Gerçekten çaresiz kalmak insana her şeyi yaptırabilir

Gerçekten çaresiz kalmak insana her şeyi yaptırabilir
Gerçekten çaresiz kalmak insana her şeyi yaptırabilir

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

'Çakal'da sessizliğinin altında öfkesini gizleyen Akın karakteriyle hayatta 'yırtma' şansı olmayan gençlerin sorunlarına ışık tutan İsmail Hacıoğlu'yla hem setten hem de kamera arkasına geçme planlarından konuştuk
Haber: Ayça Örer - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Akın konuşmayı sevmeyen bir karakter ve hayatla ilgili sıkıntılarını ifade edemiyor. Böyle bir karaktere nasıl hayat verdiniz?
Aslında masa başında çok uzun süre çalışma fırsatımız oldu, filmin çekiminden daha uzun süre belki. Senaristimiz Serkan Telli, yapımcımız Kaan Korkmaz, yönetmenimiz Erhan Kozan ve ayrıca Uğur Polat, Erkan Can’la beraber konuşa konuşa neyi istediğimizi, neyin altını çizmemiz gerektiğini teyit ettik. Herkes üzerine düşeni yapmaya çalıştı. Herkes sete çıktığında ne yapacağını biliyordu, ben de üzerime düşeni yaptım. Akın dediğiniz gibi az konuşan bir karakter çünkü “ben bunu anlatacağım ama kime anlatacağım ki, niye anlatacağım ki, ne anlatacağım?” sorularıyla dolaşıyor. Günlük hayatımızda aslında sürekli karşılaştığımız ve fark etmediğimiz yüzlerce, binlerce gençten bir tanesi. 

Onun içine düştüğü buhran bir sürü insanın da içine düştüğü bir buhran. Parasızlık, sevgisizlik, gelecek kaygısı, sevgilisiyle görüşememek…
Bir iş fırsatını bulamaması, ikiyüzlü insanlarla karşılaşması… Günümüzde gençler çok kısa yoldan yırtmanın peşine düştüğü için Akın da en sonunda mevzunun paraya dayandığının farkında ve en sonunda hırsızlık yaparak, aslında kendine göre ödünç alarak, bu mücadelenin içine giriyor diyebiliriz. 

Filmde herkesin birbirine sürekli küfretmesi eleştirildi…
Aslında oradaki insanların ağzından söktüğümüzde yapay durduğu için küfrü oraya koyduk. Önce “Yanlış mı yapıyoruz?” diye düşündük ama sonra bu kararı aldık, çünkü bu böyle. Böyle anlatmazsan bir perde koyarsan bir şeyler eksik kalacak. Konuşmuyor muyuz, hiç mi küfür edilmiyor? Hepsini bir filmde fazlaca duyduğumuz için eleştiriliyor ama bu bizim bir buçuk saatte anlatmak istediğimiz bir dünya , bir hayat, bir dert. Bunun sertliğiyle alakalı bu küfürler şarttı. 

Bu bir metropol hikayesi aynı zamanda. Şehir hayatına adapte olamayan ama başka çıkış da bulamayan insanlar Çakal’dakiler…
İstanbul’da her gün geçtiğimiz gördüğümüz yerleri anlatıyor bu hikaye. Dolayısıyla biz mekânları özenle bulduk. O yüzden Reşatpaşa, Balat, Eyüp civarlarında çalışıldı en çok. Dokusu gereği anlattığı hikâyede vermek istediği atmosfer gereği bu mekânlar en doğrusuydu. Özel bir atmosfer yaratmadık. Çalışırken, çaresizliği evvela kendinde hissediyor insan. Aklımıza gelmez karşımızdaki gibi düşünmek. Önce kendimizi düşünürüz. Gerçekten çaresiz kalmak insana her şeyi yaptırabilir. “Ben bunu yapmam” diye büyük konuşmamalı insan. O koşullar onu yapmayı gerektirir ve doğru odur onun için. Çakal bunun da altını çiziyor. O cinnetler, cinayetler, işlenen suçlar, hırsızlıklar. Madalyonun öbür tarafı var bir de. ‘Neden acaba’yla ilgili bir soruya da yanıt veriyor Çakal. Altını çizerek söylüyorum, sert, gerçek bir film yapmaya çalıştık. 

Gerçek hayata yakın hikayeleri sert bir dille anlatmak son dönemde sinemada yaygınlaştı.
Gerçek olan her zaman etkileyicidir. Üç boyut da beş boyut da olsa, gerçek olandan ne kadar uzaklaşırsan, mevzu yalan oluyor. Onun için dönüp dolaşıp bizim eski filmler gibi filmler yapılmaya başlandı. Yapanlar bütün gemileri yakıp yapıyor. Biraz da geri dönüş lazım ama. En azından korsandan kurtulmalıyız diye düşünüyorum. Genç jenerasyona baktığımız zaman bu işlerin çok zor döndüğünü görüyoruz. Bazı insanlar bazı yerlerden “Bu film olur” ya da “Olmaz” diyorlar. Sen kimsin? Bu işi layığıyla yapmaya kalktığında kaç kişi yapabilir, biliyor musun? 

Film Altın Portakal ’dan ödülsüz döndü...
Ödüllerin açıklanması bittikten sonra ekip olarak, “Bitti mi, hiç mi bir şey olmadı” olduk. En azından bu da bir şey. Bu da bir tavır ve anlamdır çünkü. Demek ki bu sene doğru yerde değilmişiz. Eyvallah tabii… Ödül için yapmamıştık bu işi… Yine arkadaşlarımız aldı ödülleri. Gayet güzel oldu bence. 

Meslekte onuncu yılınıza gireceksiniz neredeyse ve hâlâ çok gençsiniz…
Her insan kendi fırsatını kendi yaratıyor. Her şeyin sahibi olamayacağını anlayıp hedeflerini ona göre koyman lazım. Benim tek bir hedefim yok, hedeflerim var. Bu yolda da uğraşıyorum. İstiyorum ki her yaptığım iş daha iyisi olsun, o iş en kötü filmim olarak kalsın, üzerine koyarak gidebileyim. 

Oyuncular bir yerden sonra kamera arkasında da bir şeyler yapmaya başlıyorlar. Bu sektörün dayatması mı?
Bu kendi tarzını oluşturan bir durum ama yokluktan kaynaklı. Kafayı oraya çalıştırmaya başlıyorsun. Çünkü gerçekten kafa yorularak çıkarılmış bir senaryo yok. Bir işin dokuz saatte çekildiğini görüyorsun, başka yerlerde bir buçuk saatte bittiğini biliyorsun, o zaman neden bu kadar adam var bu sette diyorsun. İster istemez kafa çalışıyor. Herkes işini iyi yapsa, yönetmen, set işçisi yetişebilse, bu tabii ki büyük bir sektör haline daha kolay gelir.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Altın

    ,

    Erkan Can

    ,

    portakal

    ,

    hayat