Gençliğimizin şarkılarını yeniden çaldık!

12 yaşında babasının caz grubunda davul çalıyordu. O öldükten sonra rock'a merak sardı. Jesus Christ Superstar gibi tarihi bir müzikalde davul çaldı.
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

12 yaşında babasının caz grubunda davul çalıyordu. O öldükten sonra rock'a merak sardı. Jesus Christ Superstar gibi tarihi bir müzikalde davul çaldı. 70'li yıllarda, rock müzik altın yıllarını yaşarken o da Jeff Beck, Pete Townshend, Gil Evans, Stanley Clark, Frank Zappa, Peter Gabriel, Michael Schenker, Brian Eno, Judas Priest gibi isimlerin albümlerinde çalıyor, turnelere çıkıp dünyayı dolaşıyordu. 1992'de Toto'nun efsanevi davulcusu Jeff Porcaro'nun ölümüyle gruba katıldı. 1997'de buna ek olarak kendi grubunu kurdu, 1997'de Another Lifetime ve 2000'de Vantage Point albümlerini çıkardı.
Simon Phillips'in hayatındaki başarıları anlatmaya kalkınca yazı uzayıp gidiyor. Toto'nun şu sıralar Türkiye'de de piyasaya çıkacak olan Through the Looking Glass isimli cover albümünün kayıtları da ona ait. Rock müziğinin en önemli davulcu ve prodüktörlerinden biri olan Phillips'e New York'taki evinde telefonla ulaştık. Önceki gece Baked Potato isimli bir caz kulübünde çaldığını ve 'haliyle' içtiği için biraz yorgun olduğunu söyledi. Bu arada Türkiye'ye gelmek istediklerini, buranın methini çok duyduklarını da söyledi. Organizatörlere duyurulur...
Neden bir 'cover' albüm yapma gereği duydunuz?
Living in the City, Sunshine of Your Love gibi şarkıları cover'lamak düşüncesi eskiden beri vardı. Bir de mesela While My Guitar Gently Wheeps'i, Steve (Lukather) çok istemişti. Diğer şarkılar da yeni başladığımızda çaldığımız şarkılar.
Kayıtları siz yaptınız...
Evet. Bazı konularda fikirlerimizi paylaştık. Ama sonra ben yalnız çalıştım. Başkaları varken yapamadığın şeyleri yalnız başına yapabilirsin. Önce tempo ve ritim üzerinde anlaştık. Bendeki loop CD'leri arasından bir şeyler yerleştirdik. Güzel oldu galiba.
Toto ismini taşımak zor olsa gerek. İyi bir grupsunuz, yıl 2002 ve herkes sizden en iyisini bekliyor. Neler planlıyorsunuz gelecek için?
25 yıllık bir grup bu. Ben 10 yıldır içindeyim. Bu süre içinde kimse kendini zoraki bir yenilik ya da bir farklılık için zorlamadı. Dünyayı dolaşıp, her yerde konserler veriyoruz. Bu çok az grubun yapabildiği bir şey. Buna devam edip yeni kayıtlar yapacağız, aklımıza estiği gibi. Zaten o zamandan bu zamana değişmeyen tek şey de bu.
Neler değişti peki?
Değişen şey plak sektörü ve sektörün şartları oldu. The Who, The Stones gibi gruplara bakarsan artık satmadıklarını görürsün. Sadece eski plakları satıyor. Yani hayranları grupların ilk hallerini beğeniyor. Bir de tabii konserlerine gidiyorlar.
"70'lerde her gün bir albümde çalıyordum"
Herkesin kendi projesi var, biraz da müzik kulübü gibi bir yer galiba Toto...
Her şeyden önce müzisyeniz. Ben 70'lerin ortasında Londra'da neredeyse her gün bir kayıtta çalıyordum. Onlar da (grubun diğer üyeleri) şimdi Los Angeles'ta aynısını yapıyorlar. Bense şimdi biraz daha prodüktörlük, sound mühendisliği gibi konularla ilgileniyorum. Bir grup her zaman stüdyoda, kalan zamanlarda da turnede olmuyor ki. Biraz ara vermek, başka şeylerle uğraşmak, uzaklaşıp yeniden dönmek lazım. Birlikte iki yıl konser vermediğimiz bile oldu. Luke'la (Steve Lukather) ikimiz zaten alkoliğiz her zaman hazır olamıyoruz konser vermeğe (gülüyor).
İlk kez 1986'da Japonya'da karşılaşmışsınız...
O sırada Jeff Beck'le Japonya'da turnedeydik. 70'lerin sonunda, 80'lerde hep onunla çaldım. Cidden çok iyi bir müzisyendir. O sırada Japonya'nın kuzeyinde bir yerlerde de bir festival vardı ve Santana bile çalıyordu. Luke da oradaydı ve menajerimiz sayesinde bir konserde birlikte çaldık.
Sonra Los Angeles'ta tekrar bir araya geldik.
Nasıl bir yer Los Angeles bir İngiliz için?
Başta orada kendimi uzaylı gibi hissediyordum. Üstelik ben soğuk biri filan da değildim. "Kim bu adam?" diyorlardı benim için, "Konuşması mimikleri filan bir acayip, ama İngiliz'e de benzemiyor"
Gruba nasıl girdiniz?
Jeff'i (Porcaro) kaybettikten sonra Luke beni aradı, ben de memnuniyetle kabul ettim. Kader işte...
İlk kez Tambu albümünde (1995) yer aldınız. Kendinizi ne zaman tam olarak grubun bir üyesi gibi hissettiniz?
O zaman 1992 ve 15 yıllık bir grup, Toto. Dünyanın en iyilerinden bir tanesi. Aralarına yeni biri olarak giriyorsun, zor tabii. Ama benim de bir müzik geçmişim vardı. Pek çok grupla çalmıştım. Prodüktörlük yapmıştım. Tabii ki gidip şunu şöyle yapalım bunu böyle düzenleyelim diyemiyorsun hemen. Bu garip olur. Sıfırdan başlayan biri gibi davrandım. Herkesin neler yaptığını gördüm ne istediğini anladım. Böylece yavaş yavaş grubun bir üyesi oldum. Steve (Porcaro) ve David (Paich) çok iyi birer prodüktör ve çok iyi vokaller yapıyorlar.
Neler dinliyorsunuz?
Tool dinliyorum şu sıralar, arkadaşlarım... Çok iyiler. Red Hot Chili Peppers harika bence. Ama metal dinlemiyorum, içinde groove olmayan bir müzik dinleyemiyorum açıkçası. Michael Schenker, Deep Purple gibi eski sert grupları daha çok seviyorum çünkü grooeve'ları var. Belki biraz Metallica... Trash ise bence tam bir hayal kırıklığı, aslına bakarsanız ben genellikle caz diliyorum şimdilerde.



"Pek çok grup, hit'lerİnden nefret eder."
Her grubun efsaneleşmiş, aynı zamanda da klişeleşip kabak tadı veren şarkıları vardır. Led Zeppelin deyince Stairway to Heaven'ın akla gelmesi gibi mesela. Sizin de Rosanna, Africa, Georgy Porgy'niz var. Sıkılıyor musunuz zaman zaman bu klişelerden?
(Gülüyor) Tabii. Ama bu işin bir parçası. Eğer bir rock'n'roll grubuysan hit'lerin olur ve herkes beğenir. Bu şarkılar yıllarca peşini bırakmaz. Sen büyürsün değişirsin, başka başka işler yaparsın ama herkes seni o halinle görmek ister. Bir sürü rock grubu hit şarkılarından nefret eder bu yüzden. Biz yine de şanslıydık. Çünkü bizim hit'ler zamanla eskiyip modası geçecek, içi boş şarkılar değildi. Şimdi bakınca Africa mesela harika bir şarkı hem armonik olarak hem ritmik olarak.. Rosanna da öyle. Biz düzenlemeleri değiştiriyoruz her turnede ve böylece şarkılardan sıkılmıyoruz. Üstelik şarkı şarkıdır, bazen ille de yeni bir şey yapmaya gerek olmuyor.