fukuyama, insan klonlamanın toplumu ciddi şekilde tehdit ettiği kanısında. Ona göre klonlama, insanın doğal üreme yöntemine ters düştüğü gibi, ebeveyn ile çocuk arasında gelişecek normal bir ilişkiyi de engelliyor. O, insan doğasıyla oynamanın toplumda ciddi anlamda politik, sosyal ve ahlaki sorunlara yol açacağını düşünüyor.
Depresyon anılarda kalacak
Bu günlerde tıbbi teknolojileri denetleme konusunda uluslararası bir çaba sarf ediliyor. Bunları yasaklayan kanunların karşıtları, global dünyada bu yasakların etkili olamayacağını savunuyorlar.
Avrupa ve Asya'da biyoteknoloji alanında ilerlemeye hevesli ülkeler var.
Yasak karşıtları, araştırmalarına ve klonlama
çalışmalarına ara verdikleri takdirde, Amerika'nın teknoloji konusunda diğer ülkelerin gerisinde kalacağını düşünüyorlar. Fukuyama teknolojik ilerlemelerin siyasi açıdan kontrol edilemeyeceği iddiasında. Özgürce üretilip ihraç edilemeyen nükleer silah, roket ve ilaç benzeri birçok tehlikeli
teknoloji dalı var. Yıllardır insanla ilgili deneyler başarılı bir şekilde denetleniyor.
"Bu teknolojileri denetleyen yasaların tam anlamıyla yürürlüğe konmaması, bu tarz teknolojilerin hiç gelişmeyeceği anlamına gelmiyor," diyen Fukuyama uluslararası bir yaptırımdan önce, ülkelerin kendi kanunlarını
oluşturması gerektiğini savunuyor. Avrupa Konseyi, 24 ülkeyi kapsayan ve klonlamayı yasaklayan bir yasa oluşturdu bile. Fukuyama'ya sorarsanız, insan klonlamayı yasaklayan uluslararası bir anlaşmaya, Amerika'nın büyük katkısı olabilir.
Fukuyama'nın üzerinde durduğu diğer bir konu antidepresan ilaçlar. Günümüzde terapi amaçlı
kullanılan bu ilaçların bir kısmı, insanların
kaygılarını silmeye, uykularını düzenlemeye ve onlara huzur vermeye yararken, bir kısmı da odaklanma, güvensizlik ve motivasyon
eksikliği gibi sorunlarının üstesinden gelmelerini sağlıyor. Yakında zekayı artıran,
hafızayı kuvvetlendiren ve saldırganlığı azaltan ilaçların geliştirilmesi işten bile değil. Fukuyama'ya kalırsa gelecekte, genetik profilden yola çıkarak yan etkisiz, kişiye özel ilaçlar bile üretilecek.
İnsanların depresyona girmek ya da mutsuz olmak için hiçbir bahanesi kalmayacak. Normalde mutlu olanlar isterlerse, daha da mutlu olabilecekler.
Şakalarda azalma
Fukuyama insan ömrünün de giderek uzayacağını
iddia ediyor. Bilim adamları, ortalama insan ömrü uzadığında bir takım sorunların ortaya çıkacağı kanısındalar. İnsanlar yaşlandıkça, fikirleri sabitleşecek, birbirlerini çekici bulmadıklarından gençlere yönelecekler ve çocuklarının yolundan çekilmedikleri gibi, torunlarına da rahat vermeyecekler. İşte bunların nasıl çözüleceğini henüz hiç kimse kestirebilmiş değil.
'Seçilmiş çocuklar'ı da unutmamak gerek. Seçilmişler, genetik sınıfların oluşmasına yol açacak. Ebeveynlerinin onlar için önceden
belirlediği genetik özelliklere sahip olacaklar. Durum böyle olunca da, 'dört göz'
ya da 'şişko' tarzı şakalaşmalar ayrı bir boyuta taşınacağa benzer.