'Göz göre göre bir çocuğu yok ettik'

'Göz göre göre bir çocuğu yok ettik'
'Göz göre göre bir çocuğu yok ettik'
Ferzan Özpetek'in bugün gösterime giren filmi 'Kemerlerinizi Bağlayın', aşk, evlilik, dostluk ve ölüm üzerine duyarlı bir yolculuk. Filmin önceki günkü galasına Berkin Elvan damga vurdu.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

14 yaşında bakkala ekmek almaya giderken bir kuş gibi örselenen, yaşamak için verdiği savaşı 269 gün sonra kaybeden Berkin Elvan’ı binlerce kişinin uğurladığı günün akşamı Ferzan Özpetek’le filminin galası öncesi buluşmaya gidiyorum. Günün neredeyse tek ertelenmeyen etkinliğine... Arabayla ilerlerken bir yandan kalabalıklardan ayrılmış yürüyen gençlere bakıyorum. Aklıma dün gece okuyup bitirdiğim Ferzan Özpetek’in ‘ İstanbul Kırmızısı’ romanından bölük pörçük cümleler geliyor: “Her birimiz Gezi Parkı’nın bir ağacıyız. Küçük grup parka yaklaşırken haykırılan sloganlar, atılan tweet’ler böyle söylüyor. Ellerinde sadece cep telefonları. Cep telefonlarıyla devrim yapan bir kuşak. Ve sonra ormanın düşmanları görünüyor: TOMA’lar...”
Özpetek’in filmlerinden alışkın olduğumuz tesadüfler yine onunla beraber. Romanının son bölümünde Gezi Parkı direnişi kahramanlarının hayatına karışmıştı. Yeni filmi ‘Kemerlerinizi Bağlayın’ın ilk gösteriminin yapılacağı akşam ise İstanbul sokakları yine mahşeri kalabalık, bu kez elinde ekmeği ‘o ağaçları’ izleyen bir çocuk son yolculuğuna uğurlanıyor.
Ferzan Özpetek, ‘Kemerlerinizi Bağlayın’ın galasını erteleyip ertelememe konusunda çok kararsız kalmış. Ama sonunda “Berkin’i anar, olayları konuşuruz” düşüncesi ağır basmış. Tabii bu ertelememede bir diğer etken de Bari’de ‘La Traviata’ operasını sahneye koyacak Özpetek’in provalar sürdüğü için ertesi sabah İtalya’ya dönecek olması...
Özpetek, sanıyorum hayatının en duygusal basın toplantılarından birini yaptı. Hepimiz gibi o da son dokuz aydır ama özellikle de 17 Aralık’tan beri olan bitenler karşısında şaşkın ve kızgın. Öte yandan son romanını ithaf ettiği 89 yaşındaki annesini bir daha görememe olasılığı... Hastanede üç saat annesiyle ana-oğul ilişkilerinin konuşulmayanlarını da konuşmaları ve ölümü bu kadar yakın hissetmek, onu yormuş. Ancak yine de “Ölüm çok can sıkıcı ama sıralı ölüm dert değil. Ancak bir çocuğu kaybetmenin acısına katlanmak çok zor. Mezbahada bile yanlışlıkla çok küçük bir süt danası kesilirse olay çıkar, bırakılırmış, biz göz göre göre bir çocuğu yok ettik” diyor.
Sonra sıra ünlü yönetmenin 10’uncu filmi ‘Kemerlerinizi Bağlayın’a geliyor. Zaten tüm bu konuşmalar olurken filmin iki başrol oyuncusu Kasia Smutniak ve Francesco Arca, sahnede Özpetek’le beraber.
Polonya asıllı Kasia Smutniak İtalya’da tanınmış bir oyuncuymuş. Zaten kocası da filmin yapımcısı. Erkek oyuncu Francesco’nun ise bu film sinemadaki ilk denemesiymiş. Film geri dönüşlerle 13 yıllık bir zaman diliminde geçtiği için sadece makyaj ve yaşlandırma hileleriyle yetinilmemiş; çekimler sırasında bir ay ara verilmiş, filmin başrol oyuncuları 10-12 kilo almak zorunda kalmışlar. Hatta Kasia’nın dört aylık süre içinde hem kilo alması hem de vermesi gerekmiş.
Ferzan Özpetek, ‘Cahil Periler’, ‘Karşı Pencere’, ‘Kutsal Yürek’, ‘Bir Ömür Yetmez’, ‘Mükemmel Bir Gün’, ‘Serseri Mayınlar’ ve ‘Şahane Misafir’ filmlerinde olduğu gibi yine yaşamından, dost ve arkadaş çevresinden esinlenen duygularını ve hayata bakışını anlatan bir filme imza atmış.
Özpetek, birkaç yıl önce, ağır hastalık geçiren bir kadın arkadaşı için evde parti verirken uzun yıllardır evli olan hasta arkadaşına kocasının aşk dolu bakışını yakalamış. Sonra “Bunu soracak kadar samimiydim” dediği arkadaşını bir kenara çekerek “Hâlâ birlikte olabiliyor musunuz?” diye sormuş. Aldığı “Evet, bu halimle bile benimle yatmak istiyor, beraber oluyoruz” cevabı bu filmin omurgasını oluşturmuş. ‘İstanbul Kırmızısı’ romanı ve ‘Kemerlerinizi Bağlayın’ filmi arasında bir paralellik yok. Sadece filmde romandaki bazı sahneler ve cümlelerden esinlenmeler var. (Sanıyorum Özpetek’in bundan sonraki film projesi İstanbul Kırmızısı romanından daha çok izler taşıyacak.)
Ancak Özpetek’in öyküsü diyebileceğimiz ‘anı romanı’ olurken onun bir filmin yapısını kurarkenki mantığını anlıyor insan. Ve önceki filmlerinde olduğu gibi iki ülke kültürünün, insani tepkilerin ne kadar çok birbirine benzediği bir kez daha net bir biçimde görülüyor.
Dostluk, aile ilişkileri, evlilik, aşk ve ölüm konusunda yine duyarlı bir yolculuğa çıkarıyor bizi Ferzan Özpetek. Eminim filmi yine “Aynı şeyleri söylüyor, ağır tempolu, dünyayı kendinin ve arkadaşlarının çevresinde dönüyor zannediyor” diye eleştirenler olacaktır. Ama ben filmi bir bütün olarak sevdim.
Tam da onun hayal ettiği gibi kimi zaman hüzünlenerek kimi zaman gülerek izledim. Siz de izleyin derim. Hatta okumadıysanız romanını da eşzamanlı okuyun. İnsani duygulara çok çok ihtiyacımız olan şu günlerde iyi geliyor...

Antonio'nun meselesi

FERZAN ÖZPETEK İLE AKAK ÜSTÜ

Filmin ilk gösterimini Roma’da yaptınız tepkiler nasıldı?Ben bir senaryo yazarken ya da bir film çekerken hem ağlarım hem gülerim. İzleyiciden de genellikle aynı tepkileri alırım. Bu filmde de öyle oldu. Roma ve Lecce galalarından ve son üç gündür gösterimlerden gelen izlenimler filmin sevildiği, beğenildiği yönünde.

‘Kemerlerinizi Bağlayın’ı filmografinizdeki diğer filmlerinizden ayıran, farklılık getiren bir özelliği var mı?İlk defa dijital bir film çektim. Nuri Bilge Ceylan tanıştığımızdan beri hep anlatır, söyler dijital filmin farkını, kalitesini. Zaten film öncesi de uzun uzun konuştuk. Her anlamda filmimden, çıkardığımız sonuçtan çok memnunum.

Film İtalya’da kaç kopya gösterime girdi? Türkiye ’de kaç kopya girecek?Bu soruyla yarama parmak basıyorsunuz. Tüm filmlerimde takıntılı olduğum bir konu vardı. Filmin gişesi beni çok ilgilendirirdi. Ama bu kez yaşlandım mı ne, bir huzur geldi üzerime. Yaptığım işten memnun olmam, çektiğim dönemdeki duygularım artık benim için daha önemli. Soruya gelince İtalya’da 400 kopya, Türkiye’de ise 39 kopyayla gösterime girdi.