Gönüllü sandık görevlileri neler yaşadı?

Gönüllü sandık görevlileri neler yaşadı?
Gönüllü sandık görevlileri neler yaşadı?
Tartışmaları süren 30 Mart yerel seçimleri Türkiye tarihinin en ilginç seçim maceralarından biri olarak tarihe geçti. Bu sene binlerce gönüllü de resmi görevlilerin yanı başında, geceyarılarına kadar 'sandık nöbeti' tuttu. Geçen hafta, Radikal Cumartesi'de görüşlerine verdiğimiz gönüllülere dönüp "Pazar günü görev başındayken neler yaşadınız?" diye sorduk. İşte altı gönüllü sandık görevlisinin anlattıkları...

Elfenerli delikanlılar okula doluştu

ELA ERGÜNEY

29/ Kimyager, Bostancı’da yaşıyor, Başakşehir’de görevliydi.

Oy ve Ötesi’nden arkadaşlarımla Başakşehir’de bir okulda görev aldık. Aslında bütün gün çeşitli tuhaflıklarla doluydu. Oy ve Ötesi ile birlikte Oy ve Ötesi’nden geldiğimizi söylememeyi kararlaştırmıştık. Zaten sandık başkanı bana bayağı şüpheyle yaklaştı. "Kimsiniz, nereden geldiniz?" vesaire. Halbuki görevli kartım olmasa bile orada bulunma hakkım var. Oy kullanma süresinde telefonların bırakılmasını ben sağladım. Yoksa herkes içeri telefonuyla girecekti. Sonra ne zaman bir şeyleri belgelemek üzere elime telefonumu alsam, sandık başkanı "Ama Ela Hanım yasak değil mi?" diyerek sinir bozdu. Bir ara bir şey için sandık başından ayrıldım ve bir panelvandan AKP bayraklarının göründüğünü fark ettim, içeri yemek taşıyorlardı. Olur da lazım olur diye bir fotoğraflarını çektim, o sırada arabayı kullanan adam üzerime yürüdü "Sizi şikayet edeceğim, ya benim arabamı yaksalar ben seni bir daha nereden bulacağım?" diyerek. Bir anda etrafımız kalabalıklaştı. Yanında bulunan insanlar adamı "Boşver, daha çok okul gezeceğiz uğraşma" diye sakinleştirmeselerdi iş karakola kadar gidecekti. Oy sayımı yaklaşık 00.30’da bitti. CHP bina sorumlusu benim sandığıma ait oy çetelesini benden istedi. Biz sonuç tutanaklarını alalım ve oy çuvallarının başına bir şey gelmesin diye ilçe merkezine kadar gidelim diye beklerken, okula 20 kadar polis geldi. Yetmezmiş gibi bir de civar mahallelerin delikanlıları el fenerleriyle binaya doluştu. Biz elektrik mi gidecek ne olacak diye beklerken oyların bir kısmı arka kapıdan çıkarıldı, bir otobüse yüklendi. Otobüse zor yetiştik ve takip etmeye başladık. Ancak henüz sonuçlar belli olmamışken Başakşehir halkı havai fişekler eşliğinde çılgınca kutlamaya başlamışlardı. Trafik kilitti. O anda trafik fırsat bilinerek oylar otobüsten indirildi ve merkeze yürüyerek götürüldü. Sonrasını takip edemedik.

 

Birlikte yaşamak aslında mümkünmüş

MELİS BEHLİL

40/Öğretim Üyesi, Beyoğlu’nda yaşıyor, Fatih’te görevliydi.

 

30 Mart’tan hatırlamak istediğim üç şey var. İlki, Zeytiburnu’ndaki sandığımın işleyişi. Dört kişilik sandık kurulu ve birkaç müşahit, bütün günü muhabbet içinde, gerektiğinde kapının önündeki sıra tartışmalarını sakinleştirerek, birbirimize yiyecek-içecek ikram ederek, birbirimize destek olarak geçirdik. Sayımda (özellikle başkan sayesinde – partisini bilmiyorum) herşey kitabına uygun yapıldı; herkes hiçbir endişeye yer verilmeyecek şekilde özenli, tüm yorgunluğuna rağmen şevkle çalıştı. İkincisi, sandığımın müşahitlerinden iki genç: BDP’li Fatoş ve MHP’li Halit. 20’lerinin başlarında ikisi de; sıkıldılar da özellikle sonlara doğru ama iş edindiler, takip ettiler, dikkat ettiler. Daha da önemlisi kendi aralarında muhabbet ettiler, şakalaştılar, her birinin partisinin aldığı oyda birbirleriyle tatlı bir rekabete girdiler. Birlikte yaşamın aslında ne kadar mümkün ve belki basit olduğunu tekrar gördüğüm bir deneyim oldu benim için. 2007’de de sandık gözlemcisi olmuştum, o zaman da Saadet Partisi’nin görevlisiyle ne kadar rahat çalıştığıma hayret etmiştim. Sandık başları benim Gezi’den de fazla ‘öteki’ ile burun buruna gelip birlikte bir şeyler yaptığım yer oldu. Üçüncüsü de mahallenin Tekel bayii sayesinde: Yorgun argın saat 11’de eve giderken canım bir bira çekti. Çok çekti ama! "Bugün ve bu saatte bira almam çok imkânsız değil mi?" diye sordum,"Evet abla" dedi, televizyondaki bir takım seçim haberlerine Kürtçe söverken. 17 saattir sandık başında olduğumu söyleyince saniye sektirmeden "Al bi tane" dedi; hayatımın en lezzetli birasını içtim...

 

Sandık görevlilerinden daha bilgiliydik

AYŞEN AKSAKAL

34 / Reklam Ajansı Kurucu Ortağı, Eyüp’te yaşıyor, Eyüp’te görevliydi.

 

Oy ve Ötesi ekibi olarak görevli olduğumuz okula en erken biz geldik. Sandık görevlilerinden bile önce okuldaydık. Gün boyunca 06.30’dan geceyarısından sonra oylar teslim edilene kadar da oyları bekledik. Bu tecrübe bize şunu öğretti:

Sandık görevlileri de parti görevlileri de net bir bilgiye sahip değiller. Oy ve Ötesi Eğitimi gibi bir eğitimden geçmemişler. Ortam kolay manipule edilebilir durumdaydı; güvenliği sağlayıp, işleyişi düzenleyip aynı zamanda işi dürüstçe yapmak cidden tecrübe işi.

Örneğin; muhtarlık seçim zarfından oy pusulası ya da belediye seçiminden muhtar kağıdı çıkarsa o zarftaki tüm oyların iptal edilmesi gerekiyor. Bunu hiçbir sandık görevlisi bilmiyordu. İsim listesinde nüfus kağıdıyla karşılaştırma yapılıp, nüfus kağıdı alınıp, oy işlemi sonrası imza attıktan sonra verilmesi gerekiyor. Bunu sisteme oturtamayan sandıklar vardı. Hiçbir sandık görevlisi 17.00 sonrasını tam olarak bilmiyordu, tutanak defterinden okuyarak ne yapılacağını çıkarmaya çalışıyorlardı. Önce zarfların sayılması gerekir, sonra iptal zarfların komple ayıklanıp geçerli zarflar açılacaktır. Bu gibi formaliteler o an; işleyiş esnasında bizim Oy ve Ötesi eğitimi ve e-posta ile iletilen eğitim kitapçıklarından gördüğümüzü anlatmamız sayesinde yapılabildi.

Kumanyalar partilerden geliyor ve iyi iletişim kurulamayan sandıklarda eşitsizlik ve huzursuzluk yaratıyor. İlişkiler geriliyor. Burada da objektif bir göz olarak bulunmak ve ortamı sakinleştirmek gerekiyor, zira bazı gerilim ve arbedeler başka olayları örtbas etmek için yaratılabiliyor.

Benim okulumda 18 sandığın tamamına yakınında Sandık Kurulu’nda olmasalar bile tutanakları Oy ve Ötesi görevlileri tamamlayabildi. Çoğu sandık görevlisi bunu yapabilecek bilgiye haiz değildi. Tutanak asıllarını "Biz iktidar partisi olduğumuz için biz alıyoruz" diyen görevliler de oldu. Ancak çabalarımızla engellendi.

Sınıftaki yoğunluğun yönetilemediği anlarda araya kimlik vermeden ve imza atmadan kaynamaya çalışanlar oldu. Bunlar da ekibimizce engellendi. Süreç sanıldığı gibi sistemli ve profesyonel değil. Bu bize şimdiye kadarki seçimlerdeki rahat davranışımız için vicdan azabı çektirdi.

İki gün sonrasında hâlâ belimiz ve ayaklarımız ağrısa da bu yorgunluk manen öyle rahatlatıcıydı ki, bundan sonraki her seçimde, gerekirse 24 saatimizi ve hatta 48 saatimizi yine vermeye hazırız. İki gün uykusuz kalmamak adına, elimizden yıllar gidiyor.

Tüm sandık görevlileri ve başkandan aldığımız iltifat; en bilgili, en işlevli ve en örgütlü grubun bizim olduğuydu. Kendimizle de Oy ve Ötesi ile de gurur duyduk.

 

Sanki başka bir ülkedeydim...

CEYDA KÖSEOĞLU

54/Emekli Bankacı, Şişli’de yaşıyor, Küçükçekmece’de görevliydi.

