Gezi Parkı zamanlarında gençlere bakabilmek

Gezi Parkı zamanlarında gençlere bakabilmek
Gezi Parkı zamanlarında gençlere bakabilmek
Toplum Gönüllüleri Vakfı Genel Müdür'ü Yörük Kurtaran, 'Gezi Parkı gençleri'ni yazdı: "Geçen iki haftanın gençler özelinde analizini yaparken üç konunun üzerinde düşünmemiz gerekmekte..."
Haber: YÖRÜK KURTARAN / Arşivi

“Gezi Parkı başta olmak üzere geçen 15 günlük süreç, vatandaşların barışçıl eylem biçimlerinin yeni bir tezahürü olarak herhalde farklı disiplinlerden gelenler tarafından uzun süre incelenecek. Tabii bu analizlerin temel odaklarından biri de gençlerle ilgili olacaktır. Hem İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı’nın daha çok göstericilerin nabzını tuttuğu, hem de Konda’nın temsili bir örneklem üzerinden yaptığı araştırmalar bizlere bu konuda çok önemli ipuçlarını verecek verilerin ipuçlarını sağlıyor. Ancak bu dönem tüm olumluluğuna rağmen, Türkiye ’nin gençlerle ilgili temel algılarının bazılarının yeniden üretildiği bir süreci de beraberinde getirdi. Bugün bu süreçten bir toplumsal öğrenme çıkarmak gibi bir niyetimiz varsa – ki demokrasinin derinleşmesi için mevcut yapının gençlerin lehine de dönüşmesiyle ilgili bir tahayyül bu yaklaşımın temel taşlarından biridir – mevcut durumu farklı açılardan analiz etme becerisini de göstererek başka kamusal tartışmaların önünü de açmamız gerekir. Bu çerçevede geçen iki haftanın gençler özelinde analizini yaparken aşağıdaki üç konunun üzerinde düşünmemiz gerekmekte:

Neredeyse herkes gençleri kendi içinde kaynaşmış, homojen bir kitle olarak ele aldı. Mesela ‘Gençler ne istiyor? Gençlerin talepleri, bugünün gençleri...’ gibi soru ve önermelerle başlayan yazılar ve röportajlar, Türkiye’deki gençlerin birbirine benzeyenler olarak algılanmasını da beraberinde getirdi. Tabii ki belirli tarihsel koşulların ürünü olarak zamana ve mekâna göre belirli konularda ortaklaşan özellikleri var. Bunları gözardı etmemek gerekir.

Ancak en az bunun kadar önemli olan bir başka gerçek de bu yaklaşımın bir yorumunun, gençler içinde çoğulculuğu değil çoğunlukçuluğu temel alan bir katılımın da teorik alt zeminini oluşturabileceği tehlikesidir. Böylece gençler içinde istatistiki olarak ‘önemli’ ya da ‘yeterli’ sayıda olmayanların – ki gençlerin de farklı sınıflardan, inançlardan, görüşlerden, cinsel yönelimlerden geldiği bir gerçektir - ihtiyaçlarının, özellikle politika düzeyinde, görünür kılınması zorlaşabilir. Bu bir olasılıktır. Ancak Gezi Parkı öncesi – özellikle gençlik politikalarıyla ilgili konularda yaşadıklarımız - bu olasılığın güçlendiğiyle ilgili daha da endişeli olmamızı sağlamakta.

İkincisi ana akım medyada – özellikle bu eylemlerin şiddetsiz metotları da benimsemesiyle – toptancı bir ‘Bu gençler harika’ anlayışının hayata geçtiğine tanık olmamızdır. Bugün için gençlerle ilgili bu olumlu havanın olması, gençlerin hak çemberleri için bir sorun yaratmasa da bu toptancı anlayışların bir anda – yeniden - toptan olumsuz bir algıya dönüşebileceği riskini de görmek gerekir ki Türkiye tarihinin çeşitli dönemleri bunun için gayet iyi örnekler teşkil etmekte. Böylece gençleri bir değer olarak görme anlayışının ve bunun bir doğal sonucu olarak aslında onların bugün ve geleceklerini – kendi istedikleri biçimde – tayin edebilecekleri araç ve yaklaşımların oluşturulması ruh hali, bir anda gençleri bir sorun olarak görme anlayışına dönebilir. Bu da bu sorunu ‘çözmeye’ yönelik, başta politika olmak üzere, çeşitli araçların seferber edilmesi sonucunu doğurur. Bu açılardan mesela eğitim gibi alanlar gençlerin şansı ya da kâbusu haline gelebiliyor.

Belki burada bu toptancı anlayışın yerine, mevcut heyecanımıza gem vurarak, gençlerin bu toplumdaki herhangi bir başka kesim ya da grup gibi sesini duyurmaya ihtiyacı olduğu ve belirli tarihsel koşulların bir sonucu olarak çeşitli konularda çeşitli biçimlerde düşünebilecekleri gerçeğine kendimizi alıştırmamızdır.

Bir başka üzerinde düşünülmesi gereken konuysa gençlerin bir anda herkes tarafından ‘keşfiyle’ alakalıdır. ‘Gençler yarınlarımızdır’ anlayışının doğal bir devamı olarak bugünkü ihtiyaçlarının hep ertelendiğini bildiğimiz gençlerin, ancak Gezi Parkı gibi sosyal patlama anları sonrası üzerinde konuşulabilir bir kitle haline gelmiş olmasının ahlaki muhasebesini de herhalde, sakinleşince, hep beraber yapacağız. Öyle ki kamu politikaları nezdinde hem genç nüfusundan bu kadar gurur duyan, hem de genç başına senede 1 TL’den az bütçe ayıran nadir ülkelerden biridir Türkiye. Ancak bu sadece işin devlet kısmıyla alakalı değildir. Sivil toplum açısından da gençlerin ihtiyaçları ve gözlüğüyle mevcut sorunlara bakmak yerine tasarlanmış yaklaşımların sadece uygulayıcısı olmaları atfedilen gençlerin, sivil toplum kuruluşlarının bazıları tarafından da şimdi ya da yeniden keşfedilmesi, Türkiye’deki gerontokratik düzenin kılcal damarlarımıza ne kadar işlediğinin bir göstergesidir. Hatta bizlerin hayata nasıl baktığından bağımsız olarak, içeriği nasıl olursa olsun, bir ‘ideal genç’ tanımının yapılmış olmasını problemleştirmemek, ‘dindar bir gençlik’ isteyenlerin ellerine servis edilen bir koz olabilir.

Bu üç yaklaşıma ek olarak çok da konuşulmayan, oysa tam da – hazır insanlar gençleri konuşmaya başlamışken - zamanı gelen konulardan biri de Türkiye’de gençlere yönelik politikalar ve özelde Gençlik ve Spor Bakanlığıdır. Belki bunu da ayrı bir yazıda ele almak gerekecek.”

Yörük Kurtaran: İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi ve Toplum Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü.