Gölgeyi takip edin...

Gölgeyi takip edin...
Gölgeyi takip edin...
Lusin Dink'in ünlü yazar William Saroyan'ın 1964'te ata toprağı Bitlis'e yaptığı seyahatin izini süren 'Sarayon Ülkesi' filmi, bizim de takip etmemiz gereken bir rota çiziyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Topraklarından koparılmış bir ailenin çocuğu olarak bambaşka ülkelerde doğmuş olmak ama bütün bir hayatı uzaklardaki ülkeye dair anılarla yaşamak nasıl bir duygudur? Çoğumuz ülke değiştirmek zorunda kalmadık belki ama (siyasi nedenlerle bunu yapmak zorunda kalanlar hiç de az değil tabii) atalarımızın bağlı olduğu topraklarla aramızdaki mesafe bir biçimde açılmadı mı? Kimimiz ‘güvenlik’ gerekçesiyle boşaltılan/yakılan köylerimizi terke zorlanıp büyük şehrin varoşlarına sürgün edildik, kimimiz üç kuruş için ‘ev’ diye bellediğimiz/ ya da bize belletilen yerlerden kopmak zorunda kaldık. Ama çoğumuzun içinde “Bir gün barış gelirse, bir gün emekli olursam, bir gün durumum elverirse” şartlarıyla birlikte yeniden o topraklara dönme, en azından o topraklarla küçük de olsa yeniden bir bağ kurma, bir meyve ağacı dikme, iki bakla bir sofa bir ev kondurma hevesi yaşıyor. Peki ya asla dönemeyecek olanlar. Döndüklerinde, kendilerinden en ufak parça bulamamaktan korkanlar/bulamayanlar ne yapacak?
Lusin Dink’in ilk kez İstanbul Film Festivali’nde ulusal yarışma bölümünde gösterilen filmi ‘Saroyan Ülkesi’ bu soruya bir cevap aslında. Bitlis’ten sürgün edilen bir ailenin çocuğu olarak 1908’de Amerika’da doğan ama Bitlis’in hikâyeleriyle büyüyen, kendisini Ermeni ve Amerikalı olduğu kadar Bitlisli olarak da tanıtan William Saroyan’ın kafasından geçenlerle zaman zaman bizim kafamızdan geçenler arasında paralellikler yok mu? Saroyan’ın 1964 yılında, artık dünyaca ünlü bir yazar olduktan sonra, Bitlis’e yaptığı yolculuktaki gözlemleri bizimkilerle örtüşmüyor belki ama kaygılarını anlamak için sürgün bir Ermeni olmaya gerek yok. Köyleri yakılmış Kürtlerin, akarsularına kelepçe takılmak istenen Lazların, Gürcülerin, Hemşinlilerin ve Türklerin, topraklarını bıraktıkları ya da ailelerinin onlara anlattığı gibi bulacağını kim garanti edebilir?
Lusin Dink’in Saroyan’ın rotasını takip ettiği ‘docu-drama’sındaki zamansızlık, topraklarından kılıç zoruyla çıkartılan Ermeniler’in kaderinin bugün dahi ülkede bambaşka biçimlerde, görüntülerde devam ettiğini göstermek için belki de. Dink, belki de bu yüzden Saroyan’ın yazdığı binlerce sayfa arasından derlediği metinlerinde en çok çocukluk, aidiyet, toprak ve bellek üzerine olanları seçiyor. Tam da bu nedenle film, soykırımın acılarını bir kez daha tekrar etmekten, Saroyan’ın ağzından “Biz eskiden hep burada yaşardık” demekten imtina ediyor. Saroyan’ın incelikli diliyle filmin zamansızlığı birleştiğinde tarihsizliğin, sürgünlerin, katliamların aslında aynı yerde bütün zamanlarda var olduğunu anlamamız zor olmuyor.
Filmin kurmaca bölümlerinde Saroyan’ın çocukluğunu, çevresini net bir biçimde görürken, Anadolu’ya ayak bastığı andan itibaren yalnızca toprağa düşen gölgesini takip etmemizin de bir nedeni var. Çünkü Saroyan’ın gölgesini takip eden Lusin Dink’in kamerası değil, biziz. Ve o gölge bizi yıllardır kaçtığımız, yok saydığımız bir gerçeğe götürüyor aslında. Saroyan’ın yüzünü görebilmemiz için önce yüzüne bakabilecek duruma gelmemiz gerekmiyor mu?

SAROYAN ÜLKESİ

Yönetmen: Lusin Dink
Oyuncular: Ali Bayramoğlu, Artur Norikyan, Kevork Malikyan
Yapım: Türkiye , 2013
Süre: 72 dk.