 

Sabah çok erken saatte kendi oyumu kullandıktan sonra Küçükçekmece’de bir ilköğretim okulunda Oy ve Ötesi görevlisi olarak görevliydim. Oy ve Ötesi gerçekten çok iyi organize olmuş, bizleri cok iyi hazırlamış ve her türlü dökümanla bizleri sahaya göndermişti. Hemen bir Whatsapp grubu kurarak okulda görevli tüm arkadaşlar ve okul sorumlumuz birbirimize bağlandık ve gün boyu haberleştik. ‘Evet’ mühürlerinin okula YSK’dan bir saat geç gelmesi sebebiyle çok uzun kuyruk olmuştu ve gerilim yüksekti.

Oy kullanmaya gelen kadınların çoğu siyah çarşaflı ve tesettürlü. Bazıları Kürtçe tercümanla gelmiş, bazıları da okuma yazma bilmiyordu. 312 kişilik sandıkta 277 kişi oy kullandı ve insanların yoksulluğu bariz bir şekilde gözleniyordu. Öyle ki boynumdaki gümüş kolyeden utandım ve kaşkolumla sakladım. Oy kullanım oranı çok yüksekti; hamileler, çocuklular, sakatlar, yaşlılar saatlerce kuyrukta beklemeyi göze alarak, zaman zaman bağırıp çağırarak, çoğunlukla da şaşkınlık içinde oylarını kullandılar. Mührü nasıl kullanacağını soran, yardım isteyen pek çok seçmen vardı.

Bulunduğum sandık kurulu başkanı ve üyeleri gördüğüm en dürüst çalışan, şeffaf, yasaya bağlı insanlardı. Gözetmenler olarak dört kişiydik. HDP gözetmeni olarak trafik sıkıştığında helva ve su satan bir genç, SP gözetmeni olarak çarşaflı bir hanım, AKP’li bir başka genç ve ben LDP gözlemcisi ıslak imzalı tutanak almak için olarak oradaydık.

Yüzlerce insan arasında kendimi inanılmaz yalnız hissettim, hepsi kendi aralarında çok uyumluydu ve sayısal olarak çoktular. Benim yaşadığım yere yarım saat uzaklıktaki bu yer sanki binlerce km uzakta başka bir ülkeydi. Ben ki kendimi kamusal yerlere çok girip çıkan, her türlü manzarayı gören biri sanırken bir başka boyuta fırlatılmıştım. Burası İstanbul’du. Bu insanlarin anlayacağı dille onlara ulaşmak demek onları fethetmek demekti, bizler ulaşamıyorduk. Ancak birbirlerinin dilinden anlıyorlardı.

Bizim çocukları düşündüm, Gezi gençlerini düşündüm, oradaki insanları düşündüm, nasıl olacaktı? Bu kadar ayrı dünyaların insanları nasıl başaracaktı bir arada yaşamayı? Bu deneyimi herkesin mutlaka yaşaması gerektiğini düşündüm. Yerimizden kımıldamadan anlamaya imkân yok. Bu insanların dilinden anlıyor başbakan, onlar birbirlerini anlıyor, hiçbirinin umurunda değil ötesi... Yanımdaki Kürt arkadaş "Ben Sırrı abey için ölürüm" dedi mesela...

Sandıktan büyük farkla AKP, ardından ikinci parti olarak HDP ve ücüncü parti olarak CHP çıktı. Gözlemim sandıktan çok insanlara oldu. Zira gelmiş gecmiş en dürüst çalışan sandık bana düştü.

 

 

Yanlışlıkla ışığı kapatınca...

MELİSA KUTLUĞ

23/Öğrenci, Beykoz’da yaşıyor, Beykoz’da görevliydi.

Sabah arkadaşım Sercan’la güne epey erken başladık çünkü saatlerin bir saat ileri alındığını zannediyorduk. Bir saat bekledikten sonra oyumuzu verdik ve gözetmen olacağımız okula gittik. Çok merkezde bir okul olduğu için çok sayıda gözetmen vardı. Telefonla bize ulaşan ve az gözetmen olduğu söylenen okullara gitme kararı aldık. Riva’daki, Beykoz’un çevre köylerindeki okullara giderek gözetmenliği sürdürdük. Gittiğimiz ilk okul AKP’nin yüksek oy alması beklenen bir bölgedeydi. Bu yüzden sayım zamanı yine aynı okula geri döndük. Sayım sırasında ortam çok gergindi. Herhangi bir olay çıkmadı ancak hava karardıktan sonra sayımları izlerken kolumun lamba tuşuna değmesi ortalığı iyice gerdi. Yanlışlıkla ışığı kapatmamla birlikte sınıftan uğultu kelimesinin yetersiz olacağı bir ses yükseldi ve oy sandığına doğru hareketlenmeler oldu. (Bu hareketlenme ışıklar söndüğünde "Seçim sandığına oturun" tavsiyeleri yüzünden olmalı!) Hemen telaşla ışığı tekrar açtım ve özür diledim. Ortam biraz sakinleşmişti. Sandık başkanının gayet hassas olduğunu söyleyebilirim. Her oyu tek tek herkese gösterdi. Kapıları kapatmadı, isteyen herkes girip sayımı izleyebildi.