'Gesi Bağları'nı bir de Karsu'dan dinleyin!

'Gesi Bağları'nı bir de Karsu'dan dinleyin!
'Gesi Bağları'nı bir de Karsu'dan dinleyin!
Müzik kariyerine Hollanda'da babasının restoranında başlayan Karsu, ilk albümü 'Confession'u çıkardı. Genç şarkıcı, kırık Türkçesiyle söylediği şarkılarla caz ve blues'u bu topraklara uyarlıyor.
Haber: MUHSİN TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Karsu Dörmez’i tanıyor musunuz? Baştan söyleyelim, tanımayan çok şey kaybediyor. Hollanda’da babasının restoranında piyano çalarak başlayıp adım adım dünyanın her köşesini gezen 23 yaşında bir kadından bahsediyoruz. Caz ve blues müziği kırık Türkçesiyle bu topraklara entegre eden Karsu boyundan büyük işlere imza atıyor. İlk büyük konseri için geçen hafta Türkiye ’ye gelen Karsu ile buluştuk ve müzikten başlayıp hayattan çıktık.
Televizyonda gördüğü piyano çalan uzun beyaz saçlı adam sayesinde aklına müzik düşmüş Karsu’nun. O gün “Ben de bu adam gibi olmak istiyorum” diyerek babasına piyano aldırıyor. Her ne kadar ailesi bağlama çalmasını telkin etse de kızlarının isteğini yerine getiriyor. “Babam araba almak için biriktirdiği parayla bana piyano aldı.”
Babasının restoranında uzun süre müzik yaptıktan sonra iyiden iyiye tanınmaya başlıyor ve bir süre sonra insanlar Karsu’yu dinlemek için restorana gelmeye başlıyorlar. ‘Hollandalı Norah Jones’ yakıştırması da bu günlerin ürünü. “İnternet de o kadar yaygın değildi henüz. Dolayısıyla insanlar birbirlerine anlatırken örneklendirmek için ‘Norah Jones gibi’ diyorlardı.” Bu benzetmeden hoşnut ama tarzlarının farklı olduğunu ısrarla belirtiyor.
Dünyanın farklı ülkelerinde verdiği konserlerin dolup taşmasını sağlayan en önemli faktörün internet olduğunu belirtiyor Karsu. Son altı ayda 13 ülke gezmiş ve her konser öncesi “Orada beni kimse tanımaz” diyormuş. Her seferinde de yanılmış. İnternet onu Brezilya’da bir ailenin evine de Hollanda’nın Kraliyet Sarayı’na da sokmuş.
Müziğe başladığı yıllarda Türk müziği ile arasının çok da iyi olmadığını söyleyen Karsu, en büyük eksikliğin bir yenilik olmaması olduğunu belirtiyor. “Hollanda’da bir Türk müzik kanalını izliyorum ve hep aynı şeyler yapılıyor. Aynı orkestralar, aynı kompozisyonlar…” Türk müziğini kendi müziğine katması da buna binaen olmuş. “Dinlerken ‘Şurada değişik bir şey olsa nasıl olur’ diye düşünüp yeni bir forma sokuyorum şarkıları. Bazen de farklı akorlarla çalıyorum. Başka enstrümanlar kullanıyorum. Her şarkıda başarıya ulaşamayabilirsin ama zaman zaman güzel oluyor ve insanlara farklı geliyor.” Karsu’ya göre dünyanın diğer ülkelerindeki insanların Türkçe olmasına rağmen şarkılarını dinlemesinin sebebi bu. Yine bu sentez sebebiyle Hollanda’da ‘Türk müziği’ Türkiye’de ‘caz ve blues’ ile etiketleniyor.
Küçükken hemen her tarzdan müzik evlerinde çalıyormuş. Bob Marley, Chopin, Zeki Müren... O dönemde Türk müziği ile çok içli dışlı değilmiş ama şimdilerde Kolektif İstanbul , Jülide Özçelik, Elif Çağlar Muslu, Tanju Okan ve Sezen Aksu kulağından eksik olmuyor.
2000’li yıllarda genç olmanın avantajını sonuna kadar kullanıp kendi şarkılarını yazıp besteliyor Karsu. İnternet sayesinde farklı insanların hayatlarından beslenebildiğini, okuduğu kitaplardan ilham alabildiğini söylüyor. “Örneğin, Facebook’ta bana ait bir hayran sayfası var. Oradaki insanlarla arkadaş değilim ama tüm fotoğraflarını, videolarını, yazdıklarını görebiliyorum. İnsanlar hayatlarını en derinine kadar paylaşıyor. Farklı insanların hayatlarını da farkında olmadan yaşıyoruz aslında.”
Babasının dükkânında uzun süre müzik yapmak sahne korkusu yaşamadan büyük konserler verebilmesine sebep olmuş Karsu’nun. Restorana onu dinlemek için gelenler bu korkuyu atlatmasında çok yardımcı olmuş. Artık her konser öncesinde ‘Çalmamı istiyorlar ki geldiler’ diyebiliyor.
Geçen ay Karsu’nun ilk albümü ‘Confession’ çıktı. Uzun zamandır aklında olan albüm yapma fikrini ancak şimdi gerçekleştirebilmiş. Çok genç olduğu için uzun süre müzik şirketleri ile kontrat bile imzalayamamış. Albüm ağırlıklı olarak caz ve blues üzerine kurulu. ‘Gesi Bağları’, ‘Her Şeyi Yak’ ve ‘Çok Uzaklarda’ ise albümün Türkçe söylenen şarkıları. Naçizane tavsiyem ‘Gesi Bağları’ performansını dikkatle dinlemenizdir.
Hollanda’da Karsu için kendi adını taşıyan ve hayatını anlatan bir belgesel çalışması da yapılmış. Bir gün babasının restoranına gelen yönetmen Mercedes Stalenhoef, Karsu’nun hayatını çok ilginç bulup beş günlük bir çekim yapmak istemiş. “Beş gün beş yıl oldu. Bizimle beraber New York’a da geldi, Hayat’a köyümüze de.” Beş yıl boyunca kamerayla yaşamak onun için oldukça zor olmuş. Sabahın erken saatinde eve doluşan kameralara gülümsemenin en büyük problem olduğunu söyleyen Karsu belgeselin galasında çok utanmış. “Düşünsene, sabahın köründe kalkmışsın, annenle kavga ediyorsun ve seni tanımayan insanlar dev bir ekrandan izliyorlar.”
Bu koşturmacalı hayatın içindeyken kendine vakit ayırmayı da ihmal etmiyor Karsu. Boş günlerinde pazara gidip alışveriş yapıyor, sinemaya gidiyor, yemek yapıyor ve festivalleri kaçırmamaya çalışıyor. “Mutfakta başarılı mısın” sorusuna verebileceği çok kesin bir yanıt var: “Bana ‘Müzikte başarılı mısın’ diye sorsan sana cevap veremeyebilirim. Ama mutfak benim alanım!”
Karsu, İstanbul’daki ilk büyük konserini geçen hafta CRR’de verdi. Konserin sonuna kadar herkes Karsu’yu pürdikkat izledi. Konser sonrası Karsu imza vermekle meşgulken konuştuğumuz babası bekledikleri ilginin iki katıyla karşılaştıklarını söyledi. Klasik bir aile yaşantıları olduğunu söyleyen baba Alpaslan Dönmez, Karsu’yu ‘inatçı, şirin ve kararlı’ olarak tanımlıyor. Deneyimlerini çocuklarına aktarırken onları da anlamayı es geçmeyen baba Dönmez, Karsu’nun konserlerdeki en büyük yardımcısı.
Karsu henüz çok genç. Fakat büyük işler yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. Hâlâ onu tanımayan şanssız güruha önerimiz bir an evvel internete girip Karsu Dönmez’i aratmalarıdır.