Genç ya da yaşlı 'Sefiller' hep rahatsız!..

Genç ya da yaşlı 'Sefiller' hep rahatsız!..
Genç ya da yaşlı 'Sefiller' hep rahatsız!..
'Zoraki Kral'la tanınan İngiliz yönetmen Tom Hooper, Victor Hugo'nun ölümsüz eserinin hakkını veren ve siyasi arka planı da başarıyla yansıtan bir müzikalle huzurlarımızda...
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

İlkokul dördüncü sınıftaydım. Kütüphaneden aldığım bir kitap , küçük bir kızın eski bir suçlu sayesinde ayakta durmasını, büyümesini, peşi sıra âşık olmasını, ezcümle neredeyse bütün bir mücadelesini anlatıyordu. Çok etkilenmiş ama her şeyi keşfetme dönemimin de etkisiyle kısa bir sürede unutup gitmiştim. Birkaç yıl sonra, sanırım orta iki suları bir Kurban Bayramı TRT’de iki gün üst üste ‘Arkası yarın’ mantığıyla destansı bir film yayımlandı. Yine etkilenmiştim ama beni asıl vuran şey, anlatılanların yakın geçmişte okuduğum romana benzemesiydi. Çok geçmeden işin aslına vâkıf oldum. Ben, ‘Kozet’ adıyla ‘Sefiller’in ‘Çocuklara göre yumuşatılmış versiyonu’nu okumuştum. İzlediğim film de Jean Gabin, Bernard Blier, Daniele Delorme’nin başrollerini paylaştığı 1958 yapımı (yönetmeni Jean-Paul La Chanois) uyarlamasıydı. Sonra okulda, edebiyat dersinde, bir romanı okuyup yazma ödevi verildi. Belki de beni bugünlere taşıyan yazma eyleminin tutkusunu ve biraz da şehvetini o ödevde ilk kez derinlemesine tatmıştım. Sanki ortada olmayan bir şeyi hiç yoktan var ediyor psikolojisiyle işin başına oturmuş ve ‘Sefiller’i tam beş dosya kâğıdında bir güzel özetleyivermiştim.
Bazı romanlar, insan hayatında bu türden özel dönemeçlere sahip. Victor Hugo’nun ölümsüz eserinin de benim serüvenimde gerçekten farklı bir yeri var. Dolayısıyla bu yapıtın her sinema serüveninde salonun yolunu tutar, önce eski hatıralarımla bir kez daha buluşur, sonra da “Bakalım bu kez nasıl çekmişler?” duygusuyla hareket ederim. Son adım niteliğindeki Tom Hooper imzalı ‘Sefiller’, romanın Paris-Londra ve New York hattında epey vakit geçirmiş müzikal uyarlamasının sinema versiyonu. ‘Müzikal’ denince yeni kuşak izleyici önce şöyle bir duraksıyor, sonra da o anki psikolojisine göre salona adım atıyor ya da DVD’nin karşısına oturuyor. Sağ olsun biz önümüze konan yemeği, tabağı parlatıncaya kadar yemek zorunda olan bir kuşağın ahvadıyız. Bu kuşkusuz, ‘Yokluk dönemi’nin bir refleksi değil, yapılan işe ve emeğe saygının yanı sıra müzikallere aşina olmanın da bir dışavurumu. Ama İngiliz yönetmen Tom Hooper’ın müzikali doğrusu bütün bu önkabullerin dışında romanın hakkını veren, siyasi arka planı son derece yerli yerine oturtan, karakterleri ve bu karakterleri canlandıran oyuncuların performanslarının yanı sıra sahne ve kostüm tasarımlarıyla da takdire şayan bir çalışma. Ana karakterler Jean Valjean’la peşindeki müfettiş Javert’i iki Avustralyalı oyuncu Hugh Jackman’la Russell Crowe canlandırıyor. Bu bir anlamda ‘Wolverine-Gladyatör kapışması’nı da akla getiriyor. Cosette’in annesi Fantine’i canlandıran Anne Hathaway, performansıyla ‘En iyi yardımcı kadın ’ (ki Akademi’nin onca saçma sapan seçimleri içinde mantıklı olanlardandı) Oscar’ına uzandı. Genç oyuncunun ışıltısını öven Amerikalı bir sinema yazarı, tiplemede Jeanne d’Arc’tan da esinlemeler bulmuş. Ben ayrıca Thenardier’deki Sacha Baron Cohen’i de çok beğendim. Müzikalitesi hakkında konuşmaya kendimi vâkıf görmüyorum ama ‘’I Dreamed a Dream’, ‘At the End of the Day’, ‘Master of the House’ gibi şarkılar ve perdedeki yansımaları etkileyiciydi.
Sonuç? Hugo’nun klasiği, ahlaki, vicdani ve sınıfsal arka planıyla insanlık var oldukça ehemmiyetini koruyacak. Ve bizler her her daim barikatlardaki o her yaştan çocuk ve gence hep ihtiyaç duyacağız!..