'Gelibolu'yu aşan bir film hâlâ yok...

'Gelibolu'yu aşan bir film hâlâ yok...
'Gelibolu'yu aşan bir film hâlâ yok...
Uğur Vardan Gelibolu filmini Radikal okurları için yazdı
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Aslında dertleri iyi birer atlet olmaktır. Kader yollarını bir yarışta kesiştirmiştir. Ama bu en delişmen çağlarında biraz da serüven yaşama dürtüsü, onları gönüllü olarak savaşa katılmaya iter. Böylece Archy ve Frank, ta dünyanın öte tarafından kalkıp Gelibolu sahilinde vatanlarını korumak için savaşan Osmanlı Ordusu’nun önüne atılan birer piyon olacaktır. Peter Weir’ın 1981 tarihli filmini lise sonda izlemiştim. Sonrasında bir daha aynı limana uğramadım ama eminim ki, artık sinema yazarlığı yapmayan eski şefim Serhat Öztürk’ün, yıllar önce ‘Paris’te Son Tango’nun yeniden gösterime girdiğinde Aktüel’de kaleme aldığı yazısında vurguladığı gibi, ‘Hatırasına ihanet etmeyen filmler’den biridir ‘Gelibolu’.

Avustralyalı Weir, aslında 1975’te ‘Hanging Rock’ta Piknik’le ilk başyapıtını vermişti (biz de bu muhteşem çalışmayı 1992’te İstanbul Film Festivali’nde izlemiştik), sonrasında ‘Gelibolu’ geldi ama asıl ününü 1989’daki ‘Ölü Ozanlar Derneği’yle yaptı. Weir çok sevdiğim bir yönetmendi ama son çalışması ‘The Way Back’teki abartılı anti-komünistliği doğrusu bu üzdü. Yaşlılığına verdim! ‘The Way Back’ bir yana, öteki yapıtları bir yana diye düşündüm.

Neyse, ‘Gelibolu’nun bir yerinde iki genç adamın çölde yürürken rastladıkları tuhaf bir çoban, yanılmıyorsam onlara şu soruyu yöneltiyordu: “Avustralya, Almanlara karşı niye savaşıyor ki?” Sonra da ekliyordu: “ Türkiye nerede?” Evet, Türkiye nerede Avustralya nerede ve o gencecik Anzaklar, Gelibolu yarımadasında İngiliz subaylar beş çayını yudumlarken niye ölüme yollanıyordu?
Weir, başrollerini Mel Gibson ve Mark Lee’nin paylaştığı ‘Gelibolu’yla meseleye son noktayı koymuştu. Bundan sonra çekilecek her ‘Çanakkale filmi’, ister orayı, ister burayı anlatsın, üstüne bir şey koymak zorundaydı. Ama gördüğüm kadarıyla şu ana kadar bunu başaran yok